Gönderi

Puan vermedi·230 syf.··
2025 13. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 05:00
Jean Genet, 1910'da doğan Fransız bir yazar fakat hem suçlu hem sanatçı kimliğiyle bizler onu tanıdık. Küçüklüğünde hırsızlık yapıp ıslah evine düşmüş, gençliğinde Avrupa'yı dolaşırken sahtekârlık ve kaçakçılıkla geçimini 'kazanmış'. Fransız filozof J.P. Sartre ile olan ilişkisi ise tam anlamıyla edebi bir "bromance" hikâyesi. Sartre, Genet’ye 700 sayfalık "Aktör ve Şehit" adlı bir biyografi yazmış ve Genet sıkılgan kişiliği ile bu kitaba şöyle yanıt vermiş: "Bu adam benim hakkımda benden fazla şey biliyor!" Sartre'ın Genet'yi kendi felsefesi için nesneleştirdiğini düşünüyorum aslında, onu bir konu gibi işlemiş. Böyle bir karşılaşmanın etkisi büyük olur, Genet belki de düşmanlığı bu yüzden dostluktan samimi görüyor. Açık Düşman kitabında da ihanet, sadakat, ve ötekilik kavramlarını birbirine dolandırıyor Genet, radikal bir ötekiliğin içinde yaşayan karakterleri kendilerini toplumsal normların karşısında konumlandırırken, Levinasçı anlamda Öteki’yi hem reddediyor hem de onaylıyorlar. Hatta Genet’nin anti-kahramanları, Levinas’ın "ben-merkezci etik" eleştirisini doğrularcasına, kendilerini Öteki’nin yüzüyle karşılaşmayı reddeden varlıklar olarak konumlandırıyor ancak bu reddedişleri paradoksal bir biçimde onların Öteki’yle olan varoluşsal bağlarını güçlendiriyor..Kendi ahlaki evrenlerini kuran bu karakterlerin Genet'nin özünden beslendikleri şüphesiz..Amerika/İsrail eliyle yersizyurtsuzlaştırılan Filistinlilerle dayanışan, onların sesini duymak için Ürdün'de Beyrut'ta yaşayan Genet, bir gün bir vatanları olduğunda, devletleştiklerinde artık onlarla olmayacağını dile getirir. Genet'nin, Heidegger’in tanımladığı "herkes" (das Man) dünyasına karşı isyan eden çığlığını söyleşilerinde ve makalelerinde sürekli duyarız. Sanki Sartre’ın Varlık ve Hiçlik’te tarif ettiği “kötü niyet” (mauvaise foi) ile değil, kendi hiçliğini kucaklayarak var oluyor. Şehvetli dilini ve özgün varoluşunu yaratırken aynı zamanda uyumlu bir şekilde, içinde doğduğu toplum tarafından belirlenen sınırları da aşmaya çalışıyor: Yine Heideggher! (kavram: Geworfenheit) Ancak burada kritik bir mesele, Genet’nin anlatısında özgünlüğün nasıl kavrandığı. Heideggerci anlamda otantik varoluş, insanın kendi ölümlülüğünü kabul etmesiyle mümkün Genet’nin kahramanlarıysa ölümü estetize ederek, otantikliğin sınırlarını muğlaklaştırıyor. Genet'nin kitap boyu sükunet yüklü suratlarıyla anlamlı ölümü kovalayan Direnişçilere aşık olmasını sanırım bununla açıklayabiliriz. Kitabı ve meselesini aşan asıl kritik mesele ise, Kierkegaard’ın "inanç atılımı" dediği varoluşsal sıçramadır, acaba Genet buna ulaşabilmiş midir? Veya Sartre? Veya Le Monde yazarları? dünyaya dair derin bir şüphe taşıyan fakat bu şüphenin bir hakikate ulaştırmadığı bu insanlar en nihayetinde Sisifos'u anımsatmıyor mu bize? Genet'yi düşünürken bu Fransızı, Deleuze'ün Corps sans Organes kavramıyla veya Kristeva'nın Abject kavramıyla ele almadan yapamıyorum. Baktığı dünyadaki karakterleri ve kendisinin hem fiziksel hem de etik düzlemde nasıl bir marjinallik içinde var olduğu, bedenin yalnızca biyolojik bir organizma olmadığının, aynı zamanda toplumsal ve politik ilişkiler içinde şekillendiğinin en şiirsel göstergesi aynı zamanda. Sabra-Şatilla katliamlarına tanık olduktan sonra 24 saat odasına kapanan Genet, o bedenlerin her noktasına bakmaktan gözünü çekmeyen bu Öteki o an, bedenin, sadece baskıya maruz kalan bi şey değil, aynı zamanda direnişin ve yeni oluşların kaynağı olduğunu farketmiş olamaz mı? İsrail destekli Falanjistlerin gerçekleştirdiği Sabra-Şatilla katliamlarını dolaysız düşman İsrail, mutlak düşman Amerika diyerek göğüsleyen Genet’nin anlatısı, Kristeva’nın "annelik", "dışlanmışlık" ve "ölü beden" gibi kavramlarını radikal bir biçimde yeniden üretiyor ve Filistinli Lübnanlı kadınların direnişine övgüler diziyor, Batılı entelektüel meslektaşlarıyla bu insanlara hayret ediyorlar. Zira bu halkların dünyasının etik anlayışı, doğrudan Tanrısal düzenle ilişkili olduğu için, Genet’nin kaotik dünyasına zıt bir duruş sergiliyor, tehdit etmeksizin kendisi olarak. Kitapta Kara Panterler ve Filistinli fedailerle olan ilişkisini istikrarsız bir biçimde -sanki hala ne söyleyeceğinden emin değilmiş gibi- anlatışı bana bir parçasının sonsuza dek onlara ait olduğunu -etikten kopamamışlığını- düşündürdü. Burada bence frege’nin anlambilim teoris açık Düşman'ı anlamlandırırken merkezi bir rol oynayacak. Frege’ye göre bir ifadenin anlamı (Sinn) ve göndergesi (Bedeutung) arasında temel bir ayrım bulunmaktadır. Genet’nin diliyse, dilin anlam ve gönderge arasındaki gerilimi vurgulayan bir yapıda yani o, dilin istikrarsızlığını ve anlamın kayganlığını sergileyerek Frege’nin "dil aracılığıyla dünyayı kavrama" yaklaşımını radikal bir şekilde sarsıyor, böylelikle kendisinin temelleri de sarsılıyor. Açık Düşman'da da kullanılan dil, Frege’nin analitik mantık çerçevesinde öngördüğü nesnel anlam düzeninden koparak çok anlamlı ve belirsiz bir yapıya bürünüyor. Genet konuşurken söylemlerini kasıtlı olarak belirsiz hale getiriyor, yorumu ise bize bırakıyor. Bu ontolojik isyan ve suçlu- marjinal kimliğin performansını ortadoğu'da da görmek kitap boyunca beni çok rüzgarlı bir yerdeymişim gibi hissettirdi, gerçekten nefes kesici: “Düşmanım, öyleyse özgürüm.” İçinde bulunduğumuz bu postmodern dünya maddi ve kitleci bir çürüme içinde, tiksinti verici. Burada temiz ve soylu şeyler çok az ve gerçek soyluluk bir ruhsal otoriteye bağlılıkla mümkün. Bir kahraman değil bir hoca ve temiz bir okul bulmalıyız. Bir düşman bulmalı ve onun yüzünü tanımalıyız. Veyahut iradi bir yalnızlık içinde cevaplanan soruları yeniden sormalıyız. Bir gün kaosu kutsayan bir gün de düzeni arayan nevrotik postmodernizmden onun tiksinti uyandıran kollarını üstümüzden atarak isyanı yaratıcı bir edime -direnişe- dönüştürmek mecburiyetimiz var. Düşman olmadan yaşamak, aslında insanın toplumsal ve varoluşsal çatışmalardan yoksun bir biçimde var olamayacağı anlamına gelir, çatışmadan yoksun bu pozitif postmodernizm, bu olumlayıcı negatiflik sanatsız bir yaşam gibi (“Düşman olmadan yaşamak, sanatsız yaşamaktır.” -Genet) insanın özgürleşmesi ve anlam arayışı için temel bir eksikliktir, insanların çocuk kaldığı bir toplumda insan aşılması gereken bir varlık değil eğlenmesi gereken bir ağız olabilir. Tüketen bir köle olabilir. Son tahlilde direniş ve düşmanlık birbirini tamamlayan insanın kendi özüne ve toplumun dinamiklerine dair farkındalık yaratmaya kendini adamış iki iç içe geçmiş olgudur; bizler de tıpkı Genet'nin anlatısında olduğu gibi “düşman” kelimesinin bir hırsız, bir sevgili, bir erk ve bir çocuk olarak belirdiği bu toplumda sırrın arkasına saklanmış düşmanlığı ortaya çıkarmalıyız ve o yüze ''Açık Düşman'' olmalıyız.
Direniş Ekseni
Açık DüşmanJean Genet · Metis Yayınları · 200056 okunma
·
135 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.