Gönderi

7/10
·196 syf.··
2023 15. kitabı
·
67 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2023 16:09
Atay’ın 1975 yılında yayımlanan ve tek öykü kitabı olan Korkuyu Beklerken, modernist romanın öykü biçimine yansımış halidir. Modernleşme sürecinde bireyi iç hesaplaşmaya, iletişimsizliğe iten dış dünyanın bireyin iç dünyasıyla olan uyumsuzluğudur. Atay bunu öykülerinde yabancılaşmayı merkeze alarak anlatır. Modernleşmeye ayak uyduran toplum, yarattığı kurallara uymayanı ‘öteki’ olarak adlandırır. Bu ‘öteki’ olma durumuna yani bireyin, toplumun genel kurallarıyla uyuşamamasıyla birlikte kendi isteğiyle toplumdan uzaklaşmasına, yabancılaşmasına veya toplum tarafından kabul edilmeyip topluma yabancılaşmak zorunda bırakılmasına Atay’ın eserlerinde sıklıkla rastlanmaktadır. Atay’ın Korkuyu beklerken kitabının içindeki korkuyu beklerken öyküsü de bu bağlamda verilebilecek örnek hikayelerden birisidir. Okuyucu tarafından isminin dahi bilinmediği baş karakter paranoyak, korkan ve toplumla iletişim kuramayan bir karakterdir. Öykü boyunca yalnızlaşan ve topluma yabancılaşan karakteri yazar bilinç akışı, iç monolog, leit motif gibi teknikler kullanarak anlatmış metaforları ve ironizmi kullanarak da bu durumu desteklemiştir. Modernizmin Türk edebiyatına girmesiyle birlikte Atay’ın Korkuyu beklerken hikayesinde de bireyi ve eşyayı merkeze alma, yabancılaşma, yalnızlık, uyumsuzluk, noktalama işaretlerini kullanmama, karakterlere isim vermeme gibi pek çok bakımdan modernist etki altındaki yenilikler görülmektedir. Modernite ile birlikte kentleşme, bireyi kalabalıklar içinde yalnızlığa itmiştir. Kalabalık içinde robotlaşma durumu, bireyi varoluş çıkmazlarına sürükler. Toplumsal değişime, şehirleşmeye ayak uyduramayan bireyin topluma yabancılaşması kaçınılmazdır. Çevresine ve kendine yabancılaşan bireyin iletişimi, nesnelerle sınırlı kalmaktadır. Değişen dünyaya olan uyumsuzluk, yabancılaşmayı ve sorgulamayı doğurmuştur. Bu moderniteye ayak uyduramayan baş karakter korku ve kaydı doludur. Atay okuyucuya bu durumu daha ilk paragraftan köpeklerden korkması ve aralarında bir gerginlik olduğunu düşündürtmesi ile belli etmiştir. Köpekler de dahil birçok şeyden korkan adam yanlızlıktan da korkar ve yalnız kalmak istemez ama yine de şehre uzak bir yerde yalnız yaşamaktadır. Bu durumu karakterin kendisi de farkındadır ve bunu “Buldum: Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor.” Alıntılarıyla da okuyucuya belirtir. Zaten korkak ve paranoyak olan adam bir akşam eve geldiğinde yabancı dille yazılmış bir mektup bulur. “Sonra, birden o zarfı gördüm. Koridorda bulunan tanıdık eşyanın dışında tek yabancı şey olduğu için onu hemen gördüm” Mektup, UBORMETENGA adlı gizli bir mezhepten gelmiştir ve farklı bir dilde yazılmıştır. Hayatındaki düzenin kırılma noktası, bu mektuptur. Hayatında hep var olan korku hali, bu mektupla somutluk kazanır. Adamın bu korku ve sağlıklı olmayan ruh halini yazar sık sık bilinç akışı tekniği ile okuyucuya verir. Ruh halinin de bir belirtisi olarak iyice paranoyaklaşan adamın zihninin içindeki birçok saçma ve karışık düşünceleri okuyucuya bu teknikle anlatmıştır ve aynı zamanda durumu daha da iyi aktarabilmek amacıyla leit motiften de yararlanmıştır. “Havlayan köpek ısırmaz. Hay Allah kahretsin.” Leit motifi bilinç akışı ve iç monologlarının içinde sık sık yer almıştır. Kendisini korkutan bu mektupta ne yazdığını anlamayınca mektubu üniversitede akademisyen olan arkadaşına götürmeye karar vermiştir. Bu durum neticesinde heyecanlan karakter mırıldandığından bahsetmiştir. “Yalnız olunca insan daha rahat davranır: mırıldanır.” Fakat burada Atay karakterin yalnızlık güzellemesini keskin bir dil ile eleştirmiş ve ironi kullanarak alaya almıştır çünkü insanlar yalnızken mırıldanmazlar. Özellikle de bu yalnızlık halinde olan karakter mektubu üniversitedeki arkadaşına götürmeye karar verince ister istemez kendisini arkadaşı ile karşılaştırmaya başlar. Arkadaşının statüsü, onu rahatsız etmektedir. Onun hayatıyla kendi hayatını kıyaslar; onun akademik başarısının, evinin ve arabasının iletişim kurarken mesafeye sebep olacağını düşünür. “Fakat bu araba, insanlarla aramda ortak bir konuşma dili yaratılmasına engel oluyordu” Toplumla arasındaki mesafeyi, arabası olmadığı için aşamadığını düşünmektedir. Araba, toplum için bir statü simgesidir. Bu durum kendisini toplum içerisinde yetersiz hissetmesine neden olmaktadır. Karakter sürekli olarak kendinin toplum karşısında küçük düştüğünü düşünür örneğin “durumu çok beceriksizce anlattım ona.” Cümlesiyle kendisinin durumu kötü anlattığını düşünmüştür ama konunun zaten önemsiz olduğunu fark etmemiştir. İçinde bulunduğu toplumla uyumsuzluk içinde olması sebebiyle sosyal anksiyetesi de vardır. Karakterin bu denli özgüvensizliği onu paranoyak, korkak ve takıntılı, telaşlı bir adam yapmıştır. Bu telaşlı halleriyle birlikte de mektubun içinde evden çıkmaması konusunda tehdit içerdiğini öğrenince kendisini iyice eve kapatır. Ev ifadesi burada adamın iç dünyasını ve sığındığı güvenli alanını sembolize eden bir metafor olarak kullanılmıştır. Ev onun karmaşık zihninin aynasıdır, düşüncelerinin somut halidir. Bahçeye çıktığında bile huzursuz hissetmesi ve konfor alanının bozulması da bu durumun en büyük kanıtıdır. Kendisini huzursuz hissetmesi haliyle birlikte dışarı hiç çıkmaması evinin içindeki yemeklerinin de azalmasına sebep olmuştur. Kendisine kalan malzemelerden yemek yapmaya çalışır ve burada “büyük bir fırtınaya tutulmuştum” sözleriyle Oğuz Atay Hz. Nuh göndermesi yapmıştır. Hz. Nuh’unda yalnız ve uzaklarda olması ile baş karakter özleştirilmiş ve karakterin ileriki cümlelerde ‘aşure efsanesi’ diye bahsetmesi, adamın inançsızlığına vurgu yapmış ve yalnızlık, korku halini daha da pekiştirmek için yazar tarafından özellikle belirtilmiştir. Korkuyla baş edemeyince günler sonra evi yakmaya karar verir, gizli mezhebin yakalandığı haberini görünce kararından vazgeçse de yan taraftaki inşaat yüzünden evi yıkılır. Bununla birlikte ev de artık güvenli alanından çıkmış olur ve korkusunu da kaybetmeye başlar. Hayatını dolduran bu korku geçince varoluş amacının diğer insanlarla yine aynı olduğunu düşünür ve hayatını düzene koymak ister, evlenmeye karar verir. Etrafındaki insanların korkusuz ve kaygısız olmasından rahatsız olunca toplumdan intikam almak ister. Sonuç olarak ;toplumu cezalandıramayınca kendisini cezalandıran ve kendini polise ihbar eden karakter her ne kadar toplumun normlarına uymak için çabalasa da bunu başaramaz. Toplum normlarına uymaya çabalayıp kendine yabancılaşanlar ile aykırı olanlar ; modern hayata uymak için çabalayıp burjuva gösterişinin ağına takılmışlardır. Atay, modern hayatın sonucunda oluşan küçük burjuva yaşamını ironik bir dil kullanarak çok boyutlu anlatmıştır. Çok boyutlu bir anlatım örgüsü içinde ki bireyin düşünsel boyut ile sosyal boyut arasındaki uyumsuzluklarını gözler önüne serer. Onun, bu koşullar içinde varoluşunu sürekli sorgulayan bireyleri, yalnızlıklarını, toplumla olan iletişimsizliklerini, korkularını ortaya koyarken toplumun değer yargılarını eleştirir. Tüm çıkmazlarına karşın toplumla aralarındaki uyumsuzluğu aşamaz bu karakterler, ne yalnızlığa katlanabilirler ne de uyum sağlayamadıkları toplumda uzlaşabilirler. Oğuz Atay Korkuyu Beklerken adlı öyküsünde bu sorunları birçok edebi teknik kullanarak bireyin varoluş sorunsalını irdelemekte ve gözler önüne sermektedir.
Edebiyat
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma
··
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.