O kadar keyifli bir kitaptı ki. O döneme gidip geliyor, komşu hanımların kendi aralarındaki muhabbetlerin içine giriyorsunuz, onlarla eğlenip, bazen de onlara gülüyorsunuz.
İrfan’ı başta hiç sevmedim, bu yüzden onun kırım kırım kıvranmasından öyle zevk aldım ki. Oh olsun ona. Aferin mektupları yazan ‘afet’imize de.
Hele bir mektubunda kadın olmakla ilgili yazdıkları hala günümüzde geçerliliğini koruyan izlenimler. Sayfa sayfa bastırıp dağıtasım geldi. Çok sade bir anlatım ama üstüne düşünülünce çok yerinde sözler. Fazlası var eksiği yok. O dönemde bu incelikle gözlemleyip, yazıya aktarabildiği için Hüseyin Rahmi Gürpınar ‘ı ayrıca tebrik etmek gerekir.
Sonuç olarak ilk başta ana karakterin İrfan olduğunu keşfedip hayal kırıklığına uğrayan ben, ağzının payı verilince iç huzuruma kavuştum ve İrfan’ı sevebildim. Hatta sonlara doğru ben de ona biçare gözüyle bakıyordum.
Kitapla ilgili sevmediğim tek şey konferans kısımlarının uzun uzadıya anlatılmasıydı. Çoğu kısmı sıkıcı ve gereksizdi. Sadece rüya kısımlarında eğlendim. Ben İrfan’ı dinlemektense hanımların arasında oturup onların lakırdısını dinlemeyi tercih ederdim. Hatta tüm kitap ilk bölüm gibi devam etse hiç şikayet etmezdim.
Son olarak şunu sormak istiyorum. Bu 19.-20. yüzyıl romancılarının erkekleri neden hep taparcasına aşık oluyor? Kadına ulaşmak o zamanlar daha zor olduğu için mi?
Başak Balcı sayın canım Başak hanımcığım bu nasıl güzel bir ilk kitap yorumu böyle🥰 bayıldım.Tuş takımınıza sağlık, hep güzel ve doğru yerlere basmışsınız.😅Soruna gelirsekte tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar misali kim bilebilir ki. Çağın getirdiği basitlik miydi güzelliği arttıran yoksa cahillik miydi elindekine minnet duyduran, who knows ha bende sana sorarım.🥰😘😘