Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Nisan 2025 22:20 Sayın Livaneli'nin okuduğum ilk kitabı. Yıllardır kafamda sarih diline (argo, fikir) karşı oluşan bir duruşum vardı.Bu kitabında da -ilke olarak benim karşısında durduğum inanç meselelerine yönelik- halen aynı çizgideyim diyebilirim.Yazarın dünyayı algılayış ve bakışına karşı bu tutumu tartışılır, beğeniriz beğenmeyiz buralara girmek haddimize değil.
Burada birçok kitapla ilgili naçizane inceleme yazılarım oldu. Kitapseverlere yol göstermekten çok yola ışık tutan, deniz darbeleri ile köhnemiş bir fenerin iş görürlüğü manasında olabilir belki.
Kitabın konusu şu manada benim için dikkate değerdi. Daha doğrusu yazıldığı dönemde çok önemliydi oradaki meseleler, haksızlıklar, şimdi o bölgede bir istikrar peşinde büyük devletler ancak "İnsan" burada hangi noktada orası yine muamma? Yazar kitabı okurken birkaç yerde bölgedeki zulme maruz kalan karakterlerin dilinden “Ben bir insandım” diye haykırıyor adeta insan hakları, kadın ve çocuk hakları meselelerine.
Evet, kitabın konusu özel manada Işıd denilen taşeron yapının bölge halkına yaşattıkları, özellikle de böylesi bir coğrafyada kadın ve çocuk olmanın zorluğu. Ancak yazarın asıl dikkat çekmek istediği nokta dünyayı yönettiğini zannedenlerin timsah gözyaşları....Bölgeyi ziyarete gelen ünlü Hollywood yıldızı üzerinden bu eleştiriyi ve tespiti yapıyor zaten. Bu manada ayrı bir teşekkürü hak ediyor Sayın Livaneli.
Karakterler başta Meleknaz, Zilan ve Nergis'i anlatırkenki ruh hallerine dair tasvirler herhangi bir insanın böylesi bir olayın başına gelmesi halinde ne yaşayacaklarını hayal etmesinin ötesinde bir canlılık taşıyordu bence.
Olayları anlatan gazeteci İbrahim karakteri kitabın bir bölümünde savaş bölgelerinden uzak, konforlu bir hayat yaşayan modern şehir kadınlarının (ki eşinden örnek veriyor) kendini beğenmişliklerinin, zor beğenmelerinin, evlenmek istememelerinin, erkekler üzerinde baskın bir karakter ortaya koyma, toplumda daha fazla ve önde yer alma çabalarının altında yatan sebebinin işte bu zulme uğramış kadınların adeta intikamlarını almak içgüdüsü taşıdıkları yönündeki tespiti doğru da olabilir...
Kitap rahatlıkla kendini okutturuyor, yazar fazlaca diyaloglara başvurmadan akıcı şekilde hikâyesini okuyucuya gözler önüne seriyor.
İncelemenin başında da değindiğim gibi yazarın buradaki meselelere “inançlar, din” noktasından bakış açışı kendi dünya görüşüne göre bir kurguya oturmuş ancak bölgedeki gerçekleri yüzde yüz elbette yansıtmıyor. Kadın karakterlerin uğradıkları zulümden sorumlu zalim erkek karakterlere bakıldığında bıyığı traşlı, uzun sakallı, çatık kaşlı, şişmanca tipler. Yani bu tipolojiye uyan karakterin hangi dine mensup olduğu ortada ancak o dini temsil ediyor mu asıl sorulması gereken nokta bu?
Aslında bunun cevabı yazarın az önce yukarıda bahsettiğim dünyayı yönetenlere yaptığı eleştiride saklı. Bu adamlar kimdi , kimin için buradaydılar?