Acımasız bir inceleme
5/10
·330 syf.··
2025 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2025 22:33
Sanırım ilk defa bir kitaba bu kadar uzun bir inceleme gireceğim. Çünkü bu roman beni yer yer çok güldürdü ve Livaneli'nin kullandığı bazı ifadelerinden dolayı acaba Umut Sarıkaya kitabı mı okuyorum dediğim oldu- özellikle ana kahraman her bebeğim dediğinde-. Yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadım, bunu belirteyim. Kendisinin çok yönlü kişiliği dolayısı ile klasik Türk edebiyatı eserlerine yakın bir çizgide bir roman okumayı bekliyordum. Tamamen yanılmışım. O yüzden sevgili dostlarım, bol betimlemeli, beni düşüncelere sevk edecek bir roman arıyorum diyorsanız, bu roman size beklediğimizi asla vermeyecek. Neyse klasik üçlü kriterler bakımından bu romanı değerlendirecek olursam: kurgu orta, kullanılan dil zayıf, karakterler ana karakter hariç çoğunlukla zayıf. Kullanılan dil günlük dile yakın olduğu için kolay okunuyor, su gibi akıyor diye fazlaca övgü alınmış. Evet, kullanılan dil günlük dile yakın hatta bir ilerisi. Günlük dilin kendisi. Bu yüzden kitabın içinde fazlaca "falan" ve "yaaa" var. Günlük hayatta fazlaca "falana" maruz kaldığım için okuduğum romanda duru bir Türkçe arıyorum. Bu açıdan beni fazlaca hayal kırıklığına uğrattı bu roman. ----Spoiler--- Konuya gelirsek, Ahmet isimli baş kahramanımız -sonra adının Ahmet olmadığını öğreneceğiz- bir dizi olaydan sonra hayattan elini eteğini çekip Livaneli'nin deyimi ile bir Karadeniz köyü olan Podima'ya ( Şimdi Karadeniz köyü denilince aklınıza "uuuy uşağuum çen niralardaydun daa" minvalinde konuşulan bir yer geliyor muhtemelen, ama Podima'nın bununla ilgilisi yok. Podima denilen yer İstanbul'un en uçtaki köyü. Sırf Karadeniz'e kıyısı var diye sanırım Livaneli Karadeniz köyü demeyi tercih etmiş. Neyse) yerleşir. Burada kitapları ile münzevi bir hayat geçirirken, kendisi ile aynı köyde yaşayan sosyete mensubu ve güzelliği ile meşhur -kitapta niyeyse özellikle vurgulanıyor, ama bu vurgunun kurguya bir katkısı yok- Arzu isimli karakterimiz bir cinayete kurban gider, kendi evinde ölü bulunur. Bu cinayet öyküsünü de araştırmak üzere ünlü bir gazetede muhabirlik yapan bir genç kadın görevlendirilir. Böylece sonradan isminin Pelin olduğunu öğrendiğimiz muhabir kızımız ile Ahmet'i yolları kesişir. Muhabir kızımız cinayetin haberini yapma peşindeyken, genç kıza hafiften asılan baş kahramanımız kız evden gitmesin diye "bak sana çok ilginç bir aşk hikayesi anlatacağım, kardeşimin hikayesi; aşk duyguların en güçlüsü" diyerek gereksiz uzatmalarla öyküsünü olabilecek en uzun şekilde anlatır. Şimdi kitabı neden beğenmediğime gelelim. Ana kahramanın psikolojik rahatsızlığı olduğunu anlamanız için kitabın ortasına dahi gelmenize gerek yok. "Mor tavşanları" ifadesini gördüğünüz ilk yerde zaten az çok tahmin ediyorsunuz, o yüzden kitapta sizi ters köşe yapan bir durum pek yok aslında. Ayrıca psikoloji ile az çok haşır neşir olan birisi baş kahramanda "çoklu kişilik bozukluğu" olduğunun kolaylıkla farkına varabilir. Baş kahramanımız çocukluk dönemi ve genç erişkinlik döneminde yaşadığı travmalarına çözüm olarak yıllar önce trafik kazasında kaybettiği kardeşinin kimliğine kendi hayalini de katarak benliğinin bir parçası haline getiriyor. Bir nevi Ahmet travmaları ile başa çıkma mekanizması oluşturmuş. Bunu Livaneli "blunted effect" ve "şifozreniye" bağlamış. Bana kalırsa psikoloji literatürü ile bağlanılan nokta çelişiyor. Romanda temel bir mantık hatası da mevcut. Ahmet aslında Mehmet olmasına rağmen gittiği her yerde kendini Ahmet olarak tanıtıyor. Buna savcıya ifade vermeye jandarmalar geldiği an da dahil. Savcı ifadesi sırasında kimlik doğrulaması olmaması imkansız olduğuna göre Ahmet'in kimliğinin hikaye sonuna kadar korunmuş olması da bir garip çelişki. Daha ilginci kitabın sonunda Livaneli iki avukat ve bir savcı arkadaşına teknik destek noktasında teşekkür ediyor. Teknik desteğe rağmen bu detay nasıl atlandı anlamış değilim. Ana kahraman Ahmet dışında kitapta hiçbir kahramanın derinliği yok. Gazeteci kızın nasıl bir karakteri var, cinayete kurban giden Arzu nasıl birisi, temizlikçi Hatice nasıl ana kahraman ile anlaşabiliyor hepsi es geçilmiş. Yan karakterler daha çok figüran gibi. Livaneli ana kahramanımızı toplumdan ayrı bir noktada durduğunu okuyucuya hissettirmek istediği için ana kahramana bol bol kaz ciğeri yedirip, şampanya içiriyor. Ana kahramanın aykırılığına dikkat çekmek için neden böyle kolay bir yol seçti bunu anlamak mümkün değil. Bana kalırsa bu durum bir roman kahramanı üzerinden yazarın kendisine övgüsünden başka bir şey değil. Romanın ana kurgusunu oluşturan Mehmet'in Olga'ya duyduğu aşkın bir dayanağı da pek yok gibi, okuyucuyu ikna etme noktasında Livaneli çok zayıf kalmış. Türk erkeğinin klasik Rus kızı düşkünlüğü demek yerine "Olga dünya dışından bir varlıktı" gerekçesini kullanması bana açıkçası komik geldi. Romandaki tek klişe bununla sınırlı değil. Mehmet devrimci bir kişiliğe sahip, bu sebeple haydi bilin bakalım hangi üniversite mezunu? Cevap: Orta Doğu Teknik Üniversitesi. Üniversitedeki devrimciliği yetmemiş olacak ki sırf bozulan sistemi gözlemlemek için Rusya'ya çalışmak için gidiyor. Kaz ciğerinde kolaya kaçıldığı gibi Livaneli ana kahramanımızın devrimci olduğunu vurgulamak ve konuyu Rusya'ya bağlamak için romana ODTÜ'yü katmayı tercih etmiş. Ek olarak, genç bir kızın garipliği yaşadığı tüm köy sakinleri tarafından bilinen yaşlı bir erkeğin evinde haftalarca kalmasının laf olmayacağı bir köy Türkiye sınırları içerisinde mevcut değil bana kalırsa. Bu sebeplerden ötürü roman bana dozundan fazla klişelerle dolu ve yer yer gerçeklikten ve yazıldığı bağlamdan kopuk geldi. Kitapta aklınızı meşgul edecek derinlikli bir cinayet kurgusu da yok. ---Spoiler--- Velhasıl kelam, bu roman kullanılan dil, yüzeyselliği ve bağlamından kopuk olması sebebi ile benim için bir şezlong kitabından öte değil. Çok boş vaktim var, oyalanacak bir şeyler arıyorum diyorsanız okuyabilirsiniz, diğer türlü tavsiye etmem.
Edebiyat
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,7bin okunma
·
91 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.