Ay… Nasıl başlasam?? Çok farklı bir maceraydı… hem hatırladığım hem hatırlamadığım… (Serinin her kitabının yorumuna bu notu düşüyorum: Bu, seriyi 7 yıl sonra[2018-2015] ikinci okuyuşum. Ancak çoğu şeyi unutmuş olarak neredeyse ilk kez okuyor gibi okuyorum.)
Diğer kitaplarda yorumlamadığım bir şeyi yorumlayarak başlayayım: Çeviri. Kitabın çevirisini gerçekten, gerçekten hiç beğenmedim. Şoklar içinde kaldım hatta çünkü çevirisinin kötü olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Ardından her yorumda değindiğim bir konu: Evren. Evren, evren, evren!!
Gerçekten evren sürekli genişliyor, gelişiyor ve ırklar arsı ilişkiler bizee çok fazla mesaj iletiyor. Suzanne Collins sanırım sürekli bize anlatacak şeyleri, mesajları olan bir yazar. Ve ben bunu bu yıl fark ediyorum. Alt metinde yatan mesajlar… İnsanlar da sıçanlar kadar zalimken, zalim olabiliyorken sanki tek zalim ve korkunç olan sıçanlarmış gibi davranıyorlar. Buna inanıyorlar, inandırılıyorlar.
Yeraltı gerçekten savaş içinde olmak zorunda mı? Savaşlar gerçekten gerekli mi? bunları serideki diğerleri de sorgulamaya başlarsa güzel olur.
Ve hamamböcekleri gibi başka ırkları kendilerinin altında görmeleri falan da sinir bozucu ve maalesef ki gerçekçi.
Şimdi de kişisel olarak sevemediğim birkaç unsur: Kitaptaki aptalca denebilecek kararlar ve acımasızlık. Acımasızlık hem karakterlerde hem de sevgili yazarımızda mevcut. Gerçekten kitapta ağlamayı hiç beklemiyordum ancak bir sahne beni o kadar üzdü ki… Ve evet biliyorum. Gregor daha 12 yaşına yeni girdi –maceranın ortasında girdi hem de– ama yine de biraz daha uslu ve akıllı olamaz mısın be oğlum :) yani otur dediklerinde otur be ya.
Serinin ana unsuru kehanetler: Kitapta karakterlerin de söylediği gibi kehanetler nihayet çözüldüklerinde anlamı insana çok basit geliyor, nasıl da göremedik diyor ama kitabın başında hiç de net olmuyor cidden. Oldukça güzel tasarlanmış bence.
Şimdi de spoilersız derdimi anlatamayacak olduğum için spoilerlı yorumlarım:
Dr.Neveeve karakterini ilk gördüğüm andan itibaren bunda bir şey var dedim. Ancak bu seriyi daha önce okumuş olan bilinç altımın yorumu muydu yoksa yıllardır pek çok kurguya dahil olmuş ve bu tarz şeyleri görmeye başlamış iç güdümün sesi miydi emin olamıyorum.
Bu kitaba dair normal şartlarda hatırladığım tek şey Ares’e bir şey olduğu ve öleceğinden korktuğumdu. Ne olduğunu bile net hatırlamıyordum.
Luxa’ya bir şey olmayacağını, geri döneceğini biliyordum ancak onu bu kadar sert görmeyi hiç beklemiyordum. Herkese bu kadar kızgın ve güvensiz olmasını. Neyse ki sonlara doğru tekrardan tanıdığımız, bildiğimiz kraliçemize dönme yolundaydı.
Ve bu kadar. Yarasalarla uçacağım(ız) 2 kitabımız daha var. Macera bizi bekler. Yüksekten uçalım, nehir gibi akalım.