Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 23 Mart 2025 01:31 İman münadisi ise bana şöyle sesleniyordu: "Dünyadan göçme zamanı! Dünyadan göçme zamanı! Fazla vaktin kalmadı. Önünde uzun bir ahiret yolculuğu var. Şimdiye kadar öğrendiğin bütün ilimlerin ve yaptığın işlerin hepsi riya ve gösterişten ibaret. Şayet ahirete şimdi hazırlanmazsan ne zaman hazırlanacaksın?! Dünyaya olan ilgilerini ve onunla bağlarını şimdi kesmezsen ne zaman keseceksin?!"
Ben bu kitabı belki 3. defa okuyorum. Şöyle bir cümle kuracağım bence ilk defa okudum. Okuduğumu hissettim anladım duyumsadım. Felsefe o kadar tehlikeli bir su ki. Ama her insan o sudan içmek zorunda. Yoksa boş gelir boş gideriz. Ben normal içtiğim suyun bile felsefesini yapmadan içemiyorum o ayrı bir mesele. Belki o kadarı da hayatı zorlaştırıyor ama inandığın olguları düşünmek gerekiyor. Ben kimim neye inanıyorum daha doğrusu nasıl bir Allah'a inanıyorum. O Allah benden ne istiyor. Ben ondan ne istiyorum. Daha doğrusu ne istemeliyim ve ne beklemeliyim. Sorular çeşitlendirilebilir. Yoksa çok sevdiğim bir öğretmenimin kendisinden beklentisi gibi sadece toprağa karışıp yüzyıllar sonra petrol olarak tekrar doğaya geri dönmeyi hayal etmekle aynı şey olabilir inanç sanılan şey. Hepimiz Gazali olamayız. Bu yolda ibn-i Sina olmak da var. İyi ve de kötü. Doğru ya da yanlış. Yaşamadan bilemeyiz. Felsefede doğru taraf diye bir şey yok. Bana göre bir sayı doğrusu var ve hakikaten ne kadar yaklaştığın ya da uzaklaştığın bilgisi var. Böyle anlatamayabilirim ama çizerek çok daha net gösterebilirim. İbni Sina kadar Gazali de eleştiriliyor. Bu bir pencere meselesi. O yüzden de pencereye yaklaşmak gerekiyor. Oturduğunuz yerden ben o'cuyum ben şu'cuyum demekle olmuyor bu işler. Hiçbir konuda olmuyor. Onlar zamanında kapışmışlar hodri meydan demişler. Belki birbirlerine karşı değilse bile onlardan sonra gelecek olan kişilere bir miras bırakmışlar. Şimdi okuyanlar buna karar verebilirler. İbni Sina'nın felsefesi mi hakikate daha yakın, Gazali'nin belki bir kısım şeylere bulaşmayarak elde ettiği nokta mı daha yakın. Felsefe şart bunu biliyorum. Felsefede mantık şart bunu da biliyorum. Ama ikisinin de ölçüsü şap şart. Bunu en iyi biliyorum. Ölçü kaçarsa felaket. Bir de bakmışsın ki gece kafanı yastığa bıraktığında ben aslında hiçbir şeye inanmıyorum seviyesine gelmişsin.
Bir gün Dünya bize gerçekten de haydi dışarı diyecek. Bugün yaptığımızı zannettiğimiz işlerin hepsi Riya ve gösterişten ibaretse vay halimize. O kadar basit bir dünyayı nasıl böyle alladım pulladım bazen hayret ediyorum kendime. Sürekli düşünüyorum bunu. Dünya bu kadar değersizken gözümde, nasıl yaşıyorum diye de hayret ediyorum. Her insan gibi hastalamdığında yeter ki iyileşeyim diyorum. Ama sonrası yine aynı. Bunu niye yapayım şunu niye yiyeyim onu niye seveyim. Ama bazı zamanlar hatırlıyorum hayatı seviyordum. Ümitlerim vardı. Yaşamak istediğim şeyler vardı. Eğer şimdiki hislerim doğruysa geçmiş nasıl öyleydi. Şimdiki hislerim yanlışsa eskisi gibi nasıl düşüneceğim. Öyle sıkışmış bir vaziyetteyim ki. Ben bu dünyanın ayarını tutturamadım. Bu gidişle de tutturamayacağım galiba. Üzülmüyorum ben bana yetiyorum ama kimseye yetemiyorum. Gazali okuduğum zamanlar böyle bir radikallik geliyor kafama tamam diyorum ya ben yanlış yolda değilim doğrusu bu. Ama herkesin kafasının içine gazzali tohumları ekemem ki. En son ne zaman güldüğümü hatırlamıyorum en son ne zaman doya doya yemek yediğimi hatırlamıyorum en son ne zaman yaşadığımı hatırlamadığım o kadar çok his var ki. Üstelik bunun ne zaman biteceğini de bilmiyorum. Şimdi ölsem kurtuluyor muyum onu da bilmiyorum. Ölmesem yaşasam beter mi hissederim hiç bilmiyorum. Zor zor benim hayatım da kendi çapımda zor. Sıfır imtihan gözüküp ne yaşadığımı bir ben bir Allah bilir . Allah sonumu hayr etsin.