Aylar önce okuduğum bu kitap hakkında bir inceleme yazmak istedim. Öncelikle kitabın bir yerinde şöyle bir tanım yazıyor:
"Bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır." İşte Tutunamayanlar tam bu tanımda, bireyi konu alan, psikolojik yönü ağır basan bir romandır.
Tutunamayanlar okurken çok büyük bir kültür birikimi gerektiriyor. Üzerine yazılmış bir makaleyi okuyarak bu eksikliği kapatmaya çalışmıştım ben. Siz de kitabı daha iyi anlayabilmek açısından bu kitap üzerine yazılmış makaleleri okuyabilirsiniz, daha verimli olur. Anlamadığımız bir şey nasıl güzel gelsin ki zaten? Anlamayıp, "burada ne demek istiyor şimdi?" dememiz gayet doğaldır elbette, özellikle kitabı başında çok sıkıcı bulmuş ve böyle düşünmüştüm. Ama inceleme makalesini okuduğumda "şurada bunu anlatmak istemiş, burada şuna değinmiş demek" gibi aydınlanmalar yaşamıştım. Ayrıca kitabın başı biraz sabır istese de ortalarına doğru akıcılaşıyor.
Kitap Turgut Özben'in arkadaşı Selim Işık'ın intihar etmesi üzerine, buna anlam veremeyip Selim'in böyle bir şeyi neden yaptığını anlamak istemesi, bir araştırma sürecine girişmesi ve bu süreçle birlikte kendi benlik arayışına doğru olan yolculuğunu anlatıyor. Bu konusu bakımından Kara Kitap romanıyla oldukça benzerdir. O kitapta Galip'in benlik arayışına şahit olduğumuz gibi Tutunamayanlar'da da Turgut'un benlik arayışına şahit oluyoruz. Kitapta toplum, özellikle aydın kesim, gösteriş toplumu oldukça eleştiriliyor. Örneğin kendi de bu aydın kesimin içinden olan Turgut, Selim'den özenerek evini kitapla doldurmuştur. Fakat okumaz. Bunun kendi de farkındadır. İç hesaplaşmalarının birinde; "... alır okumaz, sözde aydın Turgut Özben" diyerek kendini eleştirir. Bu