Yer : İstanbul /Küçükçekmece
olay : Parkın süs havuzunda bulunan dört çocuk cesedi
Olay Cinayet büro amirliğine ,Baş komiser Halil kendisini terkederken ikiz evlatlarını da alıp dayılarımın yanına bodruma giden eşi Defne deydi.Ve bu evliliğin sarılmasını düşünüyorken gelmişti bu korkunç haber.
Defne ile çalkantılı bir ilişkileri vardı zaten kendisinin polislik mesleğini bırakmasını istiyordu çünkü. Ve bu görev adamı olan Halil için zor bir karardı elbette.
Murat komiser henüz evlenmemiş ve en yakın arkadaşının ilişkisine bakınca bu kararının doğruluğuna inanıyordu. Birde Eylül vardı ki Halil baş komserin yumuşak karnıydı diyerek geçmek isterim (okuyanlar anlayacaklar) cinayet bürodaki çalışanlara bu kadar anlatıp olaya dönersek eğer cesetlerin bulunduğu yere gidip olaya el attıklarında garip bir olay bu ikiliyi çok düşündürdü oda şuydu. Yaralama yok,kan yok ve ortada yavrum diye ağlayıp sızlayan ana babalar yok!
Peki kim neden kıymıştı bu canlara ?
Olay büyüdü ve medyaya yansıdı elbette ve iç işleri bakanlığına kadar duyuldu. Adli tıpta çalışan Eşref amca 55 yaşındaydı ,eşi yeni ölmüştü ama bu olayda artık emekli olması gerektiği emri zorunlu izin kılıfı ile geldi ve otopsiyi yardımcısının yapması isteniyordu.
Bu çok bilinmeyenli bir denklemdi ve onları yine karmaşık bir puzzle şeklinde çözülmeyi bekliyordu tabiki de . Hemde Defne karar değiştirip 1 ay sonra barışma kararı alıp dönerken...
Polisiye sevenlerin bayılacağı bir kitaptı lakin biraz sokak jargonu iletişim kurmuş olmaları biraz itmesi desem yalan söylerim.
Roman, sadece bir polisiye hikayesi değil, aynı zamanda karakterlerin iç dünyasına da odaklanıyor. Halil'in soruşturma sürecindeki psikolojik gerilimi ve yaşadığı zorluklar, okuyucuyu da etkiliyor ve cinayetlerin ardındaki toplumsal sorunlara da değiniliyor oluşu romanı sadece bir polisiye hikayesi olmaktan çıkarıp daha derin bir anlam katıyor bana göre .