Yazar, yalnızlığı bir kaçış veya eksiklik değil, kendini bulma ve yaratıcı üretim için bir alan olarak görüyor. Tek başına koşmak ya da saatlerce sessizce çalışmak, onun için bunaltıcı değil, ruhunu besleyen, zihnini arındıran bir süreç. Bu haliyle Murakami, modern dünyanın kaosundan sıyrılarak, yalnızlığın insanı kendisiyle buluşturan ve üretkenliğe açılan kapı olduğunu anlatıyor. Yalnızlık, yazarın dünyasında bir anlamda özgürlük ile özdeşleşiyor.
Bana göre ise bu yalnızlığı manevi bir derinliğe taşımak gerekir. Kendini var zanneden ve aramayan insan zavallı bir insandır. Insan önce kendini bulacak ki kendinde kendinin olmayanı keşfedecektir. Yalnızlık aslında her insan için mukadder olan bir siyah tüneldir ki ilk anda kasvetli gelen bu hâl sizi Allahı bulma ışığına kadar götürecektir. Sabırla doğru metotla kılavuzluk yapabilecek kitaplarla bu tünel nefis dağının arkasındaki ferahfeza iklime sizi taşıyacaktır. Gayret ve ciddiyet bu yolun iki koyu serididir.
Yalnızlıktan bunalmak ve sıkılmak biraz da insanın sığlığından, yüzeyselliğinden ve keyfiyetsizliğinden kaynaklanır. Kaliteli kitaplarla arkadaşlık kurabilen bir insan zaten yalnız değildir. Boş insanlarla bomboş yaşanan insanlı yalnızlıktansa, insansız ama içi dolu yalnızlık tercih edilmelidir. Bir de insan tercih edildiğinde kitaplık gibi olanlar tercih edilmelidir ki bir araya gelindiğinde akıl ve kalp kapları istifade etsin^^
Murakami daha çok yalnızlığı üretkenliğe açılan bir kapı olarak görmesiyle, ben ise yalnızlığı Allah’a ulaşmanın bir yolu olarak ele alıyorum. Her iki yaklaşımda da yalnızlık bir son değil, bir başlangıç. Biri fiziksel ve zihinsel bir üretim iken, diğeri ruhsal bir arınma ve derinleşme yolu. Bu iki bakış açısı, yalnızlığı zenginleştiren bir kavram haline getiriyor: Hem insanı kendine yaklaştıran bir aynaya, hem de ruhu Allah’a ulaştıran bir köprüye dönüşüyor. Yalnızlık, hem Murakami’nin yazarlık dünyasında hem de benim ruhsal yolculuğumda, insanın özü ile yüzleşmesini sağlayan en derin dost.
#k:14673har Haruki Murakami