— Arada sevgi olmadan, sırf menfaat ve servet için yapılan evliliği, ahlâka uygun mu sayıyorsunuz?
- Gençler, evlilikleri konusundaki kararı büyüklerine bırakmalıdırlar.
— Bence, dünyada gençlerin en büyük hakkı, istedikleriyle evlenmeleridir. Gözlerin seçme hakkına, zevkin beğenme hürriyetine, ruhun tabî uyumuna karışmak büyük bir zulüm değil midir?
- Öyle, fakat o yaşlarda gençliğin verdiği coşkuyla, gözler gerçekleri göremez.
Gençlikte zevk, insanı çoğunlukla yanıltır.
Heyecanı kadar derin olmayan gençliğin çılgın hevesleri, seneler tarafından düzeltilince, insan birdenbire ne görür? Hatalarını, kusurlarını ve belki cinayetlerini.
— Hayır, hayır! İnsan, gençliğinde aritmetik bilgisiyle çarpma veya ederler bölme yapar gibi mi evlenmeli? Evlenecek gençlere daima sükûnet, muhakeme tavsiye ederler.
Seneler geçip de o sükûnete erdikten sonra, o evlilikten gereksiz, o evlilikten tatsız bir şey göremem.
- Bu sözlerin hepsi,
Celal Bey, zavallı dilberi gözünün önüne getirmekten doğan duyarlılıkla ve coşkulu bir ifadeyle sözüne devam etti.
— Güzel ve genç bir kızın, namusuyla sevecek bir kalbe sahip olması, sevilmeyi dilemesi, genç kızlık hayallerini aşıkca tasvirlerle süslemesi, kendisine yaradılışı gereği Allah tarafından verilmiş en büyük ayrıcalık ve en doğal haktır. Herkes sükûnete erdikten sonra evlenecekse, o güzel kız, bu doğal hakkını nereden arasın?
- Bu sözlerin hepsi, gençlik ateşi içindeki bir zihnin sayıklamalarıdır.
— Hayır, yanılıyorsunuz. Ruhun o coşkunluğu, tabiatın o ateşi olmazsa hayatın bir amacı olmaz. Ondan bir tadalamam. "Kalbe sükûnet gelince insanı yerin altına koyuyorlar."SergüzeştSamipaşazade Sezai