Puan vermedi·311 syf.····Okunma: 22 Nisan 2025 23:28 Olmak veya olmamak
Doğanın ve sosyal dünyaların insana dayattığı sınırları bilim/mit/inanç/irade aracılığıyla aşma arzusunun edebiyattaki izdüşümleri mütemadiyen iyi yapıtların yazılmasına vesile olmuştur. Okuduklarım arasında Karel Čapek'in R.U.R'u, Mary Shelley'in Frankenstein ya da Modern Prometheus'u —dolayısıyla antiklere gidersek Aiskhylos'un Prometheus'u—, Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı, Albert Camus'nun Veba'sı, Jules Verne'in Eserleri — genel olarak bilimkurgu edebiyatı— ve edebiyatın baş eseri olan Gılgamış destanı bana bu konuda uyku kaçırtan düşünce dalışları bahşedegeldiler.
Algernon'a Çiçekler, insanın bu başsız ve sonsuz özlemini psikyatrik bir bağlamda tekrarlıyor ve bir daha düşünmeye davet ediyor, zorluyor. Yeni bir Frankenstein girişimi diyebileceğimiz romanda, zihinsel açıdan biyolojik dezavantajlı —ve sosyal süreçlerle dezavantajlılığı beslenmiş— insanları süper zekilere çevirecek olan bir bilimsel girişimin merkezinde deneylerin üstünde denendiği bir fare olan Algernon ve İlk insan denek Charlie Gordon var. Bütün hikayeyi Charlie Gordon'ın gelişim raporlarından, birinci ağızdan okuyoruz. Noktalama, yazım, imla ve hertürlü hatayla dolu ilk yazılarından bir dahiye dönüşüp kendi operasyonu üzerine bilimsel yazıları bilim camiasına kabul ettirdiğini, kendi vakası üzerinde çalışan bilim insanlarını aştığını anlattığı pasajlara, ordan deneyin sonucunun geçici olduğunun anlaşıldığı ve herşeyin tersine evrildiği, yazım yanlışlarıyla dolu son rapora kadar Charlie Gordon'ın yol arkadaşı oluruz. Roman başlarda merak uyandıran bir serüvene davet hikayesi, ortalarda bir psikanalitik ve sosyal çözümleme, sonlara doğru ise sindirilmesi zor bir drama dönüşür. Tüm süreç boyunca okuru karaktere ve hikayeye yakın tutmakla kalmaz, kendi üstüne düşündürür, sorumluluk bilinciyle doldurur.
——
İki not
1) Çağımızın Prometheus'ları deney fareleri, tavşanlar, maymunlar vb genetiği bizimkine yakın, kendileri aracılığıyla tanrısal ateşi doğadan çaldığımız hayvanlar, sonra denek insanlarıdır. Ve onların ciğerini yiyen kuzgunlar biziz. Tanrılaşma uğruna ne olduğunu anlayamadığımız herşeye dönüşüyoruz.
2)
Kitapta hoş olan bir detay: Yazar, bilgi ağacından yiyenin cennetten kovulduğu klasik adem havva hikayesinden aşina olduğumuz, yazarların sık sık tekrarladığı "bilinç acı verir" düsturunu ezbere tekrarlamıyor. Birkaç noktada bu izleği aşina olduğumuz şekilde görürürüz; Charlie zekileşince yalnızlaşır, arkadaşlarından uzaklaşır vesaire. Ama zekasının pik yaptığı kırılma anından sonra geriye doğru gittikçe mutsuzluğu daha da artar. Bu, ikinci bir cennetten kovuluş gibidir. "Uğruna cennetten vazgeçilen meyve, cennetten güzel değil miydi" diye soruveriyor insan. —Sonda bu soruya kısık sesle bir evet dedim sanırım, sonu cehennem olsa da meyve cennetin üstündedir.— Ama bu metaforun etrafında obsesif bir şekilde dolanmanın anlamı yok. Asıl mesaj, daha çok bildikçe daha çok üzülsek bile bilmenin cehalete oranla verdiği az mutluluğun daha gerçek ve içi dolu olduğudur. Mutluluk içi doldukça hacmen azalan, kütlece artan birşey gibi düşünülmeye başlanır böylece... bu şahsi bir anekdot.
——
Eksileri
Kurgusaldan ziyade birkaç noktada fikirsel zayıflıkların olduğunu düşündüm, ama bunu bir edebi eser oluşuna verip büyüyü bozmak istemiyorum. Yazılıp çizilecek çok şey var üzerine... belki eklemeler gelir. Okunmaya değer olduğu kesin.