Damızlık Kızın Öyküsü, sadece bir kurgu değil; kadın bedeni üzerine çizilmiş, ürkütücü yöne doğru giden bir harita aslında. Çünkü Gilead sadece kurgulanmış bir yer değil, bir ihtimal. Onun gölgesi bazen ekranlarda, bazen sokakta, bazen aynada beliriveriyor.
Kitap boyunca Offred’in sesi var. Anlatımı, sanki bir zamanlar özgürce konuşmuş birinin artık fısıltıyla yaşaması gibi. Gilead’ın ikiyüzlü düzeni, farklı kisveler altında kadınların hafızalarını susturup, geçmişlerini ellerinden alıp, kimliklerini soyarken, biz okurlar için her cümle bir uyarı levhası aslında.
Gösterişli bir kitap değil ama modern edebiyatta az rastlanan bir netlikle, özgürlüğün ne kadar kırılgan, ne kadar geçici olabileceğini gösteriyor. Sanki olanlar bir kurgu değil de, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda yaşanmış geçmişin bir tekrarı ya da geleceğin fragmanı gibi.
Bu distopya, uzak bir gelecekte geçiyor gibi dursa da, tüm malzemesi bugünün dünyasından. Atwood'un dediği gibi "Bu kitapta yer alan hiçbir şey icat edilmedi." Ve bu, kitabı sadece çarpıcı değil, ürkütücü kılıyor.