Metatextuality için "metinselaşkınlık" anlaşılır ancak zevksiz bir çeviri. Tercüme bir kenara, mefhumu yazı bağlamından taşırıp öyküde ya da daha genel bir üstbaşlıkta, meselâ "anlatı"da değerlendirmek mümkün. Her bir öykü yahut anlatı, hem kendini hem de diğer öyküleri/anlatıları bünyesinde toplayan bir üst öykünün/anlatının, bu üst öykü/anlatı da kendisi gibi başka üst öyküler/anlatılarla birlikte daha üst bir öykünün tesirinde oluşturulur. Daha üst öykünün bir üstü?
"Metinselaşkınlık" sözcüklerle tarif edilmiş bir mefhum dahi değilken, Tolkien'in bunu başarıyla kullandığını, üçlemesinin elli yedi dile tercüme edilmiş olması, elbette bununla da kalmayıp bir de tercüme edildiği lisanlarda şerh metinleri yazılmış olması, açıklıkla kanıtlar niteliktedir. Lisandan bağımsız, her bir insan tekinde mevcut olan "ilksel dürtü"yü harekete geçirebilmesini sağlayan unsur, kişilerin başkaca öyküleri düşünerek, üst öyküyle ilişkilenme arzusudur. Sam, Frodo'ya sorar:
- En iyi hikâyeler hiç bitmez mi?
- Hayır hiç bitmez.
Misal, Frodo ve Sam, kendi öykülerini yaşarlarken yanlarında bir takım yadigarlar taşırlar. Bunlardan biri Galadriel'in Şişesi, diğer adıyla Yıldız Camı'dır. Kadim zamanlarda yaşamış, hesapsız/karşılıksız özverilerinden ötürü astral gemisiyle göklerde seyyahlık yapmakla mükafatlandırılmış bir figürün (Earendil) ışığı saklıdır şişede. Earendil, Arda sakinlerinin başlarını kaldırıp göğe baktıklarında görebildikleri bir yıldız olmuştur. Işığın dahi aydınlatmaktan çekindiği karanlıklarda -örneğin Şilob'un mağarasında- şişeyi kullanır Frodo. Hatta kaldırırken çığırır: "Selam olsun sana Earendil, yıldızların en parlağı!"
Tolkien açısından, en üst öykü hem sonsuz hem de sabittir. Bu sonsuzluk ve sabitliğin mahiyeti, katolik ilahiyatının İsa peygambere yüklediği mana ile biraz olsun anlaşılabilir.