Story is simple. A man lives in prison and dies. How he dies? That's easy. The "who" and the "why" is the complex part. The "human" part. The only part worth knowing.
Augustus Hill' in "Oz"u tanımlarken kullandığı cümleler. İnsana dair anlatılan hikayeler en sık ya hapiste ya da sürgünde anlam kazanmaya başlıyor sanırım. O yüzden bu mahkûm hayatı bana bu sözleri hatırlattı. Genelgeçer, yüzeysel ve örtük anlamlı cümleleri hepimiz sürekli ediyoruz zaten, ya da "nasıl"a dair yanıtlar aramak da çoğu zaman genel kanılar yaratıp işimizi kolaylaştırdığı için onu tercih ediyoruz. Halbuki biliyoruz ve görmezden geliyoruz ya da göz ardı ediyoruz ki asıl olan; insana dair olan. O'nun kim olduğu ve neden başına gelenlerin gelmiş olduğu, ama bunlara yanıt arayacak kadar ne vaktimiz var ne de hassasiyetimiz, özverili olduğumuzu düşündüğümüz anlarda bile sadece kendimize dair sağlıklı kalmaların bekçiliğini yapıyoruz. Zamanın getirisi ve gerekliliği diyoruz buna da. O zaman hakkımız da yok diyorum daha iyisini talep etmeye. Çünkü her hak arayışına, her kazanıma sadece "kendi üstünden" yorum getiren bir bilinç kusurlu değilse nedir?
Bu taşlama bölümünden sonra Mihayloviç'in kendi sürgün hayatı sırasındaki yaşadıklarından yola çıkarak yazmış olduğu bu kitabın da insana dair yine çok iyi tahlillerde bulunduğuna odak vermeliyim. Mahkûm, idareci ve dışarıdaki özgür insan gözetmeksizin anlatıyor, anlatıyor da anlatıyor.
Bu 7 yıllık sürgün hayatını da bir bölümde (artık sonlara doğru) huşuyla ve müsterih bile karşılıyor, hem de geçen onca yılına çok uzun zaman bir kayıp gözüyle baktıktan sonra. Bunun böyle olduğunu da en azından bana yeterince samimi bir şekilde hissettirdi. Empati yapabilen, ötekini ve kendini anlamaya gayret eden, bunun için sancılar çeken, rahatını bozan, bunu göze alabilen, bunların yanında da yılmayıp yaşadığı şeyleri kendisine ağır getirmeyen hatta olduğundan ağır getirmeyen bu yazarın ve anlatısının başımın üstünde yeri var, o yüzdendir ki zor kabullendiğim her anımda benden çok daha derin olduğunu düşündüğüm bu Rus insanının ayakta kalabilme gücünü kendime bir tenkit unsuru bellemeye çalışıyorum.
Bölümümüzde ilgimi çeken ve Rus edebiyatında sıklıkla karşılaştığımız bazı etiket kelimeler ya da cümleleri de yine son bölüme bırakıyorum:
Ölü evinden notlar
inorodets; sözcük anlamıyla, "başka soydan olan", yani Slav olmayan. İlk kez 1822 yılında çıkarılan "inorodets"lerin idaresiyle ilgili kanunla yasal olarak tanımlandı. Bir bakıma Rusların sömürgeleştirdiği halklar için kullanılan bir sözcüktü.
Kalaç; bir ekmek çeşidi.
"Yeşil yol" (zelyonoya ulitsa) kamp mahkûmlarının o dönemin ağır cezalardan birine verdiği ad. "Sıra dayağı" da denebilecek olan bu ceza, XVII-XIX. yüzyıllarda Avrupa'da yaygın olarak uygulanıyordu. Spiebrutenlaufen olarak bilinen, İsveç kökenli bu ceza, Rusya'da Büyük Petro tarafından 1701'de getirildi, 1864 yılına kadar kullanıldı. Bu cezada suçlu iki sıra dizilmiş, elinde sopa, esnek çubuk ya da kamçı tutan askerlerin arasında kalan yoldan geçmeye zorlanırdı. Her suç için farklı sopa sayısı belirlenmişti, "yeşil" denmesinin nedeni bilinmiyor. [Ç.N]
Francala; içinde kepek bulunmayan iyi nitelikli undan yapılan ince uzun ekmek. (Bildiğimiz somun ekmek sanırım)
Kvas; Bir çeşit mayalı içki.
İstihkam subayları; dost birliklerin hareketini artırmak amacıyla mayın temizliği, kuru yol yapımı, sulu açıklardan geçiş, engelleri temizleme, muharebe alanına geçiş yolları yapma gibi faaliyetlerde bulunur.
Bezir ; ketentohumu, beziryağı.
Kantonist; XVIII. yüzyılda asker çocukları için açılan kanton okullarından mezun olan, askerî okul mezunu. [Ç.N.]
Bir dönemin muhtemelen 19. yüzyıl Rusyası'nın sobaları ya da ocakları, sedir gibi üzerlerine yatılabilecek şekilde tasarlanmış yapılardır.
Staroobryad yanlıları; 1654 yılında resmî Ortadoks Kilisesi'nin çeşitli kurallarının değişmesi, eski ve yeni inançlılar diye bölünmeye yol açtı. Sözcük anlamıyla "eski tören" anlamına gelen Staroobryad yanlıları 1680'lerden itibaren kovuşturulmaya başlandılar. Bir bakıma irticacılar. Edinoverler de eski inanç ile yeni inancı birleştirmeye çalışanlardı ve ayrı kiliseleri vardı.
Sibirka; Staroobryadların giydiği pilili, kısa kaftan.
Sibirya pelmeni; mantıya benzer bir yemek.
Kamarinskay; Ünlü Rus müzisyen Mihail Glinka'nın (1803-1857) bestesiyle tanınan çok ünlü bir Rus halk şarkısı ve dansı.
İskorbüt; C vitamini eksikliği nedeniyle ortaya çıkan bir hastalık. Halsizlik, kolayca kanayan ve geriye çekilen dişetleri, ciltte morluklar, eklemlerde ağrı ve yuvarlanan saçlar belirtileridir.
Nozdrev; Gogol'ün Ölü Canlar'ının bir karakteri.
Manilov; Gogol'ün Ölü Canlar'ının bir karakteri.
Balalayka; üç köşe gövdeli ve üç telli bir Rus halk sazı. (Fotoğraflarda epey estetik duruyor.)
Enfiye; burunotu, burna çekilmek üzere hazırlanmış toz ilaç.
"Seni yılan yağı, seni turna kanı" bana komik gelen bir haykırış nidası olduğu için bu kısma ekledim.
Torban; Rusya'ya, Polonya ve Ukrayna üzerinden gelen, uda benzer bir çalgı. Rusçada "torban" olarak anılıyor. (Youtube'da Maria Viksnina'nın bir videosu var torbanı ile, izlemenizi öneririm. Hayli ilginç özelliklere sahip bir müzikal.)
İzbe; basık, kuytu, loş. (Genelde kullanmıyoruz bu kelimeyi, hatırlayalım, kullanalım, kullandırtalım, izbelerde kalmasın.)
Kapıya katran sürmek; bir tür linç eylemi, "kirlenmiş" kızların yaşadığı evler bu şekilde karalanırdı. (Tr'de hangi kesimin evlerinin bu şekilde mezhepsel olarak mühürlendiğini ne yazık ki biliyoruz!)
Kisel; (Rus.) bir tür reçel.
Komünyon; Efkaristiya, Evharistiya, Komünyon ya da Rab'bin sofrası, Hristiyanlıkta İsa'nın çarmıha gerilmeden önceki havarileri ile yediği Son Akşam Yemeği'nin anıldığı ayindir. Katolik, ortadoks, Protestan hiristiyanlarınca düzenli olarak pazar günleri yerine getirilir. "Ekmek ve şarap ayini"
İrtiş'in kıyısında Kazaklar yaşıyordu, ama Çarlık Rusya'sında yanlış bir şekilde "Kırgız-Kazakları" ya da "Kırgız-Kaysakları" diye anılıyorlardı ve bu deyim 1867 yılında "Kırgız" diye kısaltılmıştı. 1936'dan sonra "Kazak" diye anıldılar.
Zaimka; (Rus.) sözcük anlamıyla "istimlak". Sibirya'yı işgal ederken Ruslarda toprağın mülk hakkı ilk yerleşene veriliyordu.
Frak; erkeklerin resmî törenlerde giydikleri siyah renkli, uzun etekli ve eteğinin arkası bele değin yırtmaçlı ceketle bir pantolondan oluşan takım giysi. Bir zamanlar TBMM Başkanlarının giydiği beyaz papyonlu, beyaz yelekli, ceketinin arkasi uzun olan kıyafet. Mustafa Kemal Atatürk'ün frak ile çok da şık bir fotoğrafı da vardır.
Raskolnikler; kelimesi yerine direkt kökeninden türeyen bir isim olan "Raskol" kelimesini açıklayacağım. Rus kilisesi bölünmesi, 1600'lü yıllarda Rus Ortodoks Kilisesi'nin resmi bir kiliseye ve Eski İnananlar hareketine bölünmesidir. Bu kelime Suç ve Ceza'nın baş kahramanı olan Raskolnikov'un ismine de ilham olur.