••Spoiler olabilir!••
Kitap, okuduğum cümleler boyunca sanki Orhan olduğunu düşündüğüm Kemal'in, sevgilisi Sibel ile gezmesiyle başlıyor. -Kemal zengin bir iş adamıdır ve Sibel ise modern yurtdışında okumuş bir kızdır- Sibel bir gün sokakta gezerken vitrinde bir çanta beğeniyor fakat o çantayı almıyorlar. Daha sonra Kemal butiğe tek başına geri geliyor. Orada çalışan, eski bir akrabası olan Füsun -fakir bir ailenin kızı- ile karşılaşıyor. Sevgilisi olmasına rağmen Füsun'u çok beğeniyor ve ona yoğun bir ilgi duyuyor.
Daha sonra butiğe tekrar geliyor ve Füsunla yakınlaşıyorlar.Bu yakınlaşmadan sonra Kemal'in eski evinin bulunduğu Merhamet apartmanında her gün gizlice buluşuyorlar.Tabii Kemal artık ona aşık olmuş oluyor. Hâlbuki kitabın başında Sibelle çok mutlu olduklarını okuyoruz. Kemal Füsun'a aşık olmasına rağmen Sibel ile bir nişan yapıyor. Hatta nişana 'akrabamız' bahanesiyle onu ve ailesini de çağırıyor. Hatta Sibel, Füsun ve Kemal aynı masada sohbet ediyorlar.
Şu ayrıntıyı da unutmayalım: Füsun on sekiz yaşında üniversite sınavına hazırlanan bir genç kızdır Kemal de ondan sekiz-dokuz yaş civarında büyüktür.
Nişanın ertesi günü de Füsun'un sınavı vardır. Füsunlar -kızın sınavı olduğu için- nişandan ayrılırlar. Kemal kendi nişanında bile Füsun'u düşünmektedir.
Nişanın ertesi günü Kemal buluşmak için Füsun'u bekler fakat Füsun gelmez. Onu uzun bir süre bekler. Fakat bir sonuca varamaz. Daha sonra Füsun'nun annesi olan Nesibe Hala'nın yanına gider ve onun sınavının kötü geçmesinden dolayı babasıyla başka bir yere taşındığını öğrenir.
Kemal çok mutsuzdur ve bu nişanlısıyla olan ilişkisine de bilhassa yansır. Nişanlısı ona sürekli neyi olduğunu sorar fakat Kemal geçiştirirci cevaplar vermektedir. Bir gün arkadaşları ve Sibel ile dışarı çıkacaklardır fakat Kemal istemez. Ve orada her şeyi Sibel'e anlatır. Sibel başta çok ağlar ama nişanlısına acıdığı için ona destek olmak ister. Fakat Sibel bir süre sonra onu iyilestiremeyeceğini anlar ve ayrılırlar.
Bir gün Kemal babasının vefat ettiğini öğrenir ve cenazede bile Füsun'u bekler. Fakat Füsun o gün de gelmez. Daha sonra Füsundan bir şekilde haber alır ve onların evine davet edilir.
Füsun'un evlendiğini öğrenir ve orada yıkılır. Çünkü onu çok beklemiştir. Sonra Kemal her gün onların evine yemeğe gider.
Tabii bu süreçte Füsun'u takıntı yaptığı için evdeki eşyaları alıp Merhamet Apartmanın'da biriktirir.
Kitabın sonuna doğru da tam mutlu olacakları sırada da Füsunla kaza geçirirler ve Füsun hayatını kaybeder. Bunun üzerinede Füsun'dan biriktirdiği eşyaları müze yapmaya karar verir.
Yazarımız Orhan Pamuk kitabın sonunda Kemalden çıkıp kendi anlatımıyla devam ediyor. Bu ayrıntı güzeldi. Hatta beraber sohbet edip kitap ve müze hakkında konuşuyorlar.
••Şimdi düşüncelerimi•• şu şekilde açıklayayım; Bir terk edilişin sonunda yaşanan bir aşkı desteklemiyorum. Hem de yaş farkı çok olduğu bir kızla. Aşk oyuncak edilemez.
Karakterimiz Kemal'in yaptığı en büyük hata aldatmasına rağmen Sibel ile nişanlanması fikrimce. Bir aldatmayı aşk diye adlandıramayacağım. Hatta kitapta şöyle bir söze denk gelmiştim: ”...bazan Füsun'u bana unutturabilecek hoş bir kızla tanışırım diye umutlanır...” Kemal'in Füsun'a duyduğu aşkı okuyoruz fakat farklı bir kıza denk gelse onu bırakabileceği de olası.
Füsun karakterinin ise ne istediğini bilmediğini düşünüyorum. Çünkü Kemal'e çok garip davranıyor. Git gelleri çok fazla. Yumuşatılmış bir örnek verecek olursam da Kemal ile el ele tutuşuyor, sonra da pişman bir şekilde Kemal ile konuşuyor. Keşke el ele tutuşmasaydık gibisinden. Bunlardan ötürü de Kemal'in Sibel'i bırakmasını hiç bir zaman desteklemedim.
Kemal Füsun için kendi arkadaşlarından vazgeçiyor. Hatta annesini bile çok az görüyor. Belki aşk fedakarlıktır ama bu hak edene yapılmalıdır.
Kemal'in kitapta geçen ilk yıllarda Füsun'a olan aşkını bir heves ve takıntı olarak açıklamak bana daha doğru geliyor. Tek taktir ettiğim şey ise Kemal'in vazgeçmemesi oldu. Ve Füsun'u sonsuza kadar yaşatmak için de yaptırdığı o müze.
Kitabın anlatımına gelecek olursakta başlarda çok akıcı gelmişti. Fakat sonra ki sayfalarda aynı betimlemeleri okumak oldukça sıktı. Hatta şöyle diyorum kitabın yaklaşık 300 sayfası olmasa da olurmuş. Çünkü Füsunların evinde yemek yediklerini neredeyse kırk kere okudum ve kitaba devam etmekte oldukça zorlandım.
Ben bir aşk hikayesi değil, takıntılı bir insanın çektiği acıları ve yaptığı gereksiz sözde fedakarlıkları okuduğumu düşünüyorum. Sadece bazı yerlerde dedim ki 'Kemal sabrına hayranım' evet aşk sabır ister ama Kemal'in ki takıntı derecesinde ve başka bir güzellik görse bırakabileceği tarzda olan bir şey. Her tutku aşk değildir bana göre, olamaz da.
Martin Eden'deki Ruth karakterinden sonra en çok kızdığım karakter Kemal oldu. Sibel'i çok ortada bıraktı ve Sibel bunu hak etmedi.
Eğer ki betimlemelerden sıkılmayacağınızı düşünüyorsanız okuyabilirsiniz. Onları saymazsak içine çeken bir kitap oldu diyebilirim.
Okumak isteyenlere keyifli okumalar dilerim. Aşka ve aşk sandıklarımıza dikkat edelim.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma