·960 syf.····Okunma: 24 Mart 2025 21:11 9/10
Yedi ana kitap bir de ara kitapla sekiz kitaplık Cam Şato serisi neredeyse bin sayfalık bir kitapla sonlandı.
Serinin en uzun kitabıydı okurken elde uzun süre tutması zordu ama okurken hiç ama hiç sıkılmadım. Aksine birbirinden farklı sayısız bakış açıları arasındaki mesafeyi ufak ufak yakınlaştırırken herkesi bir araya topladığı sahneye kadar Sarah etkiletici kelimelerle kitabı çok güzel işledi.
Normalde bu tarz farklı bakış açılarını art arda okumak başımı döndürebilirdi ama zorlanmadan Erillea'nın bir o kısmında bir bu kısmındaydım. Kitabı okurken neden Sarah j. Maas bu kadar seviliyor bir kez daha anlamış oldum. (HŞ 3 benim için bir istisna, kitabı her aklıma getirdiğimde söylenmeyi bırakmayacağım o kesin)
Şimdiiii izninizlee Spoiler dolu uzunnn yoruma buradan sonra başlıyorum.
.
.
.
SPOİLER İÇERİR
.
.
.
Spoilera alerjim olmasına rağmen kitabın neredeyse yarısını, maalesef, yediğim spoilerlarla biliyordum ama bu da okumaya gölge düşürmedi.
Aelin, Fey kraliçesi sandığı Maeve'e esir düşmüştü. Bu kitap ise oradan devam ediyor. Aelin işkence gördüğü yerde yalnız değildi. Kurt formuna sıkışmış Fenrys ile birbirlerinin en dip en karanlık ve en zayıf anlarına şahit oldular.
Eşinin kendini feda etme planlarını sonradan öğrenen bunun için kendini kahreden Rowan ise Lorcan, Elide, Gavriel'la eşini bulmak için her şeyi yapmaya hazırdı.
Manon ve Dorian ileride yüzde tebessüme dönüşecek bir hikayeye dönüşecek hikayenin başında Crochan Cadılarıyla denk gelmiş ve onların güvenlerini kazanmaları gerekiyordur. Burda hoşuma giden kısım Sarah'ın Manon karakterindeki soğuk vahşi bir dişiyi sırf Crochan'ların kazanmak için sempatik birine hemen dönüştürmedi. Bu dönüşüm yavaş olsa da Manon tarzında oldu. Dorian ve Manon'un birbirine karşı ilgileri oluğu belli olsa da bir ilişkileri vardı denemezdi. Üçüncü Wyrd anahtarını bulmak için yolları ayrıldı.
Dorian, Morath'a gitti ve Maeve ile evet MAEVE ile bir süre ortak oldular. İyi ki spoisini yememişim dediğim o sahnelerde ağzım açık okudum. Gerçekliğini sorguladım. Sonra sürekli onu okumak isterken buldum kendimi :) Dorian'da hep dediğim gibi bir çeşit sihir var arkadaşlar gözüme öyle bir çekici geliyor ki Rowan'da dahil pek çok Fey'i geçiyor. Adam yürüyen karizma.
Manon'la beraber kamptayken Dorian sonsuz büyüsünü şekil değiştirmek için kullanırken geçen sahneler çok iyiydi. Açık söyleyeyim Manon ve Dorian'ın beraber olacağının spoisini yediğimde ikisini kafamda oturtamamıştım. Biri yirmili yaşlarında insan diğeri resmen katletmeyi spor olarak gören yüz yaşında bir cadıydı. Fakat kimyaları o kadar iyiydi ki. Yine de emekleyen bebek adımlarında, ayrıldıklarında da duran ilişkilerini, daha çok okumak isterdim.
Sahnelerinin daha çok olduğunu sanırdım. Tek bunun spoisini yemememişim üzüldüm :)
Chaol ve Yrene...
Yrene'e apayrı bir yer vermek istiyorum. Onunla seride çok sonradan tanışsak da benim favorilerimden oldu, fakat yeteri kadar övüldüğünü görmüyorum. KADIN HAMİLE HALİYLE HERKESİN SAĞLAM HALİYLE KAÇTIĞI ERAWEN'İ YENDİ. Elide'ın dediği gibi bir takım çalışmasıydı ama mükemmel bir sahneydi. Resmen gözlerimle gördüm okurken. Peki hamile eşinin dünyayı kurtarmasının onun kaderi olduğunu anlayan ve yoluna çıkmayan aksine ona yol açan Chaol'un karakter değişimine ne demeli. Tek kelimeyle harikaydı.
Chaol seride gel gitli halleriyle sevilen kadar sevilmeyeni de çok olan karakterdi. Fakat bence Chaol olduğu gibi sadece insandı. Olumsuz anlamda değil, insandı. Büyük hatalar yaptı, yanıldı ama sonunda mükemmel bir değişim yaşadı. Fırtınalar imparatorluğundan okuduk biliyoruz Chaol tam olarak yürüyemiyor, tekerlekli sandalyede de oturabilir ama bunu aşmış adam artık dert etmiyor. Chaol'u çok seviyorum. Yrene'le de çekişmeli, didişmeli ilişkisinde her repliklerine kahkaha attım neredeyse. En sevdiğim ikinci çiftler.
En seviğim çifte gelince... Ben de böyle olacağını tahmin etmezdim: Elide ve Lorcan. Lorcan seriye dahil olduğu ilk anda onu sevemedim. Hep de bana antipatik gelir sandım. Fakat onun Elide'la kimyaları mükemmeldi. Resmen kıkırdayarak okudum her sahnelerini. Kavgalı olsalar da aralarındaki elektriğe bayıldım. Koskocaman beş yüz yaşındaki korkusuz savaşçı iki metre Lorcan'ın, onun yarı boyundaki Elide'ın bir bakışından derin anlamlar çıkaracağını, onun gözünün içine bakarak daha iki üç kitap önce yüzünü duvarlara çarptığı Kraliçe Aelin'e kan yemini edeceğini kim bilebilirdi. Bizim koca Lorcan serideki en erkeksi sert karakter olabilir ama Elide olaya dahil olduğu an korkutucu tavırları hızla kayboluyor.
Ve Lord Lorcan Lochan... Lord Lorcan nasıl olur okumak isterdim.
Elide...
Kanında sadece fısıltısı kalmış cadı özelliği dışında Rowan'ın da deyimiyle zekası en büyük silahı olan insan Elide. Öyle ki feyler geri çekilirken Lorcan'ı Farasha'yla beraber kurtaran bir ayağı topal insan kız, veya Erawan'ın alt edildiği planın fikir babası veya bu durumda fikir anası :)
Fantastik seride dünyayı kurtarmak veya savaşmak için müthiş güçlü, etkileyici kaslara, efsanevi güçlü bir soya sahip olunmasa da gayet havalı olunabileceğini gösteren dünyayı herkesin kurtarabileceğini gösteren Elide, favorilerimden oldu. Sahnesi azdı ama olan her sahnesini sevdim.
Güney Kıtasından gelenlere baktığımız da ise şüphesiz en az sahneleri olan Sartaq ve Nesryn'di. Yine de az sahneleri olsa da Sartaq'ı çok tanıyamasak da yüzümü güldürdüler. Kağan'ın orduları isteseler arkalarını dönüp gidebileceklerken güçlü koca ordularını nereden nereye götürdüler: Daha iyi bir dünya için...
Aedion, bu kitapta bence omzundaki yük belki de Aelin gibi ağır olan ikinci kişiydi, acıları kıyaslamak olmasa da Aelin'lerin yanında getirdiği ordu kitabın sonunda tam gerçekten ama gerçekten her şey bitti dedikleri anda onları kurtarana kadar sayısız kez kendinden, her şeyden vazgeçti. Çaresizliğini okurken çok iyi hissettim. Aelin'la yarım-bir sayfaya sığdırılan savaş sonrası buluşmalarını okumak da önceki kitaplardaki Aedion-Aelin sahnelerine gölge düşürdü sanki.
Ayrıca yalan yok, kitabın başında Lysandra'nın Aelin gibi davrandığı zamanlarda Aedion tam bir öküz gibi davrandı. Omuzlarında başka bir ağır yük olan Lysandra'yı kırdı, parçaladı. Lysandra sonunda tepkisini ona çok güzel koysa da sonrasında savaşın yıkıcılığı karşısında birbirini sevseler de uzak duran çift yavaş yavaş yakınlaştı. Malesef Lysandra ve Aedion benim favori çiftim olmadı. Lysandra'yı her şeyini son damlasına kadar okurken bir nevi asker olarak okuduk. Belki kitabın karakter kalabalığı olmasındandı ama Lysandra'yı ne kadar güçlü ve mükemmel olsa da ben çok benimseyemedim.
Fenrys...
Aelin'ın en karanlık günlerinin ortağı, hakkında fazla bir şey öğrenemedik öyle ki Maeve'e zihinlerinde oluşturduğu görü sayesine Aelin'ın takımına acı çektirirken Fenrys'i sadece Conall üzerinden vurabildi. Kardeşinin ölümünü izledi, çok şeyler yaşadılar ama çok şey bilmiyoruz. Aelin'la Maeve'in elinden kurtulduktan sonra onu bir an olsun yalnız bırakmamasını okurken neden benim gururla gülümsediğimi kendi arkam kollanmış gibi hissettiğimi bilen varsa yazabilir :)
Gavriel... Seri boyunca tek isteği oğlunu görmek olan güçlü fey'i oğlunu gördükten hemen sonraki sahnede kendini feda etmesini okumak gerekli miydi bu diye sorgulattı. Babasıyla bundan sonra birlikte yaşayacaklarını düşünen sonra babasının bir nevi 'intihar'ıyla kendinden geçen Aedion gibi oldum. Gavriel, beraber zaman geçirdikleri zaman boyunca Elide'a ve herkese karşı tam bir şövalye, centilmendi. Sondaki ölümü ise bence gereksizdi.
Başrollerimiz Aelin ve Rowan...
Rowan'ın en sevdiğim yönü, Aelin kendini paniğin içinde kaybedecekken oldukça soğukkanlı şekilde Aelin'a mantıklı nedenlerle yaklaşmasıydı. Tam kendimizi kaybedeceğimiz anda doğru anda gelen çapa görevi gören sözcükler delirmekten kurtarabilir bizi. Rowan mükemmel gözü kara bir eş ve gerektiğinde gerçeği soğukkanlılıkla söyleyen akıl hocası. Desteği çok ama çok güzeldi. Repliği olmasa da Aelin'ın da dediği gibi varlığı, desteği hissediliyordu.
Aelin...
Nameless is my price. Wyrd taşı için güçlerinden vazgeçtikleri sahnede tanrılara son bir şok yaşatmasını uzun süre kitabı sırıtarak okuttu. Elena'nın başına gelenler şaşırtsa da Aelin'i başına beri böyle zor bir yükü altına sokan kadına açıkçası fazla üzülmedim. Hasar, bir yerde Aelin'in gücü için böyle bir güç lütuf değil tarzında bir şey söylemişti, o sahneden sonra artık her şey yerine oturdu. Aelin'ın neden o kadar güçlü olduğunu öğrendik...bir gün aldıklarını geri vermesi gerekiyordu.
Önce güçlü krallığın veliaht prensesi, sonra güçlü Suikastçılar Kraliçesi, sonra baş düşmanı sandığı adamın sarayında sahte isimle bir prenses, daha sonra omuzlarındaki gücü adım adım kucaklamaya hazırlanan Aelin, sonunda da Terrassen Kraliçesi Aelin Ashyrever Whitethorn Galathynius (yanlış yazdıklarım varsa affola)
Aelin'in çiçeği burnunda saray meclisini çok sevsem de kitabın sonunda Dorian ve Chaol'la vedalaştıkları sahnede gözlerim doldu. Sanki apayrı bir dünyada tanışan üç insanın ayrılmasını okuduk. Bir anlamda öyleydi de. Hatta Rowan'ın bile saygı gösterip Aelin onlarla vedalaşsın diye geriye çekilmesi hoşuma gitti.
Dorian'la kaderleri hep bir yerde kesişiyordu. Wyrd taşı sahnesinde ise Dorian'ın babasının dahil olduğu yerlerde gözlerim doldu. Hala duygularına kilit vuran Dorian'ı dostları Aelin ve Chaol'la konuşurken okumak isterdim.
Ben bundan sonra Cam Şato evreninde en çok ne okumak isterdim biliyor musunuz? Dorian'ın Rifthold'a dönüş yolculuğunu, Chaol ve Yrene'in yardımıyla yağmalanmış, serinin çoğunun geçtiği Adarlan Krallığını nasıl yeniden kurduğunu ve bu kitapta kesin bir ilişkiye başladığını söyleyemeyeceğimiz Manon'la durumlarını okumak isterdim.
Sonlara gelirken,
çok üzerinde durmak istemesem de çevirinin kötülüğü... Öyle kritik sahnelerde yanlış isimler yazılmıştı ki okurken devrelerim yandı. Bu karakter buraya ne ara geldi deyip önceki sayfaları çevirme sonra da haa...yanlış yazılmış deyip okumaya devam etme döngüsü okumanın akıcılığını bozuyordu.
Seriye ve okurken okuyucuya çok şey katan başladığı zamanla bittiği zaman arasında her anlamda derin farklar olan serileri çok seviyorum. İlmek ilmek titizlikle işlenen ve önemsiz sandığımız ufak iyiliklerin bile bir gün karşımıza nasıl çıkabileceğini gösteren detaylarla dolu, hüzünlendiren güldüren Sarah'ın gerçekten de bir başyapıtıydı. Hep bir parçam onarla olacak ya da onlarınki bende... :)
İyi ki okudum.
Mükemmel bir yolculuktu.
Siz de eksik kalmayın okuyun ve okutunuz efendim.