Empati ÖLDÜ.
Dönüp bakın etrafınıza kim kimi anlıyor?
Herkes bir telaş, bir kavga içerisinde!
Her sabah uyanılan bir mücadele ve hayatta kalma telaşı. Hayatı yakalayayım derken kaçırdığı şeylerin farkında değil insanoğlu. Durup dinlenmeye, düşünüp anlamaya vakti yok. Ne çocukları dinleyebiliyor ne hayvanları anlayabiliyor. Peki ya bizim göremediğimizi onlar görebiliyorsa?
"Böyledir; insanlar birbirlerinin kalplerine bakmayı akıl etmezler. Dış görünüşlerine bakarlar ve çokça yanılırlar."
Can, namıdiğer "Cango". Sevgisiz büyüyen bir çocuk. "Sevgisiz evde çiçek mi büyür be," diyordu Sıdıka, bilmem hatırlar mısınız? (Yoksa ben mi çok yaşlandım) Can da büyümüyor, ailesi rehber öğretmenin de tavsiyesiyle doğum gününde Golden Retriever cinsi bir köpek alıyor ona. Ah, tesadüfe bak! Goldenlar da sevgisiz yaşayamazlar! Cin gibi bir köpek, Cingo koyuyorlar ismini. Böyle başlıyor Gocukoğlu ailesinin Cingo ile macerası.
"Farklı düşünen, farklı davranan sıra dışı insanları kabullenemediğiniz gibi sıra dışı köpekleri de kabullenemediniz."
Kendi gibi olmayana tahammülü yok insanların. Kendi çocukları da olsa, köpekleri de... Bir "normal"leri var. O normallerin dışına çıktığın anda uyarılıyorsun. Büyük bir hayal gücü yeteneğiyle doğan insan hayatın şekil vermesiyle o yeteneğini yitiriyor. Toplum o kadar güçlü ki, seni sen yapan tüm özellikleri çekip alıyor senden. Başka çocuklar gibi davranmak, uslu olmak zorundasın. "Us" kelimesi akıl demekken "uysal" anlamı taşıyor günümüzde. Akıllı değil sorunsuz çocuk istiyor toplum! İcat çıkarma deyişi de buradan geliyor olsa gerek! Seni anlamak için en ufak bir uğraş gerçekleştirmiyorlar. Öyle bir emelleri de yok! "Kimse birbirini dinlemiyor. Herkes konuşmak, kendisi anlatmak istiyor." Oysa çocukların da köpeklerin de duyguları var değil mi? Onlar açısından baktığınızda bütün davranışlarının da nedenleri... Empati de bu değil miydi? Yeterince güçlü ifade edemiyor diye çocukları, konuşamıyor diye hayvanları hiçe sayabilir miydik?
"Mutluluk sahiden bulaşıcıydı. Sen mutluysan annen baban da mutlu oluyor, annen baban mutluysa sen de mutlu oluyorsun."
Mutluluk kar topu gibi, dokunduğu her noktadan güç alarak büyüyor. Cingo önce Cango'ya sonra ailenin diğer üyelerine dokunuyor. Ön yargılarını yıkılıyor insanların, sevginin iyileştirici bir gücü olduğunu görüyorlar, sonra o sevgi için mücadele etmeyi öğreniyorlar. "SIRADANLAŞTIRMAMAYI". Çünkü bütün çocuklar aynı olsa çocukluğun bir anlamı, bütün hayvanlar aynı olsa hayvanlığın bir değeri kalır mı? Aynı tip çocuklar çıksa okullardan, köpekler eğitilip attığın şeyleri getirse... Yeterince tekdüze değil mi dünya? Sıradanlaştırdığımız her şeyi yitiriyoruz aslında. Biricik olan şey gidiyor yerine her yerde olan bir şey geliyor. Hayatlarımız sıradan hale getirdiğimiz varlıklar ve duygular mezarlığı. Geç sorguluyoruz hayatın anlamını, onu elimizle yitirdikten, bitirdikten sonra.
Cingo'dan öğreneceğimiz ne çok şey var...
Tabii onu da yitirmediysek!
"Hoşça kal güzel evim,
Hoşça kal güzel ailem,
Hoşça kalın."
"İnsan ruhunun bir parçası, hayvan sevgisini tadana dek uyanmaz" demiş , Anatole France. SIRADANLAŞTIRMAMIZ herşeyi tam da bu sebepten olabilir. Emeğinize sağlık her incelemeniz gibi hem Eğİtici hem de duygu yüklü olmuş, teşekkürler.