Puan vermedi·331 syf.····Okunma: 06 Nisan 2025 11:01 İnceleme yazmak hep biraz zorlayıcı olmuştur çünkü ne kadar detaylı yahut uzun yazarsam yazayım daima bir şeyleri eksik verdiğim endişesine kapılırım. Bu incelemem de aynı duygulara rağmen kaleme alındı.
Kitaplar ile derdini anlatmayı seçen bir diğer mükemmel insanlardan biri olan Jose Saramago’yu anarak başlıyorum 🪽
“Hayatın olağan akışı içersinde bir an yaşanır ve kişisel hayatlarla başlayan hikaye tüm bir ülkeyi hatta dünyayı ilgilendirebilir. Trafikte aniden kör olan bir adamla başlar kitap daha o anda gerilim başlar merak unsuru fazlasıyla tıkanır. Bu körlük diğer bildiğimiz körlüğe benzemiyordur beyaz bir süt denizinde yüzüyor gibidir ilk kör. Daha sonra onu bu tıkanıklıktan eve götürmeye karar veren başka bir adam başına geleceklerden ve sonrasında olacaklardan habersizdir.
Körlük bulaşıcıdır zira. İlk körden onu eve götürdükten sonra arabasını çalan adama geçer ve böyle böyle hızlı bir salgına dönüşür körlük. İnsan anlamlandıramadığı şeye yenik düşendir. İlk körün karısı bunu yapabilmek adına paldır küldür bir göz doktoruna götürür eşini ve bu yolla da doktora bulaşır. Bu hikayede herkes bir şekilde körlüğe bulaşır lakin bir istisna vardır doktorun karısı kör olmaz. Onca körün arasında kör olmayan kadın bir yaşam mücadelesinin baş aktörlerinden biri olur böylelikle. Diğer karakterler de çeşitli vesileler ile körlüğe bulaşmış ve sonrasında kendilerini tecrit edilmiş bir akıl hastanesinde kendi kaderlerine bırakılmış bir vaziyette bulurlar. İnsan aciz duruma düşmeyegörsün artık sistem için geçersiz bir oyuncusundur. Kitapta askerlerin körleri adeta avlamaları da aman ne olacak canım zaten ölecekler birkaç tanesini biz eksiltsek sorun olmaz mantığıyla olur. Hikayenin artan bir gerilimi var her şeyin daha da kötüye gitme eğrisi okuyucusu bazen hüzünlendirir bazen sinirlendirir bazen iğrendirir.. Bu eğriye zıt olan şey umuttur. Umut bulaşıcıdır evet her şeyi sonunun geldiği bir ortamda yaşamda kalmak dışında pek bir öncelik de yoktur. Bu korkunç olayların yaşandığı adı bilinmez ülkede hayatta kalmak için tek şansları örgütlenmektir bir arada yaşamayı öğrenmektir destek olamayı bilmektir… Bir kez daha anladık ki kadınlar yaşamın yapı taşıdır bu kitap üzerinden kimi feminist çıkarımlar dahi yapılabilir.
Hayatta sıfatlarımız vardır bu sıfatlar bizi diğer insanların anlaması bilmesi noktasında elzemdir. Bu hikayede de görüyoruz ki felaket öncesi kesinlikle olumsuz baktığımız kimi yakıştırmayı hayatta kalma uğruna ahlaki normlardan uzak ya da yeni normlar denerken o kadar da olumsuz bakmadığımızı görürüz.
Hayat kadını bir kadının kimsesiz bir çocuğa gösterdiği merhamete yüreğimiz kaynar ya da hırsız, tacizci bir adamın kör ve acılar içinde kıvranarak en sonunda kurşunlanarak öldürülmesine üzülürüz yaşlı bir adamın genç bir hayat kadınıyla yaşadığı aşkı onca karanlık anda umut ışığı olarak görürüz yani bizler aslında koşullara göre normlar edinir koşullara göre yargılarız tek bir şey bile yok ki her koşulda doğru ya da yanlış kabul edilsin.
İnsanlar olarak birbirimizi yemek ile meşgulüz keşke bu kadar kör olmasaydık keşke daha insanca yaşamak mümkün olsaydı. İnsan insana çok lazım. İnsan insanla anlamlı. Birileri için yapacak şeylerimiz olmalı. Hep almak üzerine kurulu yaşamlarımız kimse peki ben ne vereceğim derdinde değil.
Umut her zaman vardır çünkü yaşam devam etmekte. Hissetmenin de bilmek gibi çok değerli olduğu gerçeğini görmek lazım.
Ben kitabı çok beğendim okuduğum en iyi kitaplardan biri oldu okuyan başka insanlar bu kitapta ne gördü çok merak ediyorum
Hikayelerimizin kesiştiği birleştiği güzelleştiği nice anlar olması dileğiyle dünya bizimle güzel….