Puan vermedi·504 syf.··
2025 4. kitabı
Orhan Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık" romanı, yalnızca bir adamın değil, koca bir şehrin, İstanbul'un da hikâyesi. Roman, "Kafamda bir tuhaflık vardı, içimde de ne o zamana ne de o mekâna aitmişim duygusu," ile açılır ve böylece, boza satıcısı Mevlut Karataş'ın hayatına ve ruhuna bizi ustalıkla davet eder. Bu satırlar, aslında Pamuk’un da kişisel dünyasından izler taşır; hayatının erken dönemlerinde ressam olmayı hayal eden, ancak sanatını kaleminde bulan Pamuk'un aidiyet arayışına da ince bir göndermedir. Mevlut Karataş'ın hayatındaki belki de en dokunaklı sahne, yanlış kız kaçırdığı gecedir. "Bir şimşek çaktı, bütün gökyüzü, dağlar, kayalıklar, ağaçlar, her yer bir an uzak hatıralar gibi aydınlandı. Mevlut birlikte bütün bir ömür geçireceği karısının yüzünü ilk defa yakından gördü." Bu an, hayatın tuhaf ironilerini, kaderin cilvelerini, kısmet'i anlatan unutulmaz bir edebî andır. Pamuk’un her satırında hissettiğimiz bu "tuhaflık," hayatın beklenmedik dönüşleri karşısındaki şaşkınlığımızdır aslında. Roman boyunca Mevlut'un İstanbul sokaklarında yankılanan sesi, "Bozaa!" diye bağırdığı zamanlar, sadece bir sokak satıcısının değil, yitip giden bir dönemin de yankısıdır. Pamuk’un kendi gençliğinde İstanbul’un sokaklarında yürüdüğünü, bir ressam gözüyle bu şehrin ışıklarını, renklerini ve gölgelerini zihnine kaydettiğini düşündüğümüzde, Mevlut’un adımlarında yazarın da geçmişine yolculuk ettiğimizi hissederiz. Pamuk, şehrin "boz ve solgun kıyafetli sessiz ve ezik insanlarının" yerine gelen "gürültücü, hareketli ve iddialı kalabalıkları" anlatırken, aslında kendi tanıklığını da satırlarına gizler. Mevlut'un sessiz direnişi, "Yirmi beş yıldır her kış akşamı saat sekiz buçuk civarında evinden çıkan" bir adamın hayatındaki sadelikte gizlidir. "Sepet karanlıkta gökten önüne bir melek gibi inmişti," cümlesindeki naiflikle, yaşamın küçük anlarında gizlenen güzelliği yakalayan Pamuk, sıradan hayatların nasıl olağanüstü bir anlam taşıyabileceğini vurgular. İstanbul'a 60'lı yıllarda boza ve yoğurt satıcısı babasının yanına taşınan Mevlüt Karataş'ın sıradan hayatından 40 yılın ele alındığı bu kitap bana Paterson kasabasında Paterson adlı bir belediye otobüsünün hayatından bir haftanın ele alındığı Jim Jarmusch'a ait Paterson isimli filmi hatırlattı :) Orhan Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık" romanı ile Jim Jarmusch'un "Paterson" filmi, sıradanlığın içindeki güzelliği ve hayatın rutinindeki küçük mucizeleri keşfetmeleri bakımından benzer bir çizgide buluşuyorlar. Her iki eser de hayatlarını monotonluk içinde sürdüren sıradan kahramanların iç dünyalarını zengin bir şekilde işliyor. Pamuk'un romanındaki boza satıcısı Mevlut Karataş, tıpkı Paterson filmindeki otobüs şoförü Paterson gibi, gündelik hayatının tekrarlarında saklı güzellikleri bulup çıkarıyor. Mevlut, her akşam İstanbul'un sokaklarında "Bozaa!" diye bağırırken, Paterson her gün aynı güzergâhta otobüs kullanırken ve şiir yazarken, yaşamın rutinine gizlenmiş ince ayrıntılarla besleniyorlar. Her iki eser de, yaratıcı olmanın veya yaşamın anlamını bulmanın büyük, gösterişli eylemler değil, aksine küçük anların farkına varmakla mümkün olduğunu vurguluyor. Paterson filmindeki "şiiri şiir olduğu için sevmek" anlayışı, Mevlut'un hayatındaki tuhaflıkları ve basit güzellikleri olduğu gibi kabul etme biçimine paralel ilerliyor. Romanın büyüsü belki de, Mevlut'un hayatının, şehirle birlikte dönüşmesine şahit olduğumuz sahnelerde gizlidir. İstanbul'un değişimi, Mevlut'un iç dünyasındaki dönüşümlerle paralel ilerler. Bu değişimi Pamuk'un yazma tarzına yansıyan titizliğiyle ilişkilendirmek mümkün; romanlarını defalarca baştan yazarak mükemmelleştiren Pamuk'un, tıpkı İstanbul gibi sürekli bir yenilenme ve arayış halinde olduğunu hissederiz. Pamuk'un "Kafamda Bir Tuhaflık" romanı, yalnızca İstanbul'a yazılmış bir aşk mektubu değil, aynı zamanda hayatın içindeki küçük mucizelere, tuhaflıklara, acılara ve tesadüflere dair incelikli bir güzellemedir. Kitabın sonlarına doğru Mevlut'un dilinden dökülen, "Ben yalnızca yürürken düşünebilirim," cümlesi, aslında yazarın da iç sesini taşır. Pamuk’un kendi hayatındaki düşünceli yürüyüşlerinin izi, romanın ruhunda derinden hissedilir. Mevlut’un hikâyesi, İstanbul’un hikâyesidir ve biraz da bizim hikâyemizdir.
Kafamda Bir TuhaflıkOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202416,3bin okunma
·
83 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.