4/10
·648 syf.··
2025 8. kitabı
Bu kitap hakkında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki inceleme yazmak için kitabın bitmesini zar zor bekledim. Öncelikle uzun süredir bir kitabı bu kadar zorlanarak okuduğumu hatırlamıyorum. İlk kitaba da elimin gitmediği zamanlar oldu ama bu kitap çok daha farklıydı. Sanderson'ın yazış tarzında tam olarak anlam veremediğim ama katlanılmaz yapan bir şeyler var. Yani kitapta ne olacağını çok merak ediyorum devam etmek istiyorum ama daha 10 sayfa sonrasında beni o kadar bayıyor ki bırakmak zorunda kalıyorum. Bunu ilk kitaba yazdığım incelemede de söylemiştim. Kitapta o kadar gereksiz diyalog var ki bazen sadece monolog okuyormuşum gibi hissettiriyor. Karakterler aynı şeyleri tekrar tekrar ve tekrar konuşuyorlar. Bazı ifadelerin birebir aynısı farklı sahnelerde tekrar ediyor ve bu kitabın okunmasını çok zorlaştırıyor. Benim için bu serinin en önemli sorunlarından biri de genel olarak nereye gideceğinin belli değilmiş gibi hissettirmesi. Hani olay merak unsuru oluşturmak değil sadece bazen ne okuduğuma anlam veremiyorum. Ya Sanderson da belli bir plana göre gitmiyor ya da çok iyi bir düşüncesi var ama bu yönde spoiler vermek istemiyor ki bu da değinmek istediğim başka bir nokta. Her olayda o kadar çok bilmediğimiz ayrıntı var ki ve karakterler de sürekli bunları dile getiriyor. Sanderson çoğu şeye bir cevap bulmak yerine bilinmezliğe bırakıyor, çok gizemli çok epik bir hava oluşturmaya çalışıyor ama sonuca bakınca hiçbirinin cevabını alamıyorsunuz ya da aldığınız cevap sizi tatmin etmiyor. Mesela Jastes'in kolossları nasıl kontrol ettiğini bize sayfalarca merak ettirdi ve gerçekten cevap sahte para mı? Bu kadar basit mi? Kitaba seçilmiş kişi havası hakim ve benim çok sevdiğim bir tema olmasına rağmen bu seride beni sadece sinirlendiriyor. Herkes her şeyi körü körüne Vin'e bağlamış. Vin dışında kimsenin bir işe yaramaya niyeti yokmuş gibi Vin aşağı Vin yukarı. Evet Vin çok özel ve güçlü bir karakter anlıyorum ama bazen kitap enterasan bir çıkmaza giriyor ve işte şimdi nasıl çıkacaklar diye düşünüyorsun ve bir bakıyorsun her şeyi Vin'e bağlayarak halletmişler. Mesela Elend'in Straff'ın kampına gidip güzel bir rest çekmesini beklerken sadece Vin'le göz korkutup üstüne bir de kendisiyle gurur duyması. Vin gibi güçlü bir karakter yazıp bir de üstüne nasıl bu kadar maşa haline getirilebilir anlamıyorum. Vin de bu durumdan rahatsız diyebilirsiniz ama çoğu yerde sadece Elend'i korumaktan çok memnun lanse ediliyor. Gerçekten çıldırıp Cett'in ordusuna saldırmasının sebebi bile Elend'in yaralanması. İkilinin arasındaki aşk aslında kitabın çok önemli bir yerinde gibi duruyor ama ifadelerinin de sahnelerinin de kupkuru olduğunu söyleyebilirim. İlk kitapta ilerleyeceğini ve beni heyecanlandıracağını düşündüğüm tarzda bir ilişkileri yok bence. Elend'i sevmeme rağmen bu kitapta o kadar katlanılmazdı ki. Saçma sapan durumların içinden plot armorla bu kadar rahat çıkabilmesi beni cidden sinir etti. Yani kitapta kaç kez ölmesi gerektiğini sayamadım. Aynı zamanda her şeyi yavaş yavaş okumaya alıştığım için Elend'in kısa sürede nasıl o sayfalarca acımasızlıklarından, korkunçluklarından bahsettikleri kolosslardan birini öldürebilecek kıvama geldiğini anlayamadım. Diğer karakterlere gelirsek ayrı ayrı hoş bulsam ve güzel yazıldıklarını düşünsem de aklıma takılan ciddi bir motivasyon eksikliği var. Bir grup hırsız evet hükümeti devirmeye karar veriyor ama bir de üstüne yenisini kurmak için çabalamaları bana biraz saçma geliyor. Sonuçta aralarında Ham gibi empati seviyesi yüksek karakterler olsa da Breeze gibi işi sadece zorluğundan dolayı kabul etmiş biri de var. Neden hepsinin canla başla çalışmaya devam ettiği beni düşündürüyor. Aynı zamanda kitabın çoğunda Elend'i düzgün bir kral yapmaya, imajını değiştirmeye çalışıyorlar ama kralın çevresi bir hırsız çetesinden oluşuyor ki bu imaji açısından nasıl duruyordur? Karakterlerden bahsetmişken bu kitapta Sazed'den bahsetmeden geçemem sanırım. Zaten ilk kitaptan da önemli bir karakter olduğu sezdirilse de bu kitapta da ön planda bir karakterdi ve benim de herhalde açık ara en sevdiğim karakterdi. Tindwyl ile ilişkisiyle olsun kendi içindeki çatışmalarıyla olsun okuması çok keyifliydi ve benim için kitabı taşıdı diyebilirim. Kitabın puanı sitede o kadar yüksek ve yorumları o kadar iyi ki aynı kitabı okumadık herhalde diye düşündürdü bana ama okunması da nispeten düşük. Kurgusunu, düşünce tarzını sevsem de mantıkta ve yazılış tarzında bir türlü uyuşamadığım bir seri oldu benim için. Kitabın son sayfaları herkesin de söylediği gibi keyifli ve çok etkileyiciydi. Kitabın geri kalanında bu temponun yarısı olsa veya bu kısma daha çabuk gelsek belki de farklı şeyler yazıyor olurdum. Çünkü 758 sayfalık kitapta önemli cevaplar aldığımız tek kısım neredeyse kitabın sondeyişindeydi. Seriye devam etme konusunda oldukça kararsızım ve devam etmeme ihtimalim şu anda daha yüksek gibi duruyor. Sanderson'a gelirsek hakkındaki övgülere bakarak ikinci bir şansı başka bir serisiyle kesinlikle vericem ama üstünden biraz zaman geçmesi gerekli diye düşünüyorum.
Edebiyat & Roman
Sissoylu - KuşatmaBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 20151,157 okunma
·
255 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.