Bütün dünyanın bir tiyatro sahnesi olduğunu belirten William Shakespeare, yazdığı tiyatro oyunlarının yanında soneleriyle de çok beğeni kazanır. Bu sonelerinde şairimizin tüm iç dünyasını, tüm duygularını, coşkunluklarını, üzüntülerini, hayal kırıklıklarını, umutsuzluklarını, acılarını görürüz. Bu yüzden bu lirik tarzda olan sonelerin otobiyografik özellikler taşıdığını düşünürüm. William Shakespeare'in yazmış olduğu "Soneler" adlı eserinde, bu bahsettiğim otobiyografik özellikleri tamamen göreceksiniz. Peki buraya kadar geldiyseniz, hala bilmeyenler için "Nedir bu sone?" dediğinizi duyar gibiyim. Sone, iki dörtlük ve sonrasında iki üçlük dizeden oluşan toplamda 14 dizelik olan bir nazım şeklidir. İlk iki bölüm dörtlük, sonraki iki bölüm üçlük olarak dizayn edilir. Önce İtalyan ve Fransız edebiyatında etkilerini gösteren sone, burada dikkat çekmiş ve daha sonrasında tüm Avrupa'ya yayılmıştır. William Shakespeare'in de bu İtalya'daki ve Fransa'daki örneklerinden etkilenerek spne yazmaya karar verdiği düşünülmektedir.
16. yüzyılda 1588-1609 yılları arasında yazılan bu 154 sone, ilk kez 1609 yılında Thomas Thorpe tarafından topluca yayımlanmıştır. Deneyimli şairimiz, bu sonelerinde insan ruhunun tüm boyutlarını yansıtmıştır. Yani siyah ve beyazları keskince yazdığı gibi, hayatta bazen grilerin olabileceğini de göstermiştir okura... Shakespeare'in sone biçimini lirik tarzıyla birleştirmesi beğeni kazanırken, böylelikle bu soneler, aşk edebiyatının en güzel örneklerinden sayılmıştır. İlk 126 soneyi Shakespeare, genç ve soylu bir adama yazar. Burada baş harfler "W. H" olarak görülür. Daha sonraki soneler ise, esmer ve güzel bir kadınla ilgilidir, şairimizin metresi olarak öne çıkar. Bu sevgi serüveninde Shakespeare inişler, çıkışlar, aşk coşkunlukları ve libidosal yükselişler yaşamaktadır.
1'den 17. soneye kadar şairimiz, seslendiği esmer adamın tüm güzelliğine sesleniyor ve ondan bu güzelliği devam ettirmesini, kendisine saklamamasını istiyor. Geçen zaman ve eceli şairimiz baş düşman olarak görür. Beğendiği adamın aşka kapalı olmamasını ve evlenmesini ister. Ona göre, seslendiği adam kalbini yumuşatmalı ve aşka açmalıdır. Dünyaya gelüp üremek istemeyenleri eleştirir. Şairimize göre adam bir çocuk yapmalı ve o kendindeki eşsiz güzelliği çocuklarında devam ettirmelidir. 18'den 26. soneye kadar Shakespeare, bu beğendiği ve sevdiği adamın güzelliğini her fırsatta eder. Adeta bu güzelliği sonelerinde yeniden yaratır. Zamanla yaşlanmaktan ve ecelden korkan şair, sevdiği adamın eşsiz güzelliğini yapıtlarında sonsuza dek yaşatmak düşüncesindedir. Sevdiği adamın güzelliğini değiştirecekse, zamanla bile savaşmaya hazırdır Shakespeare... Bazen de sevdiği adama karşı "Keşke kadın olarak yaratılsaymış." pişmanlığı duyar.
27'den 126. soneye kadar, şairimiz sevdiği adam dan uzak düşmekte ve ayrı kalmaktadır. Bu duruma çok üzülür, büyük bir karamsarlık yaşar. Geçmiş günleri düşünerek kendini avutmaya çalışır, o günleri özlemle anar. Kendini sevdiği adamın ve tüm insanlığın gözünden düşmüş hisseder. Sevdiği adam, şairimizin sevgisine ihanet etmiştir. Shakespeare, adamı metresiyle yatarken yakalar ve adama olan sevgisinden bu ihaneti bile affeder. Şairimizin soylu adama olan sevgisi, artık sonelerde soyut ve sonsuz bir kavram gibi görünmeye başlar. Çoğu sonesinde onu tanrılaştırmaya çalışır. Bazense gözleri ve kalbi ikilem yaşar adamı görebilmek veya görmemek için... Soylu adamın bir skandala karıştığını öğrenir, çok utanır ve ölümü bile düşünecek noktaya gelir Shakespeare... Daha sonrasında kendi değersizliğini dizelerine taşır, öldüğü zaman sevdiği adamın bu değersizlikle yaftalanmasından oldukça endişelenir. Soylu adamla tamamen iletişimi kesmeye karar verdiğinde, bu sefer adam şairimize döner. Bu dönem de aşırı sevgi, cinsel arzular ve ihanet arasında dönüp biter.
127'den 152. soneye kadar, William Shakespeare için esmer ve güzel bir kadın devreye girer. Bu soneler, metresi olduğu düşünülen esmer kadına yazılmıştır. Şairimiz, burada esmer kadınla hem tatlı hem acı bi hayat yaşamaktadır. Aklı ve duyguları karışır. Emer kadına bağlılığı, cinsel isteklerini doruk noktasına çıkarır. Yaşadığı dönemin en önemli tartışmalarından birinden geri kalmaz ve esmerliği sarışınlıktan daha üstün olarak değerlendirir. Aslında şairimiz esmer kadına hem bağlıdır hem de bazen onu çirkin olarak göstermektedir. Bu esmer metresin evli olduğu bilinir ve başka erkeklerle de yatmaktadır. Shakespeare'i asıl yıkan olay, sonelerinde sevdiği genç adamın bu metresle yatması olur. Göreceğiniz üzere şairimiz bu duruma çok üzülür; lakin cinsel istekleri üstün basar ve esmer kadından uzaklaşamaz. Kadın çekiciliğiyle Shakespeare'i esir almıştır, cinsel istek ve libido yüksekliğiyle şairi kendine bağlar.