”Geçmişteki harika hayatı,o kadar dolu dolu ve eksiksiz yaşamıştı ki,hızın gözünü kör ettiğinin farkına varmamıştı Doppler.”
İşte böyle başlıyordu anti kahraman Doppler’in hikayesi. İlk romanda iyi bir ailesi,evi,işi olan kahramanımız her şeyini geride bırakıp Norveç ormanlarında geyik dostu Bongo’yla birlikte kendine yeni bir hayat kurmuştu. İkinci romanda İsveç’e doğru uzanmış,iki huysuz ihtiyarla dost olmuştu.
Üçüncü ve son romanda ise Doppler eve dönmeye karar veriyor. Döndüğündeyse onu bir sürpriz bekliyor;posta kutusunda artık başka bir erkeğin ismi yazıyor Yine yaşadığı sersefilliklerden sonra da soluğu Danimarka’da alıyor.
Doppler,en sevdiğim anti kahramanlarımdan biri olarak yerini almış bulunuyor bende. Modern insanın her şeyden sıkılıp,her şeyi arkasında bırakıp gitme isteğine en iyi oturan karakterlerden bir tanesi kesinlikle. Ancak bunu yaparken farklı bir tarzı var;umursamaz,alaycı ve son derece bohem bir kafa.
Hikayesini gülümseyerek okurken de sizi şu soruyla başbaşa bırakıyor; çemberin içinde duramayanların bütün oyunlardan kovulduğu bir dünyada Özgür kalmak mümkün mü?
Doppler ve onun sıra dışı hayatıyla tanışmanızı tavsiye ederim.