·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 19 Nisan 2025 20:45 Ümitsizlerin büyük yığınından sadece biri...
Yalnızlığa, umutsuzluğa ve biçareliğe itilmiş yekpare bir vücut. Vücut diyorum çünkü geriye kalan sadece bir vücut. Yani içinde ruh olmayan, yaşama sebebi olmayan, sevdiklerini kaybeden ve cehennemi gördükten sonra boş kalan bir vücut...
Beckmann, ikinci dünya savaşından sonra evine, sevdiklerine döneceğini sanan ama döndüğünde onları bulamayan, artık tek bacaklı eski bir nazi askeridir. Führer uğruna kaybolan bir hayat daha. Savaş öncesi bir insan, savaş sırası bir piyon, savaş sonrası tabiri caizse ''kıyıya vurmuş ölü balıktır.''
Gencecik daha yirmi beş yaşında hayatına son vermek ister, savaşta gördükleri onda derin yaralar açmıştır. Döndükten sonra gördükleri bu dünyada artık ona açılacak bir kapının olamayacağı kanısını verir ve kendini Elbe'nin sularına bırakır.
Ölüm herkes için kaçınılmaz ve geri dönülmez bir son olsa da Beckmann için böyle olmaz. Ailesinin, sevdiklerinin ondan esirgedikleri merhameti ölüm verir Beckmann'a. Hem de daha gençsin ne gördün, eğer bir şeyler içinde koptuysa bu seninle beraber aynı anda orada bulunun binlerce insan içinde koptu, yaşamına son vermen için bu bir bahane değil denilerek kıyıya bırakılır. Kıyıya bırakıldıktan sonra alt benliği ile tanışarak, bunca gördüğü şeyi başka birinin üstelik en yakınındaki kişininde görmesi bir umut ışığı yakar Beckmann için.
''Eskiden sevdiği kadının'' Beckmann'ı ilk gördüğünde tıpkı cansız bir nesneye yaptığı muameleyi yapması sadece Beckmann demesi ve o gittikten, aradan üç yıl geçtikten sonra başka bir adam ile beraber olması Beckmann için belki de ayağını kaybetmenin veya bunca savaşı, bunca yıkımı ve bunca ölümü ben boşuna gördüm duygusu uyandırmış olabilir. Çünkü o sevdiklerini, sevdiği kadını vatanında yaşatmanın ve onlar için canını ortaya koymanın zorluğu içinde çırpınırken onların Beckmann'a yaptıkları onu canlı canlı mezara koymak demek olduğunu anlamamışlardı.
''İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır'' der Wolfgang Borchert. Dışımızdaki insanların açlık içinde olması, sefalet çekmesi ve bunu gördüğümüzde vicdanımızın uykusundan uyanması... Çok etkileyici bir cümle bu. Peki bunca şeyi gördükten sonra kendimizi sanki bunun suçlusu bizmişiz gibi düşünmemiz ve bu yolu düzeltmek için el uzatmamız insancıl olandır. Asıl insancıl olmayan bu düzeni, bu raddeye getirenlerdir.
Eskiden sevdiği kadın, Binbaşı, Direktör, Bayan Kramer ve Çöpçü'nün artık Beckmann'ı görmezden gelmeleri ve hatırlamak için beyinlerini bile yormamaları, Beckmann için ölümün başlangıcı olmuştur. Çünkü bu kadar insan ele ele vererek Beckmann'ı beraber öldürmüşlerdir. Hem soğukta, açlık içinde hem de ruhunda çok derin yaralar açıp onu kapılarının dışında bırakarak.
Varolan düzen içerisinde Beckmann kendisinin ve kendisi gibi olan milyonların bir piyon olduğunu, canlarını heba etmenin ve gözardı etmenin sadece iki dudak arasından çıkacak sözlere bağlı olduğunu ve yaşamanın artık gelecekten ziyade anı yaşamaktan ibaret olduğunu ki kendi deyimi ile '' içkisi veya bir yatağı veya bir kadını olan dalsın son rüyasına!'' açıklar. Yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi anlamıştır. Gelecek bir kurşun ya da yanlış yerde durmak ya da kendini bir iskeleden atmak. Sonrası karanlık ve bilinmezlik. Ama bilinen bir şey varsa o da ruhun çektiği acıların artık kesin olarak son bulacağı.
Faşist diktatör olan Hitler ve Mussolini gibilerin bir sorumluluk ve vicdan hissetmeyip milyonları kendi hırsları için toplu olarak öldürmeleri, tıpkı ülkemizde savaşa giden on beşliler gibi Avrupa'da okuyan gençlerinde hayatlarının son bulması ve dünya düzeninin uzun yıllar sağlanamaması. İşte sonrasında hayatta kalanların bir azap içinde kalmasına neden olmuştur.
Kısa olmasına rağmen içinde mükemmel aforizmaları olan ve bir insanın günden güne ruhunun nasıl tükendiğini en yetkin kelimelerle seçip yazmıştır Borchert. Çok beğendiğim bir tiyatro metniydi. Yazarın tek tiyatro eseri olması, üstelik savaşı birebir yaşayarak deneyimlemesi ve kendi metninin sahnelendiğini göremeden sahnelenmesinden bir gün önce ölmesi ise üzücü olan yanı...