ORHAN PAMUK KİTAPTA DOĞU-BATI ÇATIŞMASINI NASIL İŞLEMİŞTİR?
Orhan Pamuk’un 1989 yılında yazdığı Beyaz Kale adlı romanı,Türk edebiyatında önemli bir yere sahip postmodernist bir romandır. Postmodernist romanların en önemli özellikleri arasında işledikleri çatışmalar gelir. Beyaz kale romanında Orhan Pamuk efendi-köle , benlik, Doğu-Batı çatışması gibi birçok çatışma işlemiştir. Benlik çatışması kitap da işlenen en önemli unsur olsa da Doğu-Batı çatışması da kitap da fazlasıyla yer alır. Ayrıca Doğu-Batı çatışması ve benlik çatışması kitap da birbirinden ayrı incelenemeyecek kadar iç içedir ve birbirlerine yardımcı olurlar.
Orhan Pamuk Doğu ve Batı’yı karakterler ile özdeşleştirmiştir. Romanın iki ana karakterinden bir olan Venedikli İtalya’dan gelen Osmanlı da köle konumuna düşüp Hocaya hediye olarak verilen bir karakterdir. Kitaptaki Batı sembolü Venedikli karakteri üstünden verilir. Venedikli, Hoca’nın kendi kültüründen üstün gördüğü medeniyetin romanda vücut bulmuş halidir. Hoca karakteri ise Doğu’yu sembolize etmesine karşın Doğu’dan memnun olmayan birisidir. “Onları” ve “oraları” “biz”den ve “buradan” daha iyi olarak değerlendirir ve bunun bir uzantısı olarak gördüğü Venedikliyi kendi hedefleri için kullanmaya çalıştığı kadar, ondan bir şeyler öğrenmeye, onun bilime ve felsefeye yaklaşımını anlamaya da çalışır. Hoca ile Venedikli üzerinden ilerleyen Doğu – Batı karşılaştırmasında, zaman zaman bu iki karakter karşı karşıya gelir, zaman zaman da Batılı bir dürtü olarak gösterilen merakları ve bilime karşı ilgileri, toplumdan gördükleri tepkilerle çatışır. Kitaptaki Batı üstünlüğü hem Hoca’nın kendisi tarafından hem de Padişah tarafından hissettirilir. Kitap da buna örnek olarak “İçten içe küçümsediğim bu sorunlarla ilgilenmediğimi gördükçe, Hoca beni hor görürdü, ama benim ‘üstünlüğümü ve farklılığımı’ sezdiğini düşünüyordum o sıralar, o da benim bunu sezdiğimi düşündüğü için öfkeleniyordu belki.” Alıntısı verilebilir. Burada Hoca’nın Batı üstünlüğünü farkında olduğu görülebilir fakat bunu kabul etmek ve Venedikli ’ye göstermek istemez. Ayrıca o dönemki Osmanlı toplumu bilime, bilimsel çalışmalara önem vermez, Müslümanların yapmadığı işlere ‘gavur’ işi olarak bakar. Hoca bilimsel çalışmalarla ilgilendiği için toplum Hoca’ya kötü yakıştırmalar yapar ve imalarda bulunur. Bu da Doğu’nun özellikle bilimsel olarak Batı’dan neden geride kaldığını anlamamıza sebebiyet verir. Hatta Doğu bu konuda o kadar geridedir ki Osmanlı’nın padişahı bile Hoca’ya inanmaz yaptığı çalışmaları Venedikli’nin öğrettiğini düşünür. “Sonra, bana o soruyu soruverdi:’ Sen mi öğretiyorsun bunları ona?’”. Dolayısıyla Doğu Batı’ya , Batı’nın düşüncelerine ve yaşamına özenir. “Kısa bir sessizlikten sonra, Hoca , birden bir sır verir gibi fısıldayarak sordu: ‘Hep öyle mutlu mu yaşıyorlar orada?’ Sorar sormaz pişman olacağını sandım, ama hala çocuksu bir merakla bana bakıyordu. Ben de fısıldadım: ‘Ben mutluydum!’ Yüzünde hafif bir kıskançlık belirdi, ama korkutucu değildi.” Hoca’nın içten içe merak ettiği ve Batı’ya özendiği görülebilir. Fakat tüm bunlara , Doğu ve Batı’nın birbirine üstünlük kurma çabasına karşın aynı Hoca ve Venedikli karakterinde olduğu gibi birbirlerine benzemekten de kurtulamazlar. Ayna metaforunda da bahsedildiği üzere Doğu ve Batı birbirlerini yansıtırlar. Sadık Paşa’nın bu iki karakteri bir araya getirirken kullandığı cümle de bu durumu destekler. Paşa, birisi doğudan, öteki batıdan gelen bu iki karakterin, “birbirlerini tamamlamasını” bekler.
Sonuç olarak Pamuk kitap boyunca Doğu ve Batı’nın çatışmasından ve farklılıklarından bahsetse de aslında vermek istediği mesajı Hoca ve Venedikli karakterlerinin kimlik çatışmasıyla harmanlayarak verir. İlk bakışta birbirinden bu denli farklı görünen bu karakterler özünde çok benzerler. Bu da bize Doğu ve Batı’nın tüm sorunlarına karşın birbirlerini yansıtmaktan kurtulamadıklarını ifade eder. Orhan Pamuk kitap boyunca bu mesajı vermek için uğraşır.