8/10
·486 syf.··
Beğendi
·
2025 10. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2025 15:43
“Hüzün mutluluğunun ikinci adıydı artık.“ Sayfa 486 Küçük Ağa, Tarık Buğra'nın Osmancık ile birlikte en bilinen romanlarından bir tanesi. Konusu; Milli Mücadele. Eser, Akşehir'de bir Kuvay-ı Milliye oluşumu ile başlıyor. Tarık Buğra'nın Milli Mücadele dönemini yazarken merceğini Akşehir'e tutmasının bir nedeni var. Çünkü kendisi Akşehir'li ve babası da o bölgenin zengin bir kütüphane sahibi, edebiyat ile bağı olan ve aynı zamanda hukukçu olan Mehmet Nazım Bey'dir. Romanın içinde Akşehir'de Kuvay-ı Milliye hareketini destekleyen ve mücadele eden bir Reis Bey bulunmaktadır, kendisi Ağır Ceza Reisidir. Ve bu karakter çok büyük ihtimalle Tarık Buğra'nın babasıdır. Ve bunun sonucunda da Küçük Ağa'da anlatılanların ana konu itibariyle Tarık Buğra'ya babası tarafından nakledildiğini ve böylece eserin gerçek yaşananlar ile kuvvetli bir bağ taşıdığını söyleyebiliriz. Kitaba ismini veren karakterin Küçük Ağa olarak ismi ilk defa 257 nci sayfada geçiyor. Halbuki bu karakter çok önceden hikayeye girişini yapmıştı. Burada spoiler vermemek için başkaca bir bilgi vermiyorum. Satırları okurken bir kez daha anlaşılıyor ki biz sadece yabancı düşmanlar ile savaşmamışız. Bu savaşın öncesinde, sırasında ve hatta sonrasında kendi içimizde de savaşlarımız olmuş. Öncesinde; İstanbul ve Ankara hükümeti nedeniyle bir ikilik yaşanmış ve bu ikilik doğal olarak halka da sirayet etmiş. Bir tarafta Kuvay-ı Milliye taraftarları ve diğer tarafta ise İstanbul Hükümeti'ne olan bağlılık. Ve bu ortam nedeniyle ortaya çıkan bir de eşkiya çeteleri. Önce eşkiya çetelerini bertaraf etmek için verilen bir mücadele, sonra da Kuvay-ı Milliye'ye katılımı arttırmak için verilen mücadele. Tabi bu sırada ülkenin bir çok yerinde işgaller var. Bu yabancı düşmanlara sıkılması gereken kurşunlar, önce içte ki birliği ve dirliği sağlamak için, iç de sıkılıyor. Sırasında ise artık Kuvay-ı Milliye güçlenmiştir ve düşman ile savaşmaktadır. Özellikle Çerkes kardeşler yani Ethem ve Tevfik Bey ön plandadır. Fakat bu sefer de onlar ile merkezi ordu kumandanları arasında sorunlar başlıyor. Merkez ordunun başında yer alan İsmet paşa dizginleri elinde tutmak istiyor fakat Çerkes kardeşler de artık bir güç olmuşlardır ve onlar da kendi bildikleri ve inandıkları usül ile savaşmaya devam etmek istemektedirler. Ve aralarında önce fikir ayrılıkları, kopmalar yaşanıyor ve sonrasında ise çatışmalar. Tabi bu sırada düşmanlar yurt içinde ve işgaller var. Ve biz bütün bu iç sorunlara rağmen düşmanı tepelemeyi başarıyoruz. Tabi bir çok kayıplar var. Hani ne şehittir ne gazi diyebileceğimiz bir çok can kaybı veya acısı var. Ve üstelik bunlar kendi içimizde ve kendi kurşunlarımızla. Bu da ayrı bir trajedi. Sonrasında ise artık yurt düşmanlardan kurtarılmıştır ve bu sefer de iktidar kavgası ve eskiden gelen hesaplaşmalar dönemi başlıyor. İttihatçı kadroların tasfiyesi, muhalifler, yüzellikler vesaire derken aslında sular yine durgun değil. Özellikle yeni başkent Ankara sürekli dalgalı ve kaynayan bir deniz halinde. Artık sıcak savaş bitmiş ve soğuk savaş başlamıştır. Özellikle 1924 ile 1930 arasında idam sehpaları harıl harıl çalışmaktadır.. Sehpaya çıkanlar ile inenler arasında siyasî, askeri, dini gibi farklı grupların üyeleri bulunmaktadır. Seyyar İstiklâl Mahkemeleri dolaşıp durmaktadır. Ve bu mahkemelerin önde gelen reislerinden Kel Ali'nin yani Ali Çetinkaya'nın hukuk eğitimi bile yoktur ve üstelik bu zat Meclis içerisinde Halit Paşa'yı silahla vurup öldürmüştür (13 Ocak 1925). Ve üstelik bu Ali Çetinkaya reislik yaptığı İstiklâl Mahkemelerinde onlarca idam kararı vermiştir. Velhasıl bu millet çok acılar çekti. Hadi dış düşmandan çektiğimiz acıları anlayabiliyorum, onlarla savaşırız ve ölürüz şehit oluruz, kalırız gazi oluruz. Fakat iç de kendi kendimize çektirdiğimiz acıları anlayamıyorum. İstiklal Mahkemelerinde ki bir çok idamı anlayamıyorum. Dersim katliamını anlayamıyorum. Dersim'i havadan uçak ile bombalayan Sabiha Gökçe'nin bir havaalanına isminin verilmesini anlayamıyorum. Küçük Ağa okunmasını tavsiye edeceğim iyi bir tarihi roman. Ve naçizane diğer bir tavsiyem de; tarihi ve özellikle yakın tarihimizi objektif bir gözlük ile iyi araştırmalı, iyi okumalı ve doğru düzgün analiz etmeli. Eserin ana karakteri Küçük Ağa olmakla birlikte, eserin yıldızı ise -son bölümlerde yer almasına rağmen- güçlü bir karakter olan Çerkes Ethem'dir. Çerkes Ethem kimilerine göre hain, kimilerine göre ise kahramanlardan biri. Fakat açık görünen bir şey var ki o da Çerkes Ethem'in hem lider özellikli çok güçlü bir kişilik olduğu hem de sağdan soldan topladığı insanlar ile yaklaşık dört bin kişilik bir kuvvet oluşturup, Milli Mücadelenin başlarında Yunanı püskürtmek konusunda verdiği başarılı mücadeledir. Bu vatanın o dönemde verdiği mücadelede emeği olan her can'dan Allah razı olsun deriz. İncelemeye Tarık Buğra'nın TRT'ye seksenli yıllarda verdiği röportajı da ekliyorum: youtu.be/cCb0lRuIBOg?si=... Son olarak Tarık Buğra'nın Osmancık eserini de mutlaka tavsiye eder, herkese faydalı okumalar dilerim.
Küçük AğaTarık Buğra · Ötüken Neşriyat · 200011,9bin okunma
·
112 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.