"Hiçbir hastalıktan ölmediler!" sesinde sitem vardı, acılıydı. "Annemle babam öldürüldüler doktor bey. Hastalıktan ölecek kadar yaşlanamadılar. İlle de bir hastalık arıyorsanız, onları öldüren insanoğlunun zalimliğiydi!"
Seranad romanında bir üniversitede çalışmakta olan Maya ve onun hayatını değiştirecek Prof. Dr. Maximillian anlatılmakta. Sene, 2000’lerin başı. Alman asıllı Amerikan Prof. Dr. Maximillian sunumunu yapmak üzere İstanbul’a gelir. Rektörün özel kalemi olan Maya ise onu karşılamak ve kalacağı üç gün boyunca eşlik etmekten sorumludur. Max’ın kafasında ise başka bir şey vardır. Karısı yahudi olduğu için memleketinden kaçarken yakalanmıştır. Romanya’daki kampa gönderilen karısını çeşitli yollarla “Struma” adlı gemiyle İstanbul’a getirtmeyi başaran Max, Filistin’e gidecek olan geminin Türk ve İngiliz devletlerinin baskısıyla kaderine terk edildiğini ve boğaza yanaşmasına izin verilmediğini görecektir.
Günlerce süren belirsizlik boyunca karısına kavuşmanın hayalini kuran Max, her gün kıyıya gidip güzel haberler beklemiştir. Ancak talihe ve tarihe bakın ki her gün kıyıyı gören bu gemi yolcuları, kıyıdan onlara bakanların gözleri önünde bir Rus deniz altı tarafından batırılmış ve içindeki yüzlerce insanla beraber bütün dünyanın gözleri önünde denize gömülmüştür.