Sulhi Saygılı; hayatı arayan ama onu ve kendini bir türlü bulamayan bir romantik mi? Yoksa kendini ararken vardığını sandığı duraklarda sadece bir düşbaz gibi oyunlar oynayan biri mi? Aşkı arayan, birkaç kez bulduğunu sanan ama her defasında yanıldığını fark eden bir kaybeden mi?
Şakacı mı? Çocukla çocuk olabilen ama kendi çocukluğuna hiç gülemeyen biri mi? Geçmişe saplanıp kalmış bir hüzünbaz mı? Sözcükleri seven ama kendine söz geçiremeyen bir isyankâr mı?
Peki, Sulhi Saygılı kim? Bir insanın içinde kaç kişi yaşar? Geriye doğru kaç yıl yaşanır? Anlaşılmayı beklerken kurur mu ağaçlar? Ya insanlar...? Onları da ağaçlar gibi arada sırada sulamak yeterli mi?
Ya hiç, hiç etrafta su yoksa? Kurumaz mı insanlar da tıpkı ağaçlar gibi?
Kurak bir çölde, kürekleri çekilen bir sandalda geçen bir hikâye Sulhi Saygılı'nın hikâyesi... Üstelik sandalın altı delik ve içeriye durmaksızın kum doluyor.
#okuyunpişmanolmazsınız
#barışbıçakcı
#vecizsözler