Uzay Çağının Şafağından Soluk Kesen Bir Öykü
10/10
·480 syf.··
2025 6. kitabı
Yıllar süren ve büyük bir titizlikle yürütülmüş bir araştırma sonucunda ortay çıkan “uzayda”, uzaya giden ilk insanın çarpıcı öyküsünü sunuyor bizlere. 20. Yüzyıldaki askeri, siyasi ve bilimsel olaylar çerçevesinde aktarılanlar; soluk soluğa bir ideolojik yarış, amansız bir mücadele, büyük fedakârlıklar, devasa projeler, korkunç belirsizlikler, büyük riskler, kişisel çekişmeler, trajik olaylar, yenilgiler ve zaferlerle çevreleniyor. Kitap, tarihe konu olan veya bizzat tanıklık eden 29 kişi ile yapılan röportajlar, gizli veya açık Rus ve Amerikan arşivlerinden elde edilen belgeler, bilgiler, raporlar, yorumlar, teknik değerlendirmeler, toplantı kayıtları ve kişisel pusulalar yanında ilgili konulardaki geniş kaynakçası ile de göz dolduruyor. Ayrıca yazarın bizzat yaptığı gözlemler ve çok sayıda kişiden aldığı yardım, görüş ve rehberlikler de bu değerli çalışmaya katkıda bulunmuş. Başlangıçta mütevazı bir belgesel için yapılan bir çalışmayı yıllar süren ve sayısız kişinin emeğiyle meydana gelen kapsamlı bir araştırmayla dönüştüren Walker, müthiş bir gizem, heyecan, gerilim, dram, duygusallık ve coşku ile süslediği kitabını belgesel niteliğini aşan çarpıcı bir öykü haline getirerek adeta okuyucuya o günleri yaşatıyor. Kitabı ve ele aldığı olayları geniş bir özet çerçevesinde şu şekilde değerlendirebiliriz; Soğuk savaş sırasında Amerika ile Sovyetler arasındaki askeri ve siyasi dünya liderliği yarışının en somut göstergesi haline gelen uzay yarışı, Rusların uzaya gönderdiği uydular ve köpekler ile ciddi ölçüde kızışmış ve Ruslar lehine ilerlemiştir. Tepelerindeki Sovyet uydularını çaresizce izleyen Amerikalılar dehşete düşerken Sovyetlerin amacı bu üstünlüğü pekiştirecek ve tarihsel bir başarı haline getirecek bir çıkış yakalamaktır. Böylece uzaya ilk insanı kimin göndereceği konusunda zamana karşı verilen muazzam bir yarış başlar. Kitap, bir o tarafa bir diğer tarafa yönelip bu yarışın her iki yanındaki gelişmeleri an be an göstererek olayları adeta bir satranç oyunu gibi hamle hamle aktarır. Perde, film tadında bir girişle (the thing 1982 akla gelir), Sovyetler tarafından uzaya gönderilmiş iki köpeği taşıyan aracı (veya kalıntılarını) bulmak için Sibirya soğuğunda yapılan bir arayışla açılır. Böylece okuyucu kitabın daha başında uzay yolculuğunun belirsizliklerine, risklerine ve verilen mücadeleye dair fikir edinmeye de başlar. Girişin ardından büyük bir müsabakanın öncesindeki sunumlar şeklinde Sovyet ve Amerikan takımları tanıtılır. Sovyetler titizlikle seçtikleri yirmi kişi içinden altıya düşürdükleri bir gruba “Soçi altılısı” adını vermiş ve bu kişileri (ve yedeklerini) uzaya gidecek ilk insan olmaları için eğitmeye başlamıştır. Amerika ise benzer bir takımı “Mercury yedilisi” adı altında kurmuştur. Bu takımların başında ise bir tarafta 2. Dünya savaşındaki Alman V1-V2 füzelerinin mimarı eski Nazi, Wernher von Braun ve Amerikalı ortakları, diğer tarafta ise Rusların tüm gözlerden gizlediği, Stalin’in çalışma kamplarında ölmekten son anda kurtulmuş, kişiliği ve zekâsıyla Sovyet uzay çalışmalarının mimarı olan Korolyov (Sergey Korolev) vardır. Kitap boyunca ve tüm bu yarış çekişmesi içinde bu kişilerin hayat öykülerini ve bulundukları noktaya nasıl geldiklerini ayrıntılarıyla öğreniriz. Bu takımların arkasında bir tarafta kıl payı kazandığı seçim sonrasında başkanlık görevine yeni başlamış genç ve tecrübesiz Kennedy ile diğer tarafta ise Stalin’den sonra ülkeyi yeniden kurgulamaya çalışan Kruşçev bulunmaktadır. Kennedy yemin ederek görevine başlarken içine düşeceği sorunlar yumağından ve uzay yarışında Sovyetler tarafından sürekli mağlup edilecek olmanın yaklaşan utancından habersizdir. Uzay, başkanlık planları arasında hiç yer almamıştır. Yarışı önde götüren Sovyetlerde ise füzelerin ve uzay teknolojisinin uzaya insan göndermekten çok askeri amaçlarla kullanımına ilişkin düşünceler ağırlık kazanmaktadır. Ancak bu durum uzaya insan göndermenin muazzam propaganda etkisi ve Korolyov’un manevraları sebebiyle her iki taraf için de yavaş yavaş değişecektir. Kruşçev ve Sovyetler daha şimdiden ezici üstünlükleri ile böbürlenmekte ve askeri olasılıkları neredeyse sonsuz olan bir konuda Sovyetler tarafından geçilmiş olmanın yarattığı panik Amerikan kamuoyunu çileden çıkarmaktadır. “Küba krizi” gibi çeşitli küresel sorunlarla boğuşan Kennedy uzay yolculuğunu öncelikli bir ödev olarak görmese de başkanın, meclisin ve basının şüphelerine rağmen (uzay yolculuğunun muazzam maliyeti de söz konusudur) Amerikan uzay araştırmaları da kendi yolunda ilerlemeye devam eder ve kıyasıya bir yarışın şartları oluşur. Sonuçta uzaya giden ilk insan (Gagarin) ile ikinci insan (Shepard) arasında yalnızca birkaç haftalık bir süre olduğu görüldüğünde ne kadar at başı bir yarış olduğu da anlaşılacaktır. Gerçi taraflar (özellikle Amerikalılar) yarış tamamlanana kadar önde bitirmek için ne kadar süreleri olduğunu da hiç bilemeyeceklerdir. Sovyetlerin en büyük kozu ve aynı zamanda en büyük handikapı çalışmaların üstündeki saplantı derecesine varan gizliliktir. Başmühendis Korolyov’un ve uzaya gitmeye hazırlanan kozmonot takımının kimlikleri kendi ailelerinden bile gizlenir. Fırlatma sahasının varlığı ve yeri, füzenin tasarımı ve teknolojisi de devlet sırrı şeklinde korunur. Bu gizlilik Amerikan tarafının Sovyetlerin yarıştaki durumunu öğrenmesini zorlaştırarak işe yararken birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Her ne kadar Sovyetler, en baştaki eğitimler ve testlerden, kutlama törenine kadar neredeyse her saniyeyi kamera ve belgelerle kayıt altına alsa da (bazı sahneler sonradan çekilse de) bunlar uzun yıllar boyunca çok az kişiye açılacaktır. Sovyetlerin gizliliği, köpekleri gönderdikleri kapsüllere başkalarının eline geçmemeleri için zaman ayarlı bombalar koyma noktasına vardırmış olması (kapsüllerin ülke dışına düşme ihtimali de yüksektir) durumu anlatmaya yeten bir örnektir. Bu gizlilik ve sır perdesi bazı olayların uzun yıllar sonra dahi tam olarak anlaşılabilmesine engel olacaktır. Öyle ki çalışmaların günlük gelişimine dair bazı önemli ayrıntılar iki kişinin tuttuğu günlükler (biri izinli biri gizli tutulan) sayesinde tarihe mal olacaktır. Gizlilik aynı zamanda birçok olayın sayısız şekilde çeşitlenmesine ve farklı aktarılmasına da sebep olacak ve Sovyet uzay tarihine bitmez tükenmez bir muğlaklık hissi eşlik edecektir. Öte yandan Amerika kendi takımını ve mühendislerini halkta tanıtmış ve fırlatmalar halka açık olarak canlı yayınlarla verilmiştir. Amerikan uzay programı basında sürekli konuşulan ve tartışılan (hayal kırıklıklarıyla eleştirilen) aleni bir olaydır. Astronotlar adeta milli takım sporcuları gibi yıldızlaşmıştır. Sovyetlerin gizlilik takıntısının ardında bir olası başarısızlık durumunu saklama çabası yatar. Bu sebeple her iki taraftaki başarısızlıkların yalnızca Amerikalılara ait olanları bilinmekte bu da Sovyetleri olduğundan daha başarılı göstermektedir. Sovyet yönetimi uzay teknolojisindeki başarısızlığın aynı zamanda sosyalist ideolojinin başarısızlığı olarak algılanacağı düşünmektedir. Bununla birlikte gizliliğin başka bir sebebi de teknolojik casusluğun önlenmesidir. Bir Amerikan uçağının gizli Sovyet fırlatma üssünün yüksek irtifadan fotoğrafını çekmeye çalışırken düşürülmesi ve ortaya çıkan diplomatik kriz ülke çapında bir casusluk histerisine de yol açar. Öyle ki fırlatmalarda kullanılan cansız mankenlerin dahi casus sanılıp saldırıya uğrama tehlikesi baş göstermiştir. Bu durum Gagarin için de risk oluşturan ve ekibin adeta kıvrandığı bir sorun haline gelecektir. Kitapta yoğunlukla işlenen önemli konulardan birisi her iki taraftaki uzaya ilk kimin gönderileceğine dair karar süreçleridir. Walkers, hem Amerikan hem de Sovyet tarafındaki adayların profillerine dair yetkililerin ve çevrelerinin inceleme ve görüşlerini sunar. Bu, aynı zamanda bir imaj yarışı olduğu için gönderilecek kişinin fiziksel ve psikolojik özellikleri, yeterlilikleri ve becerileri kadar, imajları ve simgesel temsiliyetleri de büyük önem taşımaktadır. Örneğin Amerikan tarafında özellikle medya tarafından Glenn, Shepard’dan daha Amerikalı ve daha çekici görülmekte (yine de Shepard seçilir), Gagarin ise (yetkililer ve diğer adaylar tarafından) Titov’dan daha sempatik, uyumlu ve dost canlısı görülmektedir. Ayrıca Sovyetler’de bir de komünist partiye bağlılık ve ideolojik temsil (tam bir Rus ve köylü olma gibi) kriteri vardır ki bu noktada da Gagarin öndedir. Buna rağmen kimin gönderileceği tartışması Sovyetler açısından da son ana kadar belirsiz kalır ve kararı veren Kamanin aylar süren bir ikilemle kıvranır. Uzaya gidecek kişi tarihe geçecek ve ölümsüzleşecektir bu sebeple tüm adaylar bu görev için yanıp tutuşmaktadır. Özellikle iyi bir dost ve kapı komşuları olan Gagarin ve Titov arasındaki rekabet son ana kadar sürer. Ancak kimin gideceğine dair kararın uzaya giderken ölecek ilk kişiye dair bir karar haline gelmesi de yüksek bir olasılıktır. Karar alanlar kahraman mı şehit mi olacağını bilmedikleri kişiyi seçeceklerdir. Her iki tarafta testler sırasında yaşanan korkunç facialar bu korkuyu güçlendirir. Ayrıca uzay yarışının uzaya çıkan ilk insanla bitmeyeceği ve başka insanlı görevlerin onu izleyeceği de düşünülür. Bu sebeple ilk görev için seçilmek ile daha zorlu görev için seçilmek arasında da kriter farklılıkları bulunur. Aslında tüm adaylar farkında olmadan yalnız yanlarındaki rakiplerle değil aynı zamanda karşı taraftaki rakipleriyle de yarışmaktalardır. Amerikan tarafında zaten utanç içinde taşınılan ikincilik derecesine bir de ölen astronot utancı eklenmek istenilmemektedir. Bu olasılık bu taraftaki niyetleri felç edecek kadar tehlikeli görülmekte ve uzay takımındaki hâlihazırda var olan Alman-Amerikan çekişmesini de alevlendirmektedir. Ayakları yere sağlam basan Alman mühendis von Braun, girişken ve aceleci Amerikalılar için bir ayak bağı gibi görülür. Bu tarafta da Glenn ve Shephard arasında kıyasıya bir rekabet yaşanacaktır. Uzaya gidecek kişinin üstleneceği görevler de iki taraf açısından farklıdır. Uzay yarışının başlarındaki Sovyet başarılarının temelinde Sovyetlerin daha büyük ve güçlü füzelere sahip olması yatmaktadır. Bu teknoloji esasında Amerikan teknolojisinden daha ilkel olmakla birlikte o an için daha işlevseldir. Sovyet sistemi adeta “paketleyip gönderme” üzerine kuruludur. Yani sürecin çoğunda bir pilotluk söz konusu değildir ve Gagarin çoğunlukla yerinde oturup beklemiştir. Her şey ya otomatik ya da uzaktan kumandalıdır. Öte yandan Amerikan sistemi pilotluk da gerektiren daha manuel bir sistemdir. Yine de her iki taraf da en iyi pilotlarını bu işe vermiştir. Aslında Sovyet tarafının “pasif yolcu” yaklaşımını seçmesinin de makul gerekçeleri bulunur; uzaya çıkmanın etkilerini kimse tam olarak bilememektedir. Örneğin uzaya çıkan kişinin izolasyon, yalnızlık ve başka etkilerle delirebileceği ya da kontrolü kaybedebileceği ihtimali çok güçlü görülmüştür. Radyasyonun etkisi de bir başka muammadır. Yer çekimi yokluğunun kan dolaşımını durdurup durmayacağı veya vücudun dengesini bozup bozmayacağı gibi çok çeşitli sorular da vardır. Her ne kadar bugün için bize tuhaf görünse de uzay yolculuğunun Gagarin öncesinde sonuçları öngörülemez bir macera olarak görülmesi doğaldır. Pilotluğun tercih edilmemesi konusunda Sovyetlere özgü bir başka sebep daha vardır ki bu da pilotun uzay aracını başka ülkeye kaçırabileceği korkusudur. Bu sebeplerle küçük ama önemli bir işlevi olan atmosfere giriş açısı ayarının manuel kumandası (büyük tartışmalar sonucunda sisteme eklenmiştir) şifre ile kilitlenmiş ve şifre kapalı bir zarf içinde aracın içine saklanarak yerinin pilota gerekirse sonradan söylenmesi düşünülmüştür. Riskler büyüktür. Her iki taraftaki araçların başarısı da birbirinden ayrı ekipler tarafından tasarlanan sayısız sistemin birlikte ve bağımsız olarak mükkemmel çalışmasına bağlıdır. Birçok şey ilk kez denenmekte veya zaman kısıtlılığı sebebiyle çok yetersiz kalan deneylere dayanmaktadır. Ortaya çıkabilecek sorunların sayısı en kıdemli mühendislerin dahi hayal edemeyeceği çokluktadır. Örneğin füze yakıtının gerekenden hızlı pompalanması gerekenden fazla hızlanmaya ve tehlikeli bir irtifaya çıkılmasına sebep olacaktır. Atmosfere girişte frenleme motorunun çalışmaması kesin bir faciaya yol açacaktır. İtici roketlerin zamanında ayrılamaması aracı tehlikeye sokacaktır. Ayrıca araçların nereye nasıl inecekleri de hiçbir zaman tahmin edilememektedir. Bu sebeple pilotun çöle mi, denize mi kutuplara mı düşeceği ve burada hayatta kalmak için neye ihtiyaç duyacağı kestirilememektedir. Kurtarma ekiplerinin iniş yerine günler sonra gelebileceği (eğer bulabilirlerse) hatta zamanında ulaşamayacakları da mümkün görülmektedir. Güvenlik önlemleri ise istenilen yeterliliğe ulaşmamıştır. Örneğin Gagarin’in suya inmesi durumunda gereken sistemler asla düzgün çalıştırılamamıştır. Suya iniş onun için kaçınılmaz bir ölüm demektir. Araç içi nem ve havalandırma cihazları da aynı şekilde yetersizdir ve birçok olası senaryo “yolcunun” ölümü ile sonuçlanmaktadır. Tüm bunlar ilk testlerde elde edilen tecrübelere rağmen böyledir. Hayvan ve cansız manken deneyleri çok önemsense de kesin sonuçlar vermemiştir. Kitapta bu testler sırasında uzaya gönderilen hayvanların başlarından geçenler de aktarılır. Özellikle ilk uzay köpekleri ve maymun Ham’ın yaşadıkları etik tartışmalarla birlikte sunulur. Sovyetler köpekleri sokaktan rasgele toplamıştır. Uzaya çıkan ilk hayvan olan Layka’nın yalnızca gidişi planlanmış ve uzayda ölmüştür (testlerde ölen birçok köpek gibi). Ham ise dehşet verici bir yolculuk yapmıştır. Tüm hayvanlar çok zor testlere maruz kalmıştır. Sonuçta Sovyetler köpek, Amerikalılar maymun ile ilk uzay yolcularını göndermiştir. Ancak ilk insan ne zaman gidecektir? Bu her iki taraf için de bilinmezliklerle ve sıkıntılarla dolu bir süreci kapsayan bir sorudur. Pilotlar bu büyük sınava çok zorlu testlerle hazırlanır. Bunlar hem psikolojik hem de fiziksel dayanıklılığı limitlerine kadar zorlayan süreçlerdir. Uzayda yaşanabilecek her duruma karşı hazırlıklı olunması amaçlansa da tahminlere dayanan hatta bir kısmı hayli tuhaf ve anlamsız testlerdir bunlar. Yalnız yetenekli ve bilgili olmaya değil sarsılmaz bir iradeye ve kontrol gücüne de ihtiyaç duyulur. Günlerce daracık bir alanda sıkışıp kalmayı, dondurucu soğuk ya da kavurucu sıcağa ve kimsenin deneyimlemediği g kuvvetlerine maruz kalmayı, fırıldak gibi dönmeyi, yerçekimsizliği yaşamayı ve bunlar olurken sakin kalmayı gerektiren bir süreçtir bu. İnişten sonra dahi bir hayatta kalma mücadelesi yaşanması ihtimali yüksektir. Kitaptaki çarpıcı sonuçlardan biri, uzay yarışının Sovyetlerin büyük riske girerek oynadığı bir kumar sonucunda kazanılmış olduğu gerçeğidir. Sovyetler aslında başarı şansı en çok yarı yarıya gibi görülen bir işe girişmiştir. Amerikalılarla aradaki farkın çok az olduğu bilindiğinden çok sayıda sorun görmezden gelinmek zorunda kalınmıştır. Bu durum korkunç bir gerilime yol açacaktır. Yalnızca pilotlar ve mühendisler değil, telefon başında haber bekleyen Kruşçev dahi hayatlarındaki en zor anlardan birini yaşamıştır (Amerikalılar bu gerilimi daha sonradan ancak daha da kaygılı yaşayacaktır). Gagarin’in fırlatmadan önce eşine bıraktığı veda mektubu da tehlikeyi somutlaştırır. Kitapta bu kritik anlar, Gagarin’in fırlatmadan önceki geceden itibaren gidişi ve dönüşü sırasındaki olaylar büyük bir heyecan ve gerilim içinde dakika dakika aktarılır (havadaki korkunç ağırlığı adeta yaşarız). Fırtlatma anında, hemen sonrasında, yörüngede, telsiz temasında, yörüngeden atmosfere girişte, yere inişte ve inilecek yerde yolunda gitmesi gereken sayısız aşama bulunmaktadır ki hiçbir şey de hiçbir zaman tam olarak tasarlandığı gibi gitmeyecektir. Gagarin’in yolculuğunda yaşanan aksaklıklar ve tehlikeler kazanılan başarının gölgesinde kalmış ve uzun yıllar bilinmemiştir. Her şeyde olduğu gibi fırlatma da Gagarin yörüngeye çıkana dek gizli tutulmuştur (bu anda duyurulması da casus sanılmaması içindir). Sonuçta kazanılan zaferle Sovyetler Amerikalıları bir kez daha ezip geçmiş ve bu zafer tüm dünyayı dalgalandıran müthiş bir etki yaratmıştır (Sovyetler de eşi benzeri görülmemiş bir kutlama yapılır). Gerçi, Amerikalılar yalnızca birkaç hafta sonra benzer bir başarı yakalayıp kırılan gururlarını kısmen onarırlar. Ancak bu buruk bir başarıdır. Hatta Sovyetlerin yörüngede attıkları bir tura karşın Amerikalılar sadece belirli bir yükseklikten geri düşmeyi başarabilmişlerdir. Kaldı ki tam olarak aynısını yapmış olmaları bile onları ikincilikten kurtarmayacaktır. Bu sebeple daha büyük ve daha sansasyonel bir hedefe ihtiyaçları vardır ve bunun için her şeyi yapmaya razı olurlar; “”aya yolculuk”. Bu hedefte de ikincilikte pay sahibi olmakla suçlanan von Braun yine en başta olacaktır. Kitapta “Sovyetler o tarihte uzaya insan göndermese 1969’da aya yolculuk mümkün olur muydu?” sorusu da zıt görüşler doğrultusunda ele alınır. Kitabın gözler önüne serdiği önemli bir gerçek tüm dünyanın Gagarin’in adını yıldızlaştırıken her şeyin ardındaki esas isim olan Korolyov’un dünyadan sessiz sedasız çekip gitmesidir. Korolyov yalnız dehası ve çalışma azmiyle değil, korkunç koşullardan geçip gelmesini ve tarihte belki de çok az insanın yaşayacağı bir baskıya dayanmasını sağlayan üstün ve lider kişiliği ile açıklanır. Hem von Braun hem de Korolyov’un en büyük hayali uzaydır ancak Korolyov bunun için çok daha ağır bedeller ödemiş ve büyük bir kumar oynamıştır. Korolyov’un kendisine iftira atarak çalışma kampına yollanmasına sebep olan düşmanı ile birlikte görev yapmak zorunda kalması gibi kişisel ayrıntılar onun hikâyesini ayrı bir yere koyar. Korolyov Kruşçev’i ve yüksek askeri yönetimi insanlı uzay yolculuğuna ikna edebilmek için tüm marifetini göstermiş ve önceki başarılar ve Kruşçev’in böbürlenme merakı sayesinde bu hedefine ulaşmıştır. Bu konuda kitapta geçen ilginç bir ayrıntıdan da bahsetmek gerekir. Korolyov’un Sovyet askeri liderlere uzay teknolojisinin askeri önemini anlamaları için bir sunum yapmış ve bu sunumu özellikle istediği etkiyi yaratacak şekilde planlamıştır. Sunumda bir noktada Sovyet uydularının Türkiye üzerinden geçerken İskenderun’daki Nato üssüne dair çektikleri ayrıntılı fotoğraflar da gösterilmiş ve bunlar komutanlar üzerinde büyük etki yaratmıştır. Koryolov Sovyetler açısından o kadar önemli bir kişidir ki (Kruşçev ile doğrudan bir telefon hattı bile vardır) olağanüstü önlemlerle yaşamak zorunda kalmıştır. Başına bir şey gelmemesi için KGB tarafından yakından korunmuş ve ölümüne kadar kimse kimliğini öğrenememiştir. Onu gizli tutmak o kadar önemsenmiştir ki muazzam başarısına rağmen törene katılamamış ve tebrik de edilememiştir. Hastalandığında ameliyatı bizzat sağlık bakanı tarafından yapılmıştır. Kitapta öyküyü daha da dramatikleştiren bir unsur iki dünyanın geçmişi, olanakları ve yaşam standartları arasındaki farkın çarpıcılığıdır. Gagarin, ikinci dünya savaşında yer altında kazdıkları bir sığınakta yaşamak zorunda kalmış köylü ve fakir bir aileden gelen ve başlangıçta dökümcülük eğitimi almış sıradan bir kişidir. Sonradan pilotluğa heves etmiş ve izlediği yol onu aşama aşama bulunduğu noktaya getirmiştir. Sovyet tarafındaki tüm kahramanlar, en baştaki Korolyov da dâhil olmak üzere son derece mütevazı şartlarda, sessiz bir hayat yaşamaktayken Amerikalı pilotlar üstü açık lüks arabalarda sahillerde gezebilmekte medyada yer almakta ve reklam yüzü olabilmektedirler. Bu aynı zamanda iki zıt dünyanın yarışıdır. Bu zıtlık Gagarinin patates tarlasına inişi ve onu gören yaşlı bir kadın ve torunun koşarak kaçması öyküsünde simgeleştirilir. “Uzaydaki ilk insan” yarışı insanlık tarihine geçerek sona erse de bu unutulmaz olayda rol alanların hayattaki trajedileri henüz bitmemiştir. Kitabın son kısmında biraz da buruk bir şekilde kahramanlarımızın sonraki hayatlarını da okuruz. Kennedy, Korolyov, Gagarin, Shephard, Titov ve daha başkaları hayatın başarı ile sonuçlanmadığını deneyimleyecektir. Okuyucuyu, insanlık tarihinde yeni bir devrin başladığı o ana götüren “uzayda”, sunduğu hayranlık veren araştırmanın yanında, siyasi, bilimsel ve insani olayları çevreleyen etkileyici kurgusuyla da çarpıcı bir çalışma olarak göze çarpıyor. Yalnızca büyük bir başarı için ödenen bedelleri değil bu başarı ile baş etmeyi ve bir daha hiçbir şeyin aynı olmadığı bir dünyayla yüzleşmeyi de içeren etkileyici bir öykü ve tarihten bir ders sunuyor. Keyifli okumalar.
1000Kitap
UzaydaStephen Walker · Kronik Kitap · 202322 okunma
·
194 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.