Momo’yu bitirdiğimde içimde garip bir burukluk vardı. Sanki bir şeyleri çoktan kaybetmişim ama farkına yeni varmışım gibi. Kitap boyunca o eski amfi tiyatronun taş basamaklarında, Momo’nun yanında oturdum. İnsanların ona akıp giden dertlerini anlattığı, Momo’nun hiçbir şey söylemeden sadece dinleyerek her şeyi değiştirdiği o anları yaşadım. Ve fark ettim ki, biz artık kimseyi böyle dinlemiyoruz.
Zaman… Ne tuhaf bir kavram. Tasarruf ettikçe daha az sahip oluyoruz. Daha verimli olacağız diye günlerimizi sıkıştırıyor, anları sayılara bölüyor, sevdiğimiz insanlara “şu an meşgulüm” diyerek ömür tüketiyoruz. Oysa Momo’nun dünyasında zaman, paylaştıkça anlam kazanan bir şeydi. Dinledikçe genişleyen, sevgiyle derinleşen…
Duman Adamlar’ı düşündüm. Kitapta birer hayalet gibi dolaşıp insanlara zaman tasarrufu vaat eden, sonra da onların hayatlarını griye boyayan o ürkütücü varlıkları… Gerçekten kurgu mu bu? Yoksa biz çoktan onların dünyasında mı yaşıyoruz? Sürekli acele eden, hep bir şeylere yetişmeye çalışan, ama aslında hiçbir yere varmayan insanlara bakınca, sanki Duman Adamlar çoktan kazanmış gibi.
Türkiye’de daha da keskin hissediliyor bu hız saplantısı. Herkes daha çok çalışmalı, daha üretken olmalı, daha fazla kazanmalı… Ama kimse “Peki ne için?” diye sormuyor. Çocuklar ilgiye aç, dostluklar yüzeysel, sohbetler ezbere. Kimsenin zamanı yok çünkü herkes zaman biriktiriyor. Ama biriktirdiğimiz şey, aslında kaybettiklerimizden başka bir şey değil.
Momo, sadece çocuklar için yazılmış bir masal değil. Modern hayatın en büyük yanılgısını suratımıza çarpan bir ayna. Bize “Dur ve dinle” diyen bir fısıltı. Ve belki de en çok ihtiyacımız olan şey, gerçekten dinleyen birini bulmak ya da bir başkası için Momo olmak.
Bizi seven insanlarla bir arada olacağımız, belki de çoktandır ihmal ettiğimiz sohbetleri hatırlayacağımız bir zaman,belki biraz daha dikkat kesilip birbirimizi gerçekten dinleriz. Çünkü sevgi zamanla değil, zamanın nasıl paylaşıldığıyla ölçülür.
youtu.be/rdJ1arydBII?si=... (sesli kitap)