Kitabı an itibari ile 2 dakika önce bitimişim. Kısa özet isteyenler için birkaç cümle aktarıp devamında uzun incelememe devam edeceğim.
Kitap ilk bölümlerde hatırı sayılır bir sıkıcılıkla ilerliyor. Devamında asıl olayların başladığı bölümde güzel devam edip bir tempo yakalıyor. ve hızlanarak artıyor ufak bir düşmeden sonra neredeyse son 30 sayfa boyunca yokuş aşağı giden bir kamyon gibi süratle ilerleyip duvara toslayarak bitiyor. Şayet okumadıysanız duvara toslamak deyiminin hafif kalacağını anlayacaksınız okuduğunuzda.
DETAYLI İNCELEME
Ve evet gelelim Raif bey'e. Günümüzde arkadaşlarımız ile sıklıkla şakasını yaptığımız "Varoluşsal sancılar" geçiren herkesten bir parça oldukça asosyal ve sorgulayıcı bir tip. Yazarın okuduğum ilk kitabı oluyor kendisi ve anlatım dilini başlarda gördüğümde ne kadar sıradan bulsam da kitap ilerledikçe beni içine hapsettiğini hissettiğim anlar oldu ki son bölümde zaten dış dünya ile bağlantımı kopardığımı söyleyebilirim.
Raif bey'in anlatıcı olduğu bu kitapta ben oldukça maria'nın konuşmalarında sanki dinlememiz gereken iç sesin o olması gerektiğini sıklıkla hissettim. Dönemin şartları ve karakterin hayatının zorluğu ona bir duvar örmesine karşılık, karşısında gördüğü sevgi bana her zaman yaptığım "Dayaktan korkan bir sokak köpeğinin havlaması" gibi geldi. Kendimizden daha ne bulabiliriz diye sorgulamadan edemedim.
Raif ise gerçekten ilginç bir tip. Sürekli sorguladığı şeyler ile kendi hayatını zora sokacak kadar derin düşüncelere dalması sağlıklı görünmeyen bir karakter ortaya çıkartıyor, bir yandan da bu karakter aslında "Ben de aynı şeyleri düşündüm." dedirteçek çok fazla şeyi ortaya koyuyor. Sevgiyi çokça farklı şekillerde yaşamasının yanında, derinden gelen bir yetersizlik korkusu ve her noktada kaygılı oluşu karaktere bir sempati ve acıma hissi uyandırıyor(ki bence benim karaktere yakın hissetme sebebim bu). Hayatın içinde, genç yaşlarında ne yapacağını bilmeden ortada dolanırken birden aşk ile tanışması ve bunu korku içinde ve toplum baskısından kaçarak yaşaması oldukça tatlıydı. İlk sevgi gösterileri zaten hayranlıkla başladığında elime aldığım marker kitabın sonuna kadar her yeri boyayan bir çocuk gibi elimden düşmedi. Seviyor, düşünüyor, korkuyor, hayranlık besliyor, ama nihayetinde hep bir cesaret bir adım atıyor. Gerçekçi anlatımın bu noktada ne kadar kuvvetli olduğunu bir kez daha görüyoruz zaten. Nihayetinde bütün acıları ile ortada kalan ve kitabın sonlarında hepimizin akıllarına kazınan o muhteşem dizeleri de bizlere bıraktığı için Raif bey'e teşekkürlerimi sunuyorum.
Maria ise daha olağan bir vaka. Güvensiz ve kırgın oluşu, kadın bedenine ve ruhuna olan tüm saldırılara engel olmaya çalışırken verdiği o mücadele. Umursamaz tavrının ardına saklanan o müthiş ruhuna bizleri bile hayran bırakıyor. Butün hatları ile savunma yapan bir kale gibi, yüksek duvarları arkasında yegane amacı gerçek ve saf bir sevgi sahibi olmak gibi bir amaç taşıyor olması(kimin öyle değildir ki...), bizlere hayatımıza aldığımız insanları test ederek onları hakettiklerine emin olana kadar zorbaladığımızı hatırlattı. Fazlaca toplumuı aşağılayan tavrı tamamen bir savunma mekanizması olarak görünüyor ama elde bir yandan da bunun bir güç gösterisi olduğu gerçeği de var. Şaşkın olmayan tavrı ve sevilmeye olan alışkanlığı bazen onu duygusuz ve şımarık biri gibi de gösterebilir. Fakat hep bunu söylerim "Hobson's choice" dediğimiz bir söz var. Bahsi geçen kişinin bir at satıcısı olmasından kaynaklı satın almaya gelen müşterilere ahırın kapıya en yakın olan atını satmasından geliyor. Bunu kendi içimde hep "eğer seçeneğin yoksa yürüdüğün yol en doğru yoldur" olarak açıyorum. Maria da biraz böyle, kendini savunmak ve hayatı için mücadele vermekten başka bir seçeneği olmayan, korunmak ihtiyacının gelişeceği bir güvenli alana sahip olamdığı için hep koruyucu olmuş-ki en başta kendini korumak şartıyla- hayatın sillelerine göğüs germiş bir karakter. Okudukça karakterin düşünceleri ve davranışları da bunları ne kadar doğru düşündüğümü kanıtlar nitelikteydi.
Velhâsılıkelâm, kitabı bitirdiğimde içimde bir şeylerin eksik kaldığında oluşan o boşuk hissini hissettim(duygularımı yazmamamı söyleyen birileri için de umarım bu duygu akışını normalleştirebiliriz...). Muhteşem diyebileceğim ve neden kült olduğunu anladığım bir eserin sonundayım.(kitap okuma alışkanlığı kazanma maceramın bugünkü kazanımı diyebiliriz.) Sonraki Sabahattin ali kitabını alırken aklımda bir tereddüt olmayacak diye büyük düşüncelere girebiliyorum o denli bir etkilenme diyebilirim. okuduysanız bu noktaya kadar teşekkür ederim. yeni bir incelemede görüşmek üzere. Eyüpcan TİMURKürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali