Kızıl Kraliçe serisinin (novellayı da sayarsak) 4. kitabının yorumuyla sizlerleyim. Öncelikle kitabın konusunda bahsedeyim;
Mare artık Maven'ın tutsağıdır. Ve dibinden ayrılmayan Arvenlerle beraber sürgün edilmiştir. Maven Mare'i, dışarıdaki yenikanları saraya çağırıp hükümdarlığı altına almak için kullanır. Ve tabii kardeşi Cal'in canını yakmak için de. Daha sonra Gölbölge ittifakını güçlendirebilmek için Gölbölge prensesi İris ile evlenir. Evlenecekleri gün çıkan bir suikast sonucu Mare kaçar ve kurtulur.
Bu arada serinin özetini Mare'in ağzından da okumak isterseniz buyrun;
" Attığım her adım suratımda patlıyordu. Kilorn'u askere alınmaktan kurtarmak istemiş, kız kardeşimi sakat bırakmıştım. Aileme yardım etmek için bir hizmetçi olmuştum ve birkaç saat içinde bir mahkuma dönüşmüştüm. Maven'ın sözlerine ve sahte kalbine inanmıştım. Cal'in beni seçeceğine inanmıştım. İnsanları özgür bırakmak için bir hapishaneye baskın düzenlemiştim ve oradan Shade'in cesediyle çıkmıştım. Sevdiğim insanları kurtarmak için kendimi feda etmiştim. Maven'a bir silah vermiştim. O sırada bile hükümdarlığını içeriden devirmeye çalışırken, çok daha kötü bir şey yaptığımı düşünüyordum. Birleşmiş bir Gölbölge ve Poyraz nasıl olacaktı?
Kitap Yorumum;
Yani sinir krizleri geçirdiğim bir diğer kitap daha. Allah'tan bundan önce Zalim Krallık kitabını okumuşum da biraz keyiflenmişim yani. Psikolojik tahlillerin ve duygu durumlarının çok yüksek olduğu bir kitap olmasına rağmen çok fazla çelişki okuduk yine. Maven'i daha iyi tanıdık yeri geldi üzüldük yeri geldi ondan daha da nefret ettik. Evet anlıyorum doğduğu andan itibaren Elara Merandus gibi zalim bir annenin manipülasyonlarına maruz kalmış bir çocuk. Kitapta da dediği gibi "sevgi dediği bir işkenceyle, kral olarak şekillendirdiği çocuktu Maven." Üstelik daha 16 yaşında. Annesi yüzünden babasını öldürmek zorunda kalmış ve bunu kardeşine yıkmış, beyninin içi annesinin fısıltıları dışında bomboş kalmış bir kral. Yani yapabileceklerinin sınırı yok, sağlıklı düşünemeyen, zihninin bir köşesinde hala Elara'nın fısıltılarını duyan biri o. Ama insan yine de bir noktaya kadar sempati duyabiliyor tabii. Be adam o sessiz taştan tahtı boşuna mı yaptırdın sen? Biraz mantıklı düşünmen gerekmez mi sence de? Ne bileyim Evangeline ile nişanlanıp sonra tutsak tuttuğun Mare'i öpüp üstüne bir de "ben seni tutsak etmek ister miyim sanıyorsun yanımda kalmanın tek yolu bu dünya güzeli" savunmasını ağzım açık okudum. Hani bunu kral olarak sen yapamıyorsan kim yapsın canım benim? Ülkenin anasını ağlattın afedersin. Valla güzel kafa kralım.. Bununla da bitmedi Evangeline ile nişanlıylen barışı sağlamak için Gölbölge prensesi İris ile evlenmeye karar veriyor beyefendi. İlginç bir çar ama Cal'den daha eğlenceli olduğu kesin.
Yazarımız Cal'i neden bu kadar yüzeysel işliyor anlamıyorum. Maven kadar nefret etmesem de Cal'e de sempati besleyemiyorum açıkçası. Yüksek ihtimalle soğuk tavrından kaynaklı. Ama son yaptığı hareket azıcık şaşırttı. Evet kral olmak için doğmuş, bu şekilde eğitilmiş olabilirsin ama bu uğurda neler yaşadınız gerek var mıydı yani şu an?
Kitapta benim için sürpriz olan nokta Evangeline'ni seveceğimdi. Yani bunu ben de beklemiyordum. Ama onu tanıdıkça hak vermemek elde değil. Hayatı boyunca bir kralla evlenmek için yetiştirilmiş ve babasının herhangi bir ittifak için harcayabileceği, onun deyimiyle süs köpeği gibi, birine verebileceği bir kız o. Mare'i kurtardı ve abisini öldürmemesi için yalvardı. Ama hepimiz abisine hikayenin sonunda ne olacağını biliyoruz bence. Ve Farley... İnanılmaz güçlü bir kadın. Bu hikayede en çok okumak istediğim adam olan Shade'den bir çocuğu oldu. Clara... Hikayeden ayrıldığına en çok üzüldüğüm kişiydi Shade, hala yasını tutuyorum. Ama Clara ondan kalan tek şey ve bakalım babası gibi ışınlanan bir Yenikan mı?
Ve son olarak;
"Yalnız değilsin Cal. Tacın var."