Kitabın kapağını açtığım anda, hani bazen yaklaşan bir felaketi önceden sezermişçesine insanın içine çöken o tarif edilemez tekinsizlik hissi olur ya. İşte ben de tam olarak böyle hislerle başladım okumaya. Ve yanılmadım. Patlamaya hazır bir yağmur bulutu gibi, yavaşça kendini hissettirmeye başladığında içim, sürekli bir huzursuzluk ve tedirginlikle doldu.
Hani "eve düşen yıldırım gibi" derler ya. İşte bu kitap tam da bunu anlatıyor. Ama öyle sıradan bir yıldırım değil, böylesine yıkıcı, böylesine sarsıcı olanına daha önceden denk gelmemiştim. Okurken sinirlerim gerildi resmen. Hikaye tek bir mekânda, bir evin içinde geçiyor fakat o ev, şeytani planlar peşinde olan birinin dehşet verici sahnesiyle okuru gerim gerim geriyor. Bu gerilim korku anlamında değil ama, daha çok insanın ruhunu tüketiyor. İçimizdeki durgun bir suya taş atılmış gibi, duygularımızda da halka halka kıpırdamalar dalgalanmalar oluyor. Sinir bozuyor, bu kadar da olmaz dedirtiyor. Ayrıca yazar, karakterlerin fiziksel özelliklerini ve tüm davranışlarını en ince ayrıntısına kadar betimleme gereği duymaksızın, onları okuyucunun zihninde ustalıkla şekillendirmeyi başarmış. Her bir karakter, içimizde can buluyor ve adeta bizimle yaşıyor.
Çok ama çok beğendim. Tek oturuşta bitecek kadar derli toplu bir anlatıma ve dengeli bir tempoya sahipti.
Hani su içerken anlarsın ya ne kadar susadığını, ben de öyle kana kana içtim tüm sayfaları. Yalnız finalinde sonrasında neler yaşandı okumak isterdim. Olsun, yine de okuduğum için hiç pişman değilim hatta tekrar okumayı düşünecek kadar çok sevdim kitabı. Psikolojik gerilim seven her okura şiddetle tavsiyemdir