Puan vermedi·380 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Mart 2025 00:03 Türkiye'nin modernite deneyiminin neye benzeyeceği , ya da neden müzdarip olduğunu bahsi geçen yıllarda bir düğün gecesinde birkaç saatlik zaman diliminde anlatmaya çalışıyor yazarımız.
Kahramanlarımızın diyalogdan çok monolog halinde okuyucuya anlatıkları, en azından benim anladiklarım bu yönde.
Kollektif bilincin yaşadığı bölünmenin, kamusal alandaki ikircikli yapıya dönüşmesi ile taraf olmanın zorluğu ve taraf olmanın boşluğu aynı anda tatminsiz yaşamsal pratiklere dönüşüyor. İthal edilen izm'lerin muhafazakar yapı içinde kayboluşu, muhafazakar yapının ise sermaye karşısında yaşadığı eğreti dönüşüm aydının tıkanıklığına ve güdüklüğüne dönüşüyor. Fedakarlığın yaslanmak istediği dokunun kofluğu ile karşılaşan bireyin nihilizme yönelişi ise aydının ve toplumun en büyük çıkmazı gibi görünüyor.
Kısacası gelişen ve dönüşen dünya (avrupa) göz önüne alındığında, Türkiye ölçeğinde oluşması beklenen değişimin uygun bir iklime kavuşamaması ve entelektüel derinliğin beklenen düzeyde olmaması nedeni ile bundan müzdarip bir toplumda oluşan gerilimin prematüre haline getirdiği modernitenin yansımalarını bir iç sesin pek de umutlu olmayan anlatımıyla öğreniyoruz. Fransız edebiyatında Prust'un içinde konuştuğu zaman ile yazarımızın 70 li yılların Türkiye'sini sıkıştırmaya çalıştığı zamanı teknik açıdan anlamaya çalışırsak sanırım her iki toplum hakkındaki sosyolojik zaman farkına da farklı bir açıdan bakma imkanı bulabiliriz.
O günlerden bu güne kamusal dolaşıma giren kavramlara ve tartışmalara baktığımızda bu yapının korunarak geldiğini , ütopyanın ve mitolojinin kavranışında barışık olmayan bir takım öğelerin hala canlı olduğunu görmek büyüyen ama gelişemeyen bir toplum olduğumuzun göstergesidir.
Kitapla ve sevgiyle kalın...