·764 syf.····Okunma: 09 Nisan 2025 18:05 Öncelikle bazı Acotar Fanları üzerime saldırmasın diye birkaç açıklama yapmak, sonra incelemeye geçmek istiyorum. Çünkü ne zaman Tiktok'ta bilmem yerde fikir paylaşsam kitabı dört kutsal kitap gibi görüp de üzerime çullanan okurlar var... Hem bu kez sevdiğim şeylerden değil, direkt sevmediğim şeylerden bahsetmeye başlayacağım ve bunlar da baya bir sitem dolu olacak.
Tabii bunlar benim düşüncelerim... Ben genelde bir kitabı sevmediğim zaman, "belki sorun bendeydi, bana hitap etmiyordu, okuduğum dönemden kaynaklı olabilir vs vs..." Şeyler yazıp söylerim ki sevmediğim kitabı okumayan birisi, benim yorumundan dolayı tümden etkilenmesin. Yani genelde ılımlı yaklaşmaya çalışırım. Ancak: Bazı kitaplar var ki beni gerçekten de çileden çıkarıyor... O zaman sadece içimdekileri dökesim geliyor. İşte bu kitapta onlardan birisi... Ya da ona yakın birisi...
Genelden özele gideceğim ama madde madde olacak ve başta da dediğim direkt sevmediğim şeylerden bolcaaa bahsedeceğim. Ve bu da spoilerlı olacak. Elimden geldiğinde olayları üstü kapalı bir şekilde anlatmaya çalışacağım ama ne kadar başarırım bilmiyorum. O yüzden eğer okumadıysanız 4. maddeden sonrasını okumayın.
Şimdi neden beklentimin altında kaldığını, sevmediğimi anlatayım...
~~~~~~~~~~~~~~~~~
1) Dünya inşası yetersiz. Yani belli bir kuralı, düzeni net yok. Benim okurken kafam karışıyor. Kim kimden daha güçlü, ne neyin haltına yarıyor bazı noktalarda bile tam anlamış, kafaya oturtmuş değilim. Misal bir şey ortaya çıkıyor, ona en tehlikesi, en güçlüsü unvanını veriyorlar. Sonra derken başka bir varlık ortaya çıkıyor. O da öncekinden daha tehlikeli oluyor... Ya da çok güçlü bir büyü ile bir yer korunuyor, pat diye o büyük eski büyü denilen şey yüzünden yıkılıyor. Yani bodoslama bir bilgi veriliyor. Biz gelmişiz üçüncü kitaba, eğer benim hâlâ kafam karışıyor ve evren de düzene binemiyorsa bu kurguyu zayıflatır... Belki ikinci ve üçüncü kitap arasında aylar geçtiği için böyle oldu ama sanmıyorum: Bu evren basit ama altyapısı düzgünce inşa edilmemiş. Karmaşık. Sınırı yok. Herkes hemen bir anda güçlenip bambaşka bir şeye evrilebiliyor. Ya da o evrim geçiren şey zayıflayabiliyor... Bunu sevmedim. Her şey çocuk oyuncağına dönüşüyor o zaman. Hop öldürmece, başka ırka dönüştürmece, büyüyü adamakıllı ifade edememece...
Büyü demişken büyünün işleyiş biçimi bazı noktalarda eksik... Diğer Cam Şato'daki gibi belli bir sınırı evet var ama demek istediğim şey büyünün işleyiş süreci ve anlatım biçimi... Bazen o kadar garip betimlemeler ve kelimeler seçilmiş ki... Bunda bence hem yazarın hem de çevirmenin hatası var... Hele çevirmen...
****
2) Abi bırak valla ya. Hayatımda okuduğum en garip çeviriydi... Google amca bile daha iyi çevirirdi, çok samimi söylüyorum. "Döş, dalak, pıskırmak, ciyaklamak, zırlamak... Daha aklıma gelmeyen çok kelime var." Bu kelimelerin karşılığını neden daha uygun bir şekilde çevirmediniz ki... "Pofurdamak" ne demek? Kitapta bin defa geçti resmen... İnsan neden "homurdanmak, uyluk, kaval kemiği, hıçkırmak, haykırmak" gibi kelimeleri kullanmaz da "ciyaklamak" cart curt der? Nedennn...
****
3) Şimdi size birkaç sahne yazacağım... Ve neden kitaba düşük verdiğimi de daha iyi anlatacağım.
a) "Rhys'in zevk inlemeleri çadırı doldurarak yaralıların ve ölmekte olanların uzak çığlıklarını bastırdı. Yaşam ve ölüm o kadar yakınımızdaydı ki kulaklarımıza fısıldıyordu.
Ama ben Rhys'in tadını çıkardım..."
İyi halt ettin.
Bakın, ben cinselliğe filan asla karşı değilim kitaplarda. Yani cinsellik olur... Ama dozunda olur... Fantastikte abartmadan olur. Ben öyle seviyorum.
Ancak:
Bu sahne çok gereksizdi. Daha Feyre ve Rhys ilk kez savaşmıştı ve daha savaşa katılmamıştı. Hadi diyeceğim ki, savaş psikolojisi yüzünden üreme düşüncesi bunları tetikledi. Birbirlerine ihtiyaç ve arzu duydular. Dinlenmek ve rahatlamak istediler... Ama yok. Öyle bir şey yok... Daha savaş yok ortada ve bunlar iki azgın kedi gibiler aynı. Rhys Türk damat lokumu yedi herhalde. Feyre'nin de ondan kalır yanı yok.
Bu sahnenin yazılış biçimi rahatsız edici. Ne demek çadıra kalkan çekip dışarıdaki ölenleri umursamadan skişebiliyorsunuz ya? Zaten yeteri kadar cıvık cıvık ilişkiniz var... Okurken daha çok göz batmaktan ne işe yarıyor bunlar? Onca insan can çekişiyor? Kulağa hiç mi rahatsız edici gelmez? Ama dur, koca kanatlı Rhys'in sesi daha tatmin edici. Doğru...
~
b) "Bize yatakta birinin katılmasını ister miydin, Feyreciğim?
Bence vücuduna iki erkeğin tapınması çok hoşuna giderdi."
NE?
NE BU? Bu ne yani? Hayatımda - çok ciddiyim - bir kitabın satırlarını okurken midem bulandı. Tiksindiğimi hissettim. İğrendim. Çok ciddiyim iğrendim...
Bunu Rhys nasıl diyebilir? Üçlü grubu hayal ettirmek de ne demek? Feyre'nin bundan zevk alacak olması da ne demek? Bir erkek karısına böyle der mi? (Hadi benim ahlaki bir bakış açım var şu hayatımda. Yazarın veya insanlarınki beni ilgilendirmiyor ama ben okuduğumla kalıyorum... Gerçekten neden ikinci kitapta Feyre ile cinsellik şakası yapan Cassian'a kızan Rhys, burada böyle bir diyor ha neden?)
Hadi o üçüncü kişi Tamlin olsun ha? Ne dersin Rhys???? Üçlü olsun güçlü olsun ha?
Gerçi Feyre istese, mükemmel Feminist Erkek Karakterimiz ve aynı zamanda her daim fedakar olan Yüce Lord'umuz Rhysand kabul eder! Ne de olsa Feyre'ye güveniyor ve ona kendi sınırlarını belirleme hakkı sunuyor. Ama nedense iş savaşa ve askeri duruma gelince Cassian'ın esprilerine sığınıyor.
Ya yemin ederim bir türlü ısınamadığım Rowan'ın Aelin'a bırak böyle bir şey demesini, aklının köşesinden bile geçirmez adam ya... Keşke her daim pişmiş kelle gibi sırıtan Rhys'i popüler hâle getireceğimize - Yüce Gönüllü Fedakar ve Aynı Zamanda muhteşem ötesi Feminist Erkek Karakterimiz Rhys'in tersine - kendi sınırlarını kendi içinde bilen Rowan'ı popüler hâle getirseydik... Hiç yoktan adam düşüncelerini karısına dile getiriyordu. Ama Rhys de o da yok.
Şimdi diyeceksiniz ki feminist erkek okumak mı istemiyorsun da sürekli iğneleyerek yorum yapıyorsun? Ne haddime. Ben bir kadınım. Rhys gibi düşünen erkeklerin çoğalmasını çok isterim. Onda bir sorun yok. Sorun, Rhys'in kusursuz derecede Feyre'nin sınırlarını, Feyre'nin düşünmesinden daha çok düşünmesi... Bazı yerlerde çok göze çarpıyor, kusura bakılmasın. Sırf bu yüzden net tepki veremiyor. Kendini aşağı çekiyor. Pasif kalıyor. Ve bu da onun karakterini, kurgudaki kişiliğini zedeliyor. Gerçekliğini kaybettiriyor. Benim dert yandığım kısım bu. Çünkü Rhys önceki kitaplarda kurnaz, tilkiyken burada fevalı bir kedi anasından farksız. Karakter söndü. Zekası yok. Onun yerine penisi ve iyiliği var artık. Ben önceki kitaplarda onu daha hınzır ve pratik düşünceli oluşunu sevmiştim. Bu kitapta fedakar bir yarasa çocuğu oynaması ve karakterini aşağıya çekmesini onu abartı etmiş. Gerçeklikten koparmış. En güçlü lord diye ortalıklarda geziniyor ama ne bir siyasi zekaya sahip ne de diğer lordlardan kendisini ayıran bir güce... Madem o da herkes gibi savaşacak, o zaman bizi beklenti içine sokmasın yazar. Rhys şöyle, Rhys böyle... Bilmem ne. Yaptığı tek şey Eris ile gizlice anlaşmak oldu. Ama onu da ileride eline yüzüne bulaştıracak eminim.
Tamam, bunlarla da kabul ederdim. Sonuçta Rhys gibi karakter nadir bulunur. Okumaktan zevk alırdım. İkinci kitabı beğenmiştim. Feyre'ye destek vermesi filan olsun... Lakin iğrenç düşüncesini Feyre'ye sunana dek... Artık sevmiyorum. Feyre Rhys ilişkisindeki dinamiği de öyle.
Ha bir de şöyle bir yer daha var:
~
c) Rhys ve Feyre'nin, kütüphanede seks düşünmesi.
Şimdi diyeceksiniz ki e ne var bunda?
O kütüphanenin önemini okuyanlar bilir. Oradaki kadınlar ve rahibeler yaşadıkları travmalardan ötürü orada çalışmaya başlıyordu... Ama bu iki azgın kedi yine ne yapıyor? Az daha kalsa travması olan kadınların içinde yine skişmeye karar veriyor. Neyse ki yapmıyorlar.
Madem rahibelerdeki bu konuyu böyle ele alıyor, farklılık ve anlam katmaya çalışıyorsunuz. Ne diye düşüncelerinize de hâkim olmayı beceremiyor musunuz... Belki çoğu insan bu sahneleri okuyup geçmiştir... Ama bu kitapta ben rahatsız oldum şahsen...
*****
4) Siyasi yetersizlik.
Bu evrenin bir ağırlığı yok. Üslubu yok. Tamam her evren ağır olmak zorunda değil. Ama benim demek istediğim şey evrendeki ergence davranışlar, saçma olayların kitabı baltalaması... Ağırlığı ve belli bir ciddiyeti daha net ortaya konsaydı kitabı daha üst seviyeye taşırdı.
Çünkü biz artık üçüncü kitaptayız. Artık savaş geliyor. Müttefik ve ittifak gerek bize. Ama biz ne yapıyoruz? Lordlar bir araya geldiğinde ne yapıyor?
1-A sınıfından Helion ile 1-C sınıfından Kallias birbirine laf sokmaya çalışıyor. Sonra 1-D sınıfından Tamlin gelip 1-F sınıfındaki Feyre'nin saçını çekiyor. Derken Feyre'nin arkadaşı Rhys Tamlin'e küfür ediyor. Sonra yandaşları Mor ortaya karışınca okul müdürü Azriel hepsine güzel bir ceza veriyor...
Durumun vahimliğini böyle özetleyebilirim.
Yani koskoca lordsunuz. Bırakın biraz ciddiyet olsun ya... Kedi köpek savaşından farksızdı. Bir Rhys ve Thelas diplomatikti. Gerisi laf sokmalardan ibaretti.
Hele Tamlin geri zekalısının toplantıda bir kadın için ettiği laflar... Ne olursa olsun topluca oturulup konuşulan yerde böyle ucuz, basit, ahlaksız şeyler söylenmemeliydi. Ama dur: bu toplantıda kimse kimsenin diplomatik durumunu önemsemiyor. Kimse kimseyle ciddi ciddi konuşmak istemiyor. Terk dertleri olağanüstü yakışıklı tipleri ile boy gösterisi yapmak oluyor.
Ya biz Kaç sayfadır o iki haftayı bekledik, yeri geldi erkene çektik ama o sahnenin yazılış biçimi bu muydu? Eksikti ve ciddiyetsizdi. Ayrıca siyasi bir amacı bile yoktu. Sözde şafak sarayı mıydı, gün sarayı mıydı hatırlamıyorum ama bir sevkiyat meselesi var. Ona sadece tamam denildi. O sevkiyat için ne bir ödeme yapıldı ya da nereden geldiğini tam anlamıyla araştırıldı. Gerçi çocukça kavga ettikleri için normal... O an ben bile unuturdum.
****
5) Ya Allah aşkına Elain'in kâhin olduğu apaçık ortadayken nasıl oluyor da göremiyorsunuz? Hadi Nesta ve Feyre neyse... Onlar daha yeni. Ayrıca durumun içinde olduklarından dolayı belki göremediler filan... Ama Amren, Şifacı kadın, Rhys filan nasıl fark etmez. Siz kaç yüz yıllık peri değil misiniz abi? Azriel fark etmese bunlar bir 100 sayfa daha aval aval bakmaya devam edecekti.
****
6) Azriel demişken... Adamla kimse konuşmuyor. Kimse. Neden? Çünkü Azriel'in huyu öyle... Adam bile kendi kendine uzun konuşunca şaşırıyor. Alıp da bir Mor ile ilgili durumu konuştursanız olmuyor mu? 500 yıl bir olay uzamasa? Ama yok. Azriel'e onca hengamede sıra gelmez. Zaten o da istemez. O gölgeleri ve sessizliği ile mutlu.
****
7) Mor neden 500 hatta daha faza yıl boyunca kadınlardan hoşlandığını gizliyor? Neden bir konu asırlarca devam ediyor? Biz baştan bunu bilseydik daha iyi ve keyifle okurduk. Ya da hatta tayfa bilseydi bir şey demezlerdi. Ama bence yazar sırf LGBT unsurları yazmadığı için tepki almasından ötürü böyle bir şey yaptı. Hedefinde Mor'u seçti ve bir şekilde araya sıkıştırdı.
****
8) Bu kitapta ısındığım, merak ettiğim tek karakter var. O da Lucien. Garibim o da zaten seri boyunca oradan oraya sürüklenip durdu, durmuş. Görünen o ki duracak da.
****
9) Feyre cahil. Ya bak tamam, bir karakter her şeyi bilmek zorunda değil. Her şeyi anında öğrenmek zorunda değil. Bunlar normal şeyler. Bu onu güçsüz yapmaz... Hatta gelişimini desteklediği için bence daha güçlü yapar. Ama Feyre bazen bilmediği konularda aptal saptal şeyler yapıyor, söylüyor. Bazen diyorum ki, helal olsun. Ama bazen diyorum ki lütfen sabrımı zorlama... Sevmiyorum bu yüzden.
Ve şunu da ekleyeyim: Feyre yaptığı hatalara sürekli bir kılıf bulmaya çalışan karakter. O da Aelin gibi asla hatalarını kabul etmiyor. Sürekli kendisini manipüle ediyor. Ve buna Rhys de ortak oluyor. Feyre, Lucien'in zihnine girdiği ve kendisini suçlu hissettiği anda Rhys'in tepkisi şuydu: Ama sen bunu iyilik için yapıyorsun.
Birbirini baltalamayın. Eğer ortada bir hata varsa, bunu kabul edin. Rhys, manipüle etmek konusunda karısına yardım edince karakter gelişimi tamamlanmış filan olmuyor.
***
10) Kafasız Elain ile Suratsız Nesta'nın ve cahil Feyre'nin sonradan ortaya çıkıp herkese kısa bir selam veren babası var... O sahne garipti. Sırf aman yazayım da bir halta yarasın, sürpriz olsun diye... bana kalırsa yazılmış gereksiz sahneydi. Adam kaç kitaptır, kaç sayfadır ortada yok; sonra birden kahramanlarımızı kurtaran adam olarak çıkageldi. Aman ne güzel.
****
11) Amren hele şükür bir halta yaradı. Güya binlerce asırlık kadim bir varlıktı. İki kitaptır kafasını kitaplardan kaldırmadı. Sayfaları çevirip durdu. Bunu Alis de yapar. Ben de yaparım. Çaycı hüseyin de yapar... Potansiyeli adamakıllı göremedik. Zaten kim kimden güçlü o da belli değil. Bir kütüphane yaratığı güçlü olur. Oymacı ortaya çıkar. Sonra Amren Rhys'den güçlü olur ama Rhys daha çok çaba harcar. Hybern kralı gelir bunları pataklar filan... Zaten Hybern Ordusu'ndaki periler de maşallah öldür öldür bitmiyor. Oymacı, kütüphane yarattığı, yedi yüce lord, Miryam, İnsan kraliçe, Amren... Hiçbiri de yeterli gelemedi. Sanırsın Wyrd Kapısından geçiyorlar bu periler. Öyle bir çokluk var düşman sayısında.
****
12) Mümkünse Lucien ve Azriel Kafasız Elain ile olmasın. Zaten bir kitap boyunca Suratsız Nesta da dahil ikisine zar zor dayandım. Bari Lucien ikinci kez hayal kırıklığı yaşamasın.
Hybern Kralı'nı, Elain öldürdü ya, tahmin ediyordum. Bu en küçük kız kardeş kesin ortaya çıkacak günün kahramanı olacak diye. Hah, öyle oldu. Azriel'in - ne alakaysa bir anda verdiği -bıçağı tam hedefe isabet ettirerek kralı öldürdü. Sanırsın çiçeklerle ilgilenen kız önceden avcılıkla filan uğraşıyordu.
****
13) Ben Tamlin kadar kötü yazılmaya çalışılmış ama başarılamamış bir karakter daha okumadım. Hani yazarın ilk kitabı yazarken başka bir fikri kurgulamaya çalıştığı açıkça belli. Çünkü Rhys ve Tamlin dinamiği sonrada ortaya atılıyor ve o zaman da artık çok geç oluyor... Yani Tamlin'i kesinlikle savunmuyorum ama yazar adamı öyle bir yerin dibine soktu ki eminim Tamlin'in kendisi bile ne olduğunu anlamadı.
***
14) Kitapta bir ayna vardı, önemliydi. İsmi karman çorman bir şeydi, hatırlayamadım şu an. Onu Mor'un babasından çalmaya çalışıyorlardı. Aynanın gücünden bahsediyorlardı. Şöyle, böyle diye... Kimse çalamaz, edemez. Bakan kişi delirir filan. Ama ne oldu? Bir sayfada Feyre'cik halletti. Ne de olsa kitabın süper mükemmel kahramanı ya, biz neyi nasıl yaptığını okumadan ilerledik o kısımda. Yani eğer bir şey, çok tehlikeli ve imkansıza yakın şeklinde tasvir ediliyorsa ona uygun yazılmalı. Ben de beklenti içinde kalmayayım. Serideki en büyük yanlış bu zaten. Herkes birbirinden güçlü ama ortada hiçbir halt yok.
***
Artık yazasım gelmiyor. Sevmediğim kısımlar yine var ama unuttum. Eğer hatırlarsam eklerim.
~~~~~~~~~~~~~~
Bu seriyi sevenlere saygım sonsuz... Ama lütfen en iyi fantastik kurgu demeyin. Ben LoTR ve GoT okumadım daha ama onları okumadığım halde buna en iyi fantastik kurgu diyemem. Çünkü değil. Cam Şato bile daha iyi bundan. En azından bir ağırlığı vardı...
Devamını okur muyum bilmiyorum. Beklentimin altında kaldığı için kırgın ve kızgınım. Uzun bir süre sjm okumak istemiyorum ben.
Velhasıl benim incelemem bu kadar... Umarım beni anlamışsınızdır. Eğer sizin de düşünceleriniz varsa duymayı çok isterim <3