Şimdi düşünelim: Aynı anda üç kapıdan çıkabilen, zamandan ve mekândan müstağni olduğu söylenen bir adam! Bu anlatılanlar İslâm’ın hangi temel kaynağında var? Kur’ân’da mı geçiyor, sahih hadislerde mi var? Yoksa birilerinin fazlaca hayal gücünü kullanıp kaleme aldığı masallar arasında mı saklı?
Kelama bulaşanların vaziyeti işte budur. Akıl yürütme hevesiyle yola çıkarlar, fakat hakikatten uzaklaşıp hurafeler diyarında kaybolurlar. Her meseleyi delil ve akıl süzgecinden geçirme iddiasıyla övünen bu zatlar, şimdi fizik kanunlarını altüst eden, uzay-zaman kavramlarını yok sayan bir evliya anlatısıyla avunuyorlar. Kelamcılar, aklın hududunu bilmeyip her şeyi yorumlamaya kalktıklarında, işte böyle gülünç hallere düşerler.
Meğer bu hurafei nur tüccarları, “Somuncu Baba”yı evliyalıkta öyle bir dereceye çıkarmışlar ki, aynı anda üç kapıdan çıkacak hâle getirmişler! Oysa bizim inandığımız İslâm, Allah’ın koyduğu düzeni (sünnetullah) esas alır. Allah Resûlü ﷺ bile fizikî kurallara tabi idi. Bir yolculuk yapacaksa yürürdü, bir yere girecekse kapıdan girerdi. Ama kelamcıların gözünde bir somuncu, aynı anda üç kapıdan çıkabiliyor! Ne büyük keramet(!)
Hz. Ebûbekr Sıddık, Hz. Ömer, Hz. Osman, İmâm Âzam Ebû Hânife, İmâm Mâlik, İmâm Şafiî, İmâm Ahmed, İmâm Hammad, İmâm Taberî, İmâm Buhari رضي الله عنه ve daha nice ehli sünnet âliminin ulaşamadığı bir mertebe...
Bu hikâyeyi anlatanlar, evliya sevgisini hurafeye boğarak mahvedenlerdir. İslâm dinine hâlel getirenlerdir. Bilmiyorlar mı ki, Allah dostu olmak, fizik kurallarını altüst etmekle değil, Allah’a karşı takvâ sahibi olmakla olur?
Ayetlerde Allah dostu denince üç kapıdan birden çıkabilenlerden mi bahsediliyor? Elbette hayır. Allah dostlarının alameti, gaybı bilmek, zamandan mekândan müstağni olmak değil, takvâda sebat etmektir. Ama kelamcı aklıyla hareket edenler için bu yeterli olmaz; mutlaka göreni hayrete düşürecek, aklı dumura uğratacak bir şey uydurmak zorundadırlar.
Asıl trajikomik olan şudur ki; bu tür saçmalıklara Îmân edenler, Allah’ın kudretini anlamak yerine insanları “yarı ilah” konumuna çıkarır. İtiraz edince de, “Sen Allah’ın kudretini inkâr mı ediyorsun?” diye çıkışırlar. Hâlbuki Allah Azze ve Celle'nin kudreti sonsuzdur; fakat bu kudreti keyfî hayalleriyle karıştıranlar ancak sapkınlar topluluğudur.
Kelamcıların iflah olmamasının sebebi de işte budur. Sınırı aşar, hayali hakikat sanır, hurafeyi dinin özü gibi anlatırlar. Ne demiş İmam Şafiî (rahimehullah):
"Kelam ilmiyle uğraşanların sonunda vardıkları yer şüphe ve bid'attir."
Ey mü’min kardeşim, gözünü aç! İslâm, gökten inen bir nizamdır; yerden uydurulan masallarla değil, vahyin aydınlığıyla yaşanır. Allah’ın dinini masal kahramanlarının eline bırakma; hakikati öğrenmek için Kur’ân’a ve sahih sünnete sarıl! Yoksa aynı anda üç kapıdan çıkma hikâyelerine inanacak kadar aklını kaybedersin!
Kelam ile ilgili selef âlimlerinin görüşlerini yorumda paylaşacağım. Rabb'im hakkı hak batılı batıl bilip âmel etmeyi cümlemize nasip etsin.