Sen ‘ile’ Ben
9/10
·232 syf.··
2025 17. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 17:42
“— Biz, artık, ayrı olabiliyor idiysek, sen ile ben arasındaki şu ‘ile’, artık, yok, demekti—“ diyor Aruoba. Biz nedir, biz olurken sen ve ben olmak mümkün müdür, aslında sevdiğimiz nedir, neyin üstünde söz hakkımız var veyahut yok diye ardı ardına sıralanıyor sorular sayfaları çevirdikçe. Hiç aşık oldunuz mu? Hiç iki bedende bir ruhu yaşatmaya çalıştınız mı? Hiç ‘beraber’ yapmak üzere sayısız hayal kurdunuz mu? İle, bütün bunları yapmış ama nihayetinde bitmiş bir şeyi daha da sürdürememişlerin kitabı. İle; son bir haykırış, son bir itiraf belki de. Birisi için satırlar yaz(abilmek)mak birisinin adını düşündüğünde bile kalbinin daha hızlı çarpabilmesi ne lütuf. Ama yetmiyor, hiçbirimiz bunu yettiremiyoruz. Yaşanmış güzel her şeyi geride bırakıp güzel hatıralar olarak hatırlamayı öğrenmek canımızı yakıyor. Sayfa 127’de diyor ki “Anılara sonuna dek sadığımdır; insanlara hiçbirzaman öyle olmayacağım.” Biz ne zaman öğreneceğiz peki bunu? Daha kaç defa acıya inatla tutunacağız ve daha kaç defa boşlukta olmayanı tutmaya çalışacağız? Hiçbirimi cevabı bilmiyoruz zaten sevmek de bilmemekten gelir. Niye sevdiğini, niye sevmeyi bırakamadığını bilmediğindendir birçok şey. Peki bir insanı ‘öyledir’ diye mi severiz yoksa giderek istediğimiz gibi olur diye mi severiz? Hiçbirimiz buna gönül rahatlığıyla ‘öyledir’ diye diyemeyiz belki de. Aşk bencildir, sevmek bencildir. Bu onun doğasıdır. Bencilce var olur bunlar. Kendine ister sevileni, öyle ki onunla karışmak bir bütün, bir renk füzyonu olmak ister. Bireylerin özünü kaybetmeden tekrar o dört kollu ve bacaklı atalarına dönmesi mümkün müdür noktası ise bir muammadır. Bir diğer nokta ise ‘beraber’ olduğunu bilmek, ayrıyken bile ‘bir’ olabilmektir. Her daim içerde, kişiye açılan bir yerde, bir biçimde, var olmaktır. Diyor ki Aruoba, “ben, tek başıma birşey yaparken seni düşünerek yapıyorsam, yaptığımı; sen de, tek başına birşey yaparken beni düşünerek yapıyorsan, yaptığını, birlikteyizdir.” İnsan soruyor kendine, ‘hep’ ‘bir’ olabilmek ne kadar mümkün? Belki de yanılgımız ‘hep’lere ve ‘hiç’lere bağlılığımız. Bir türlü ortasını kabullenemiyoruz, bir şeyi ya asla ya da bütünüyle istiyoruz. Belki de bu bizi çürütüyor içten içe, kendimizi, benliğimizi yitiriyoruz. Belki de kendimizi tekrar tekrar ateşe atmaya tutkunuz. Bilmiyorum. Başladığım noktaya şimdi geri dönüyorum, ‘ile’ olabilmek. ‘Sen ile ben’ olabilmek. Eğer öbür yarı diye tanımladığımızla yaşayabiliyorsak hayatlarımızı birbirinden ayrı ve bağımsız, bizden geriye ne kalmıştır ki? Bunu fark ettiğimiz noktada bırakmalıyızdır belki de. Bu bir kopuş, bir siliniştir. İlişkinin artık öznesini yitirmesidir. Belki de daha üstü toz tutmamış yaşanmışlıklardan ötürü, uzun bir süre kaldım bu cümlede; tekrar tekrar dikte ettim kendime. Söyleyecek sözüm aslında çok ama ne desem birbirinin tekrarı ve yavan gibi. Bir ayrılık sonrası kitabı, okudum, doğrusu beni kanırttı. Olmasa Mektubun dilimde şimdi. Ve merak ediyorum, bir gün pişmanlık duymadan yaşamayı öğrenebilecek miyiz? Pişmanlık duymadan anıları yâd edip tekrardan, yeniden, sıfırdan sevebilecek miyiz? Ben de Aruoba’nın son satırları ile sonlandıracağım yazımı. — Bugün, şimdi, yalnızca ben biliyorum; ben de öldüğümde de, artık, kimse bilmeyecek…
Edebiyat
İleOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20184,439 okunma
·
142 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.