Hazan mevsimi, içindeki baba alıntıları ile taa çıktığı ilk günlerde beni kendisine doğru çeken, okumayı çok istediğim kitaplardan biriydi. Yazarı Dilek Çolakoğlu ile de bu kitap vesilesiyle güzel bir arkadaşlık kurduk, sağ olsun imzalı kitabını istediğimde beni kırmadı ve kitabını imzalı olarak alma şansım oldu. Tekrar teşekkür ederim canım. Hazan mevsimi, "bekle beni güz bitmeden, yapraklar dökülmeden kavuşacağız" dediğim ve güz bitmeden de kavuşup, okuduğum, birçok satırda kendimi bulduğum bir kitap oldu.
"Babalar, bilhassa kız çocuklarının kabuk bağlamayan, kanadıkça kanayan yarası, en hassas ve en kırılan noktası, belki de en büyük kavgası, derin bir kalp sızısı."
Yerlerini bir türlü dolduramadığımız kocaman bir boşluk. Hele ki yaşarken ölenlerdense.. Tıpkı Hazan gibi benim için de baba tanımı tam olarak bu. Ben de babam için birçok şey yazdım, bir nevi yazarak bu boşluğumu doldurmaya çalıştım. Hazan'ı en iyi ben anlarım, insan insanı yaralarından tanır ya; ben de bu kitaba içinde yaralarımı bulacağımı bilerek başladım. Çünkü Hazan, bendim. Ve aslında Hazan, tüm babasız kız çocukların adıydı.
Geçelim kitaba, gerçek hayat hikayelerinden sadece biri; annesi, babası boşanan Hazan, babasının başka bir kadınla evlenmesiyle birlikte derinden sarsılır. Ve bu kadın onu babasından günbegün uzaklaştırır. Kendisini değil de yeni karısını ve yeni çocuklarını sarıp, sarmalayan baba, Hazan da nefret duyguları uyandırır. Böylece Hazan, hayatı boyunca babasıyla görüşmeme kararı alır. Hoş görüşmek istese bile Hazan, babanın umurunda değildir. Babanın bu uzaklığı ömrünün sonuna kadar Hazan'ın imtihanı, yarası, acısı olacaktır. Hazan'ın tek şansı ise annesidir. Ne yazık ki ben anne yönünden de şanslı değildim. Neyse beni geçelim. Annesi de evlenmiş, çocukları olmuştur ama evladının her zaman yanındadır. Boşandıktan sonra bir süre anneannesinin evinde kalırlar, ancak anneannenin tavırları anneyi yeniden evlenmeye iter. Böylece evlenir, mutlu değildir aslında ama evlatları için yıllarca sabreder. Üvey baba, Hazan'a babasının yapmadığı babalığı yapmış, okutmuş, sahip çıkmıştır. Hazan'a karşı fazla baskıcı tavırları ben de kötü düşünceler uyandırdı ama neyse ki düşündüğüm gibi çıkmadı. Hazan, liseye giderken ilk kez aşık olmuştur ancak babasından sonra, sevdiği bu adamdan yediği ikinci darbe ile yeniden sarsılmıştır.
Hani Şükrü Erbaş diyor ya; "herkesi babama benzetirdim. Ya da hiç kimse babama benzemezdi. Yüreğimde karıncaların yürüdüğü bir zamandı. Kim birazcık ona benziyorsa gizlice seviyordum. Bütün erkeklere mavilik veren bir gökyüzüydü. Bir gün gelmeyiverdi. Ben inanmadım. Sonraki günler de gelmedi. Ben bir çınarın her yaprağından defalarca düştüm. Babamın uzun boyları başka kapılarda kırılıyordu. Ben gittim bir başka erkeğe inandım. Korkuyla zedeledi beni."
Hazan, bundan sonra uzun bir süre kendine gelemez ama sonra okur ve hayatını düzene koymak için çabalar. Üniversitede karşısına Egemen çıkar, Hazan'ın güvensizlik, kaybetme gibi korkuları vardır, yaşadıkları yüzünden hayatına birini almaktan korkuyordur. İlk zamanlar onu reddeder ama sonra onunla mutluluğu yakalar ve evlenirler. Bir bebekleri olur. Hazan da artık bir öğretmendir. Daha sonra Hazan, kanser olduğunu öğrenir. Daha üç yaşındaki bebeği için kanseri yenmek zorunda olduğunu hisseder ve sevdikleri için hayata tutunmayı başarır.
Yazarından af dileyerek kitaba birazcıkta eleştirel yaklaşmak istiyorum. Dikkat ederseniz kitaba verdiğim puan 6 oldu. Çünkü kitap, sürükleyicilik açısından çok yavandı. Sadece olay örgüsü anlatılmış ve oldukça basit cümleler kullanılmış. Yani akıcılık yoktu bu yüzden ben de ara ara okudum ve oldukça ağır ilerleyebildim. Hani bazı kitaplar vardır, bir sonraki sayfaya geçmek için deli olur, başından kalkmak istemezsin. Okudukça merak duyar, acaba şimdi ne olacak diye çabucak diğer sayfaları görmek istersin. Maalesef bu kitap bana o duyguları vermedi. Yine de kalemine ve emeğine sağlık diyorum.
Kitapla kalın.