İlk defa bu tarz bir kitap okudum. Kalıplara sığmayan bir eser. Ne bir gezi yazısı, ne bir roman, ne bir hikaye, ne otobiyografi... Öylece okunması gereken, öylece akan bir eser. Otobiyografi olarak geçmesine katılmıyorum. Tam anlamıyla otobiyografi değil. Herhangi bir türe sokulmasına gerek olması gerektiğini de düşünmüyorum. Bu eser böylece çok güzel olmuş.
İnsan nereye giderse gitsin, ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın düşünceleri onunla beraber gelir. Bunun böyle olduğunu birçok kez deneyimledim ama ilk defa bir başkasının da bunu deneyimlemesine şahit oldum. Bu yönüyle de çok beğendiğim ve kıymet verdiğim bir eser oldu.
Bazen bir vlog izliyor gibi hissettim, bazen birinin güncesini gizlice karıştırıyor gibi hissettim, bazen birisi beni aramış gezdiği yerleri anlatıyor gibi hissettim. Histen hisse soktu bu eser beni. Bazen gezmenin, yeni yerler görmenin, yeni insanlarla tanışmanın, kaynaşmanın, birleşmenin çok güzel bir şey olduğunu düşündürdü. Bazen bütün bunların boş olduğunu düşündürdü. Tek bir doğrunun peşinde koşan bir eser değildi. Bunda tabii ki yazarının varoluşçuluk akımından etkilenmesinin de etkisi çok çok büyük.
Bu eseri okuyanların diğer incelemelerine göz attım, okudum ve izledim. Bazı okurlar çok atlamalar olduğunu ve düzenli bir akış olmadığını söylemiş ve bundan çok şikayetçi olmuş. Tabii ki böyle bir durumu sevmek zorunda değiller ama bu tarz eserler sevmiyorlarsa zaten bunun sorumlusu yazar değildir. Yazarın varoluşçu olduğu gün gibi açık. Varoluşçu bir yazardan düzenli, nizamlı, Mauppasant tarzı şekilde yazılmış bir eser zaten beklenemez.
Bu eseri okurken içimden hep Pilli Bebek şarkıları çaldı. Eserle o kadar uyumlu bir grup ki sanki bu eser bir şarkı olsa ''Bak'' olurdu. Çok beğendiğim bir grubu bana anımsatması da bu eserle bağ kurmama çok yardımcı oldu.
İyi okumalar, umarım sizin elinizde de benim elimde olduğu gibi akar gider :)
youtube.com/watch?v=eu7o5wM...