Son derece yalın, basit bir dille yazılmış, sanki Camus karşınızda da size hikayesini kahve içerken birinci ağızdan anlatıyor izlenimi veren, bir çırpıda okunabilen bir kitap. Bu yalınlığının altında ise din, ahlak vs. gibi gelenekten farklı düşünen, farklı hisseden, farklı yaşamaya çalışan bireyin toplum içerisinde ayrıştırılması ve ayıklanması net bir şekilde işlenmiştir.
Kitabın adında da yazdığı gibi ‘Yabancı’laşan insan aslında ‘Yabancı’laştırılmıştır. Çünkü insanların; sözüm ona ‘farklı’yı dinlemeye tahammülü, anlamak için çabası yoktur. Görüşünüz, duruşunuzdaki aykırılık derecesi, bilmukabele baskı ve fişleme olarak geri döner. Nitekim kitap, Meursault’ın yaşadığı her ne kadar absürt gibi gözükse de benzerlerine her an şahit olduğumuz olaylarla bir pik noktasında son bulur.
Düşünce ve davranış kalıplarına sokulmak istenen, bunu hayatının her alanında iliklerinde hisseden okurlar için, emsal niteliğinde bir romandır.