– Madem öldüyse evveli aşk-ı demlerin kırıntısı, kendimize yol almaya bir sefere baş koyduk. Doğma ya da ölme yerine, ayrışma veya birleşme dersek... Mükbel Atîde kalarak kendi mevsimini beklemek derdim, açmak için gökyüzüne.
Evet, bu eser de bu dizelerin özeti olarak hissettirdi. Bulmak için kaybolmak, kaybolduğunu anlamak için ise neyi kaybettiğini bulmak gerekirmiş. Beklenmedik uyanışlar, umarsız doğuşlar... Kalemine sağlık yazar, Stefan Zweig
Alıntılar:
Hölderlin, Kleist ve Nietzsche'de ilk göze çarpan şey onların dünyayla olan bağlantısızlıklarıdır. Şeytan Faust'ta bulduğu kişiyi gerçek hayattan koparıp atar. Üçünün de karısı ve çocuğu yoktur (tıpkı kan kardeşleri Beethoven ve Michelangelo gibi), evleri ve servetleri yoktur, sürekli bir meslekleri, güvenli bir makamları yoktur. Göçebe tabiatlıdırlar, dünya üzerinde başıboşturlar, toplum dışında, garip, hor görülen insanlardır ve tümüyle anonim bir varoluş sürdürürler. Dünyevi hiçbir şeye sahip değillerdir: Ne Kleist, ne Hölderlin, ne de Nietzsche kendine ait bir yatağa sahip oldu, hiçbir şey onların malı değildi, kiralık iskemlelerde oturup kiralık masalarda yazdılar ve yabancı bir odadan diğerine dolaşıp durdular. Hiçbir yere kök salmadılar... _s9
Böylece bütün gücünü sabırla katlanmaya harcar, saflığın kendini korumasına. Ateşe ve suya karşı cıvanın yaptığı gibi onun elementi de kendini her türlü bağlantıya ve birleşmeye karşı korur. Bu yüzden alın yazısı gibi yenilmez bir yalnızlık onu sımsıkı sarmıştır. _s31
Güzelliği, saflığını korumuş ve yaşlanmamış olarak başka bir yerde parlamaya devam eder: Şarkısının kırılmaz aynasında. _s36
Şairin görevi
Tanrısal olanı yalnızca
Kendisi de öyle olanlar inanır. _s37
Onu kıracak olan şey önce sertleştirir onu, sertleştiren şeyse kırar. _s86
O muazzam yalnızlığının