Gönderi

Rabbim, şu çaresiz Dilber'i görüyor musun?
— Ah şimdi! Gel istersen birbirimizin haline ağlayalım. Cevher sözünü bitirdiği zaman, genç esir, başını eğip, sinirli bir hareketle, entaresinin koluyla oynayarak, - Benim bir derdim yok. Yalnız ben burada oturamam. Ben İstanbul'a gideceğim, dedi. — İstanbul'a Ne için? Ne için? ‐ Çünkü... — Anlıyorum. İtiraf et. -Çünkü ben burada kalırsam yaşayamam. Çünkü... Birdenbire şiddetle ağlayarak, Cevher'in kucağına kapandı. Cevher, bu parıltılı güzelliğin, tek sığınak saydığı kucağına düştüğünü görür görmez, oldukça zayıf ve buna göre çok uzun olan kollarıyla kucaklayıp, matemle yüzünü gökyüzüne çevirerek diyordu ki, — Rabbim, şu çaresiz Dilber'i görüyor musun? Afrika'nın bu yüce gecesinde, cenneti andıran bir havuzun bir köşesine, güzel gölgesi düşen bir ağaç altını, sevgisini açıklamaya en uygun yer olarak bulan Dilber, oraya geldiğinden beri kendisini acıyarak bir kız kardeş gibi derdi ortağı bir kara gün dostu olduğunu sürekli söyleyen cevherin kolları arası dağılıyordu. SergüzeştSergüzeşt Samipaşazade SezaiSamipaşazade Sezai
·
22 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.