Flowers For Algernon (1st Harvest Edition)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.533
Gösterim
Adı:
Flowers For Algernon
Alt başlık:
1st Harvest Edition
Baskı tarihi:
14 Haziran 2004
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780156030083
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Harcourt Publishing
Baskılar:
Algernon
Algernon
Algernon
Elcernon Üçün Güllər
Kobay
Flowers For Algernon
Charlie Gordon is about to embark upon an unprecedented journey. Born with an unusually low IQ, he has been chosen as the perfect subject for an experimental surgery that researchers hope will increase his intelligence--a procedure that has already been highly successful when tested on a lab mouse named Algernon.

As the treatment takes effect, Charlies intelligence expands until it surpasses that of the doctors who engineered his metamorphosis. The experiment appears to be a scientific breakthrough of paramount importance until Algernon suddenly deteriorates. Will the same happen to Charlie?

Winner of the Hugo Award and the Nebula Award.

The classic novel that inspired the Academy Award-winning movie CHARLY.
325 syf.
·6 günde
Algernon’a Çiçekler’i sevmedim, bu konuda netim. Sebebi de bu tür kitapların artık bünyeme zayıf gelmesinden sanırım. Hikaye güzel, anlamlı. Ona bir şey demiyorum. Tam da benim meslek alanımla ilgili. Sadece benim edebiyat görüşüme ters. Doğrudan benim meslek alanımı ilgilendirdiği için bu kitabı özel gereksinimli bireylere yönelik tutumlar açısından değerlendirmeyi daha faydalı buluyorum.

Öncelikle etiketleme konusunda anlaşalım. Etiketleme bir nevii karşımızdaki kişiye sen busun deme şeklidir. Sen busun’lar genelde olumsuz özelliklerin nitelenmesinin bir ürünüdür. Tüm biyolojik, çevresel, kültürel, psikolojik vb. etmenler göz ardı edilir. Örneğin ‘köylü bu, cahilin biri’ ya da ‘sakat bu, yardıma muhtaç’ gibi etiketlere maruz kalan kişiler toplumsal normsuzlaştırmaya itilen, dışlanmaya davet edilmeye çalışılan kişilerdir. Bu yüzden karşımızdaki kişinin özelliklerini, gereksinimlerini bilmeden onlar hakkında konuşmanın saçma etiketlere yol açacağını aklımızda tutalım. Duruma engelliler açısından bakarsak bunun daha ciddiye alınması gerekir. Engellileri adının dışında illa başka bir ifadeyle niteleyeceksek moron, embesil, gerizekalı, özürlü gibi kelimelerin taa mağara devri zamanlarından kalma, kaba ve en etiketleyici ifadeler olduğunu unutmalayım. Aslında engelli nitelemesi de etiketleyicidir. Artık akademik alanda ‘engelli’ yerine ‘özel gereksinimli birey’ nitelemesi daha az etiket içerdiği ve daha geniş kapsamlı olduğu için daha çok tercih ediliyor. Sadece engel türü(zihin, görme, fiziksel...) işin içine girince engelli nitelemesi kullanılıyor. Biz günlük hayatta özel gereksimli kişileri kendimiz gibi bir birey olarak görüp adlarıyla hitap etmeye çalışalım.

Şimdi özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumların nasıl oluştuğuna bakalım. Tutum kişi, küme, nesne ya da düşünlere yönelik oldukça süreklilik gösteren önceden biçimlenmiş duygu, düşünce ve inançlar bütünüdür. Tutumların oluşması ilk olarak ev ortamında yani anne babaların taklit edilmesi yoluyla öğrenilir. Çünkü çocuklar anne babanın yaptıklarının aynısını yaparak onaylanmak isterler. Çocukluktan kazanılan tutumlar üniversite, askerlik gibi heterojen ortamlarda değişme gösterebilir. Çocukların özel gereksinimli bireylere yönelik olumsuz tutumları anne babaların onların yanlarına gitmemeleri, oyunlarına almamaları, uzak durması şeklindeki önerileriyle başlar. Çünkü annelerin hep bahsettiği öcüdürler onlar!

Tutumlar kısaca yukarıdaki gibi oluşur. Özel gereksimli bireyleri önce insan olarak görmeyip yetersizliğini ön plana çıkarınca toplumda bağımsız yaşamalarını kolaylaştıracak düzenlemeler de ihmal edilir. “Sağlamlar dururken onlar mı kaldı” ifadesi bu durumun en acı göstergesidir.

Yeri gelmişken bir yanılgıyı düzeltmeye çalışalım. Bunun içinde yetersizlik ve özür kavramlarını irdeleyelim. Yetersizlik bedenin biyofiziksel ve kimyasal yapısının zedelenmesi sonucu organın yokluğunu ya da bozuk olduğunu ve işlevini yerine getiremediğini belirtir ve nesneldir. Özür ise, yetersizlikten dolayı kişinin toplumsal ve duygusal davranışlarında görülen sapmalardır ve özneldir. Yani kişi özürlü doğmaz. Bu toptan yanlış bir ifadedir. Özrü toplum yaratır. Kitabı okuyanlar Charlie’nin yaşadıklarına şahit oldular. Charlie zeka seviyesi düşükken de toplumda kabul görmez, ezilir; zeka seviyesi yükseltildiğinde de kabul görmez, ezilir. Halbuki toplumda bağımsız yaşamasına bir engel yoktur.

Peki bunların önüne nasıl geçeceğiz? Özel eğitim camiasının yıllardır cevaplamaya çalıştığı bir soru. Daha doğrusu cevabını topluma kabul ettirilmeye çalışılan bir soru. Cevabı çok da basit. Tutumların değişmesinde etkili ilk yöntem etkileşimde bulunmadır. Çocuklarımıza onlarla etkileşimde bulunduğunda bir zarar gelmeyeceğini, onun önce bir insan olduğunu kavratmalıyız. Tabii bunun için de önce anne babaların kendilerinin olumlu bir etkileşim içinde olması gerekir. Bırakın parkalara beraber oynasınlar. Çok mu zorunuza gider bu? Siz de özel gereksinimli bir bireyle otobüste yan yana oturun, aynı iş yerinde çalışın sizin bizim gibi insan olduklarını göreceksiniz.

İkinci etkili yöntem ise bilgilendirme. Doğru bilgilendirme. Yukarıdaki yetersizlik özür ikiliğinin net bir şekilde açıklanması gerekir. İnsanları bilgilendirmeye çalışırken de yerinde sen olsaydın neler hissederdin gibi olumsuz empativari cümleleri kurmamaya özen gösterelim. Bu tür cümleler acımayı beraberinde getirir; acıma da soysuzlaşmanın işaretidir. Çok basit, özünde herkes insan, bunu kabul edelim. Gerisi hallolur.


Ankara ekibine de artık isyan etme derecesine geldim. Lütfen kitap seçiminde İstanbul, İzmir ve Bursa ekiplerini biraz örnek alalım. :)
325 syf.
·2 günde·8/10
Algernon'a Çiçekler başlığını okuyunca yüksek ihtimalle hepinizin zihninde bir şahıs canlanmıştır. Ki benim için durum tam da böyle oldu. Sizi Algernon ile tanıştıracağım fakat öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp empati yapalım istiyorum.

Normal insanlara göre zekâ seviyesi düşük bir insansınız ve her zamanki gibi normal bir günün sabahına uyandığınızı düşünün. Daha düne kadar okuma-yazma bilmeyen, insanlar tarafından aşağılanan, sürekli üstüne gülünen, ailesi tarafından bile terk edilmiş bir insan iken bir sonraki gün bir dahi olduğunuzu hayal edin. Epey uzun bir sıçrayış, bir kilometre taşı, mucize dediğinizi duyar gibiyim. Yaşam bambaşka bir akışa kavuşur sizin için. Yepyeni bir insan, yepyeni hayaller, yepyeni bir gelecek... Charlie Gordon da kısmen böyle bir durumla karşı karşıya kalan bir karakter.

Eserde zekâ seviyesi fazlasıyla düşük bir insanın, bilimsel bir deneyde denek olarak kullanılıp dahi konumuna gelmesi konu ediniliyor. Malûmdur ki hiçbir şey sorunsuz ya da mükemmel ilerlemiyor bu hayatta. Dolayısıyla bu bilimsel çalışmanın da olası sonuçları var. İşte eser Charlie'nin bir moron iken dahiliğe yaptığı ilginç yolculuğa ve bu süreç sırasında açığa çıkan duygu ve düşünce dünyasına değiniyor. Tabi bir de Algernon var bu tabloda. Algernon ise bu deneyin ilk kobaylarından olan bir fare. Eserde Algernon ile Charlie arasındaki rekabet, dostluk ve bağlılık da yansıtılıyor.

Algernon'a Çiçekler ile ilk olarak şu an ismini hatırlayamadığım bir eserde karşılaşmıştım. İsminin farklı olması epey dikkatimi çekmişti. Kitabı okumaya başladığımda ise ilk sayfada kelimelerin yazılışı konusunda pek çok yanlışlık gözüme çarptı. İlerleme yerine 'ilerneme', rapor yerine 'rapur' yazılması gibi bariz hatalar vardı. Bir an yayınevinden kaynaklı bir hata var sanırım diye düşündüm ve bu durum hoşuma gitmedi. Diğer sayfaya geçince özellikle bu şekilde yazılmış olduğunu fark ettim. Karakterimizin zekâ seviyesinin bir yansıması olarak özellikle yanlış yazılan kelimeler mevcut. Görünce ilk anda benim gibi şaşırmayın sevgili okuyucu. :)

Kitabın anlatım tarzı oldukça akıcıydı. Okuyucuya başına bir tokmak indirircesine mesajlar vermesi en güzel yönüydü bana kalırsa. Zira hepimizin çevresinde, belki yakınları arasında, belki ailesinin içinde bedensel ya da zihinsel engelli insanlar mevcut. En önemlisi bir saat sonra hiçbirimizin aynı duruma gelmeyeceği konusunda bir garantisi yok fakat buna rağmen çoğu zaman bırakın bu insanlarla empati kurabilmeyi; onlara kötülük yapan, onları istismar eden şahıslar var ne yazık ki. Hatta sırf böyle bir çocuğa sahip olduğu için onu istemeyen, dışlayan, bakımevlerine terkeden aileler çoğunlukta. Maddi gücünüzle ona lüks bir bakımevinde, rahat koşullar sağlayabilirsiniz belki evet ama bu ondaki sevgi boşluğunu hiçbir zaman doldurmayacaktır. Charlie'nin hikâyesini okurken insan kendini bu noktada sorgulamadan edemiyor. Bu durum kitabın en büyük kazanımlarından biri.

Hem kapak ve sayfa kalitesi bakımından hem de kalın bir eser olmasına rağmen olayların akıcı bir üslupla anlatılması yönünden güzel bir eserdi. Mühim olan 325.sayfayı okuyup kapattıktan, yani kitabı bitirdikten sonra kitapta ele alınan olguya dair hayatımızda yanlış bir şeyler varsa bunları değiştirebilmek. Hep diyoruz ya hani, sevginin iyileştiremeyeceği hiçbir canlı yoktur diye; sevgimizi ve ilgimizi onlardan esirgemeyelim. Güzel bir abimizin dediği gibi "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey."

Sevgiyle kalın, bu arada Algernon'a çiçek götürmeyi de unutmayın. :)

"Kollarına yetişkin bir adamı alıp bu şişeyle onu beslemeye hazır olan kaç kişi tanıyorsunuz? Veya bir hastanın onu baştan aşağı idrar ve dışkıyla sıvaması riskini göze alabilecek? Şaşırmış gibisiniz. Anlayamazsınız, nasıl anlayabilirsiniz ki, siz araştırmalarınızı fildişi bir kulede yapıyorsunuz, öyle değil mi? Bizim hastalarımız gibi en basit insani deneyimden mahrum olmanın nasıl bir şey olduğunu siz nereden bilebilirsiniz ki?"
325 syf.
·2 günde·Puan vermedi
1k Ankara Buluşması için okuduğum bu kitabı bitirdikten sonra kendi kendime şunu dedim; "Gerçekten çok ama çok zenginsin Alper." 32 yaşındaki IQ seviyesi düşük olan Charlie yazdığı bu günlüğünde hepimize ayrı ayrı dersler veriyor. Çevremizdeki bu tür insanlara adeta farkındalık sağlıyor. Peki Algernon kim? Ben Algernon'un bir bayan olduğunu düşünmüştüm. Ama bayan değil hatta insan değil. Ne olduğunu okuyunca öğrenin. Charlie bize şunu demek istemiş bence günlüğünde. "Ey insanoğlu dünyada azmedip de yapamayacağıniz birşey yok. Yeter ki azmedin ve sağlığınız için Allah'a şükredin!" İlk başlardaki Charlie'nin harf ve kelime hataları beni taa ilkokuluma götürdü. Selma hocama bir gün, "Öğretmenim ben asla yazamayacağım, beceremiyorum" diyerek ağlamıştım. O da bana aynen şunu demişti. "Sen kocaman bir adam olacaksın, asla pes etme!" Kocaman bir adam oldum mu bilmiyorum ancak pes etmemeyi öğrendim Selma hocam sayesinde. Hayatımda yeri büyük olan bu sözleri altın levhalara yazıp öğretmenime hediye edeceğim İzmir'e gidip. İstifade etmeniz dileğimle...
325 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
İQ səviyyəsi aşağı olan Charlienin yazdığı günlük.. Zaman keçdikcə hər şey dəyişir. Charlienin İQ səviyyəsi kimi. Məqsədi dost qazanmaq, insanlar tərəfindən sevilmək istəyən Charlie buna nail ola bilirmi?
"Ağıllı olsam, insanlar məni daha çox sevəcək" deyən Charlie insanların özlərindən daha ağıllı birini sevmədiklərini dərk edə bilmir.
Kitab İQ səviyyəsi zəif olan insanların cəmiyyətdəki yerini gözlər önünə gətirir. Hətta dahilər belə həmin cəmiyyətdə sevilmir.
Hər kəsin oxumasını tövsiyə edirəm. Xoş oxumalar :)
325 syf.
-Görünmez ol.
-Ben zaten görünmem ki!
-Nasıl?
-İnsanlar sadece bana çarptıklarında görürler beni, sadece görürler fark etmezler.

"Var olmak, algılanmaktır."
George Berkeley

Algernon'a çiçekler, sana da beni insan gibi görmeyen doktor, beni sevmeyen sınıf arkadaşım, göğsünde yer açacağına benden deliler gibi korkan annem ve bir bitkiymişim gibi davranan dünya, sana da çiçekler...


Daniel Keyes tarafından kaleme alınan, düşük zekalı bir bireyin bilimsel çalışmalar adına denek olmasıyla yaşadığı duygu durumları ve geçirdiği zihinsel evrelerin anlatıldığı hoş bir kitap. Hoş derken, farkındalık düzeyine dokunan, kendini sorgulatan, okudukça huzur değil rahatsızlık yaratan cinsten.

Daha önce varlılığının çok da farkında olmayan Charlie, öğrendi ve bilmenin ağırlığını, toplumsal bir varlık olmanın ve takdir edilmenin hazzını yaşadı. Ve sonra unutmanın acısını çekti...


Kitapta altı çizilen detaylara kısaca değinirsem; zeka geriliği yaşayan bireyin aile bilinci ve farkındalığı, sevgi eksikliği, bireyi topluma kazandırmanın önemi, günlük hayatta karşılaştığı duygusal ve fiziksel zorluklar -çocuk ihmali ve istismarı gibi- toplumun bakış açısı ve bunların bireye dönen sonuçları diyebilirim.


Bireyler, doğum öncesi, doğum sırası ve sonrasında, biyolojik ve çevresel faktörlerden dolayı zeka geriliği yaşayabilirler. Belirtileri anne karnındayken de gözükebilir, 6 aylıkken de 2 yaşındayken de. Erken teşhis ve farkındalığın önemi çok büyüktür. Farkındalık evresini kabullenme takip eder ve belki de en zor olan budur. Neden? Çünkü hiçbir anne-baba çocuğunun bu durumunu kabul etmez, yakıştıramaz, geleceğinden endişe duyar, canı yanar... Ama aslında bu evrelerden geçen aile depresyon durumunu da kolay atlatırsa bireye faydası dokunabilir. Hani şu klişe ama gerçek "erken teşhis hayat kurtarır" var ya o burada da geçerlidir. Çünkü her hayat önemlidir!
Bilerek, hissederek, dokunarak, görerek, tadarak, koklayarak; koşarak, düşerek, hayal ederek yaşamaya değer.


Şimdi daha genel'e yayalım istiyorum. Engel!
Oldum olası bu kelimeyi çok sert buldum. Zaman içinde bu söylemde evrildi şükür. Özel bireyler olarak adlandırılıyorlar...
Özel eğitim ve öğrenmeye gereksinim duyan bireylerin sayısı oldukça fazladır. Ve hepsinin bozukluk, yetersizlik düzeyi farklıdır. Hafif, orta, ağır ve ileri düzey şeklinde derecelendirmeler mevcuttur ve eğitimileri de bu yöndedir.
Özel bireylerin içine zihinsel yetersizlik, görme yetersizliği, işitme yetersizliği olan bireylerin hepsi dahildir.


Özel gereksinimli birey kimdir, ailenin bilinci ne kadar önemlidir, eğitimi ve hayata kazandırılması nasıl olmalıdır, bunlardan biraz bahsettim. Şimdi hepimiz için öneminden bahsedelim.


Bazıları için bunların pek önemi yoktur, insan değerinde yaklaşırlar çünkü, sorgulamazlar, aşağılamazlar, sevgi ve ilgi gösterirler.
Ama bazıları vardır ki onu, onları kalıplara sokmaya ve hatta iğrenç argo bir deyimle fişlemeye çok meraklıdır. Bildiği çok bir şey yoktur ama iş konuşmaya gelince rahatsızlık duyarlar, çocuklarının arkadaşları özel bir çocuk olsun istemezler, her yerde ayrım yaparlar, yüzlerine bile bakmazlar ve hatta onların da insan olduğunu unuturlar.
Otobüste dolmuşta işaretle konuşanlara öküzün trene baktığı gibi bakarlar, görme yetersizliği olanlar için özel sarı alanlarda sağa sola bakmadan yürürler, heyecanını kontrol edemeyip sokakta bağıran çocuğa gürültü kirliğiği derler, ona sarılmak isteyen küçücük bir çocuğu yüzündeki ifadeden dolayı iterler dokunamazlar bile...
Bu yaparlar yapamazlar dediğim de biziz yani; ben, sen, o.


Yakın zamanda bir özel eğitim kursuna katıldım. Orda bir arkadaşımın yaptığı sunumdan çok etkilendim kısaca bahsedeceğim.
Ailenin önemi anlatılıyordu ve o kendi cümleleriyle anlatmaya başladı anladık ki bu kendi hikayesidi. Benim abim 30 yaşında ve otizmli, annem çok çabuk kabullendi ama yıllar geçti babam hala kabul etmiyor dedi. Yemek yiyecek "bırakın kensidi yapar", dışarı çıkıyoruz ", o da normal bir çocuk elini bırakın" gibi tepkiler gösteriyor yıllar geçti bu değişmedi dedi. Çünkü o abimi hiç görmedi, tanımak istemedi, sevmedi... Seven olduğu gibi kabul etmez miydi dedi. Ne kadar haklı. Seven olduğu gibi kabul eder, hayatı kolaylaştırırdı, görünmezmiş gibi yapmazdı. Ama o abisini görmüş, sevmiş. Lisede başladığı eğitimlerle özel çocuklara hizmet etmek, onların gelişimine katkı sağlamak için Türkiye'nin bir çok yerinde onlara eğitimler vermeye başlamış. Böyle sanki abim için bir şeyler yapıyorum ve iyi hissediyorum dedi.
Böyle insanlar çok güzel.


Yine kitaptan çok bana hissettirdiklerinden bahsettim.
Teknik ve duygu, kurgu ve gerçek bir arada bu kitapta.
Okuyun siz de yorum katacaksınız.

Keyifli okumalar. Sevgiyle.

"İnsan sevmezse ölür" diyen, canım Şükrü Erbaş'a da selam olsun.
325 syf.
·3 günde·8/10
Uzun zamandır listemde olan ve merak ederek aldığım bir kitaptı. Kitap fuarında görünce hemen aldım. Severek okunacağını düşünüyorum. Güzel ve enteresan bir konusu var. Tek kelime ile kitap özeti yapacak olsaydım mutlaka kitapta geçen "ben bir insandım" cümlesini kullanırdım. Karşımızdakilerin inşa olduğunu unutmamak dileğiyle...
325 syf.
Açıkçası kitaplar kapaklarına ya da başlıklarına bakılarak alınacak, okunacak şeyler değillerdir. Algernon'a Çiçekler kitabı da o kitaplardan bir tanesi... Kitaptaki ifadeyle olay, bilimsel deney sonucunda Charlie Gordon'ın moronluktan dahiliğe geçiş aşamalarıdır. Bilimsel dediysem akademik ifadeler beklemeyin. Kitap; akıcı,sürükleyici,bir parça duygusal...

Peki kim bu Algernon? Bir kadın mı? Hayır hayır Algernon aslında bir (?).

Dipnot : Okuyanlardan cevapları yoruma bekliyorum :)
325 syf.
·8/10
Herkesin kendinden, düşüncelerinden veya zekasından şüphelendiği bazı zamanlar var mıdır ? " Acaba nerede yanlış yapıyorum ? ya da ben neden düşünemedim ? " Dediğiniz oluyor mu ? Bu kitap size bunları söyletmese de içinizde bir yerlerde sorgulama imkanına sahip olmanızı kolaylaştıracak. Şiddetle tavsiye.
304 syf.
·9/10
IQ si düşük olan Charlie'yi denek olarak kullanıp dahiye çevirdikleri ,sonrasın da yaşadığı psikolojik travmaların sonucu korkuları ve geçmişine ait hatıraların anlatıldığı başarılı bir eser.27 dilde 30 ülkede yayınlanıp 5 milyon okuyucuya ulaşmış harika bir eser...
325 syf.
·5 günde·10/10
O kadar iyi ki neden daha popüler olmadığını merak ediyor insan. Ben de Ankara grubu olmasaydı haberdar olmazdım.

1950’lerde yazılmış olsa da yaşını hiç belli etmiyor.

Didaktik olmadan ders vermeyi iyi beceriyor.

Bunu beğenenler Forrest Gump’ı, Küçük Prens’i ve 1950 yapımı Harvey adlı filmi de beğenir.

Kitabın yazıldığı dönemlerde araştırma etiği günümüzdeki kadar gelişmiş değildi. Şimdilerdeki durum hayvan ve insan denekler açısından daha makul.

Bu kitap tıp, eğitim bilimleri ve psikoloji alanındaki araştırma teknikleri derslerinde öğrencilere özellikle araştırma etiği konularını irdelemeleri açısından da önerilebilir. İnsan deneklerle yapılan deneysel araştırmalarda –ki uzun bir süredir onlara sosyal bilimler çalışmalarında “denek” değil “katılımcı” diyoruz– özellikle dikkat edilmesi gereken meseleleri ve bu konuda ne kadar yol alındığını görmek mümkün.

Akademisyenin içi boş kibri konusunda aynı ölçüde yol almış olduğumuzu iddia edemem.

Sevgi ve şefkat olmadan eğitim ve bilimin bir halta yaramadığını açıkça söylemiş.

Genele, tipik olana, vasata benzemeyeni nasıl kendimizden uzaklaştırıp, hayatı ona zehir ettiğimizi hatırlatıyor.

Sosyal bir yaratık olduğumuzu hem mental hem de fiziksel açıdan en güçlü olduğumuz dönemde bile insan şefkatine ihtiyaç duyduğumuzu çok pis yüzümüze vurmuş.

Duyuşsal gelişim (Duygu diye okuyabilirsiniz) ile bilişsel gelişimin (Zeka, akıl diye okuyabilirsiniz.) birbirinden farklı süreçler olduklarını çok net anlatmış. Gerçi karıştıran da yoktur zaten.

Koridor'un çevirisi gayet güzel.

***spoiler***

Aslında “normal” sandığımız yaşamlarımızın her biri, ağır çekim yürüyen bir Charlie yaşamı. Önceleri bedenen beceriksizsin, kafan çalışmıyor ve başkalarının şefkatine muhtaçsın. Sonra güçleniyor, daha becerikli oluyor ve akıllanıyor, bilgileniyorsun. Daha sonra yeniden başa dönüyor, gündelik insani ihtiyaçların için başkalarına muhtaç hale geliyorsun, kafan karışıyor, anlamakta, algılamakta zorlanmaya başlıyor, unutuyorsun. Yani aslında hepimiz Charlie’yiz. Charlie’ye acımak, üzülmek yerine kendimizin de tıpkı “yeni Charlie” gibi ölmekte olduğunu fark edip, gücümüzün yettiği, becerebildiğimiz yapmış olmaktan mutlu olacağımız her şeyi vaktimiz varken yapmaya çalışmamız lazım.

Uğur getiren nesneler, nazara inanma, tv izleme… Bunlar hep “eski Charlie” özellikleri. Yazar, araya bir de kutsal metinlere inanma düzeyi mevzusunu sıkıştırsaymış bir hayli ilgi çeker, tartışma yaratırmış. O konuya girmekten özellikle kaçındığı belli.

Charlie IQ seviyesinin en yüksek olduğu, insanlara sürekli kızdığı, onlarla anlaşamadığı dönemde bile Algernon'la özel bir bağ kuruyor, ona şefkat gösteriyor. Mantıklı olmamasına rağmen yaktırmayıp gömüyor, mezarına çiçek bırakıyor. Bu da aslında yüksek bilgi ve beceri düzeyinde olsak bile şefkat gösterebileceğimize dair önemli bir umut. Ayrıca, hayvan sevgisinin güzelliği bakımından okumak da mümkün.

***spoiler***
272 syf.
·5/10
Düşünsenize, çok düşük bir zekaya sahipsiniz. Aileniz sizi ötelemiş, hırpalamış, zorlamış ve en son sizi terk etmiş. Arkadaşlık ilişkileriniz hep yarım yamalak olmuş. Bir akrabanızın sayesinde bir küçük bir işe girmiş ve hayata tutunmaya çalışmışsınız. Büyük ölçüde de bunu başarmışsınız. Ama bunların yanında da kendinizdeki eksikliği hissetmiş , bunun için destek almış, kendinize göre bir okula gitmişsiniz. En son bilimin mucizevi ışığını yakalamış ve kendinizi bilimin soğuk ve bencil dünyasına bırakmışsınız. Ne yalan söyleyim ben kendimi Charlie yerine koyamadım. Kaldıramadım. Anlattılanları, Charlie'nin yaşadıklarını düşünemedim. İnsanların sahteliğini, ikiyüzlü tavırlarını, sizden faydalanma çabalarını ya da dalga geçmelerini okurken kendi kendime söylendim durdum, bu nasıl insanlık diye!

Kitabı okurken Charlie karşı duygularım ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası diye ikiye ayrıldı. İlk etapta Charlie için üzülürken ikinci etapta kıs kıs gülüp" sen bunları hak ettin oğlum" diye söylendim. Hayallerine ulaşmayı düşünürken başına gelenler her ne kadar üzücü olsada kahramanımız olayların yönünü kendisi belirlediği için bir nevi kendisi etti kendisi buldu diyebilirim. Günlük tarzında yazılmış bir kitap olduğu için çok kolay okunuyor. Dili de akıcı, kolay ve anlaşılır ki bu benim için eksi bir durum diyebilirim. Konu da yüzeysel kalmış hani, biraz daha derin ve etkileyici olabilirdi, yani beklentim bu yöndeydi. İnsanların duyarsızlığı, acımasızlıği, düşüncesizliğini görmek için okunabilinecek bir eser. Her ne kadar yer yer sıkılmış olsam, bekletimi tam olarak karşılamamış olsa da empati ve saygı unsurunun işlenişi için bile okunmalı diyorum.

Bu arada; üç yüz sayfalık kitabı okumadan, sadece sayfalarını atlayarak göz gezdirip kesinlikle okunmasını tavsiye etmeyen zeki!! arkadaşı da tebrik ederim. Böyle bir zeka!! herkese nasip olmaz.
325 syf.
·7 günde·8/10
Son satırlarını gözlerim dolarak okudum..

Zeka geriliğiyle hayata gözlerini açan Charlie'nin hikayesini kendi ağızdan kaleme almasıyla oluşturulan bir kitap var karşınızda.

İlk anda yayınevinin hatalı yazımı olduğunu düşündüğüm ama yazma güçlüğü çeken kahramanımızın zorlanmasından kaynaklandığını anladığım, anladıkça da içime çöreklenen hüzünü hissettiğim kitap Algernon'a Çicekler.

Nasıl ifade edeceğimi bilemediğim, içimde fırtınalar yaşarken donduğum bir anı yaşıyorum sanki.
Kitabı okurken gözümde babamın iş yerinin bulunduğu handa ki zeka geriliği yaşayan ve herkesin deli diye eğlenip güldüğü, kızdırdığı orta yaşlı bir adam geldi.

Sadece bu kadar da değil bugünlerde insanların özel kişiler diye tabir etmeyi akıl edebildiği bu insanların kendi aileleri tarafından zincire vurulduğu haberlerini ve bu gibi manşetleri hatırlayanlarınız vardır muhakkak.

Bu gerçekleri belirtmemde ki sebep kitabı okuduğunuz da insanların bu derece kırıcı ve kötü olabileceğini kendi ailesinden dahi darbe alabileceğini düşünmeyeceğiniz ve kurguyu sorgulayacağınız içindir.
Kendim de okurken zorlandığım anlarda kalbime çöken ağırlıklar arasında bu kadar olmamalı dedim ama oluyor ne yazık ki.

Konu olarak çok iyi seçilmiş, mükemmel şekilde duyguları okuyucuya aktarmış yazar.

Zeka geriliği yaşayan Charlie'nin bir deney sonucu hayatının değişimi... Tek bir cümleye sığdırmaya çalıştığım konu fazlasıyla yoğun ve etkileyici.
Böyle özel insanların hissettiklerini aktarmasının, büyük bir farkındalık yaratmasının haricinde kendini normal diye tabir eden (zeka düzeyi ) insanları ve toplumun ahlaki düzeyini de sorgulattı bana.

Birini sırf daha yavaş anlıyor diye aptal ilan edecek ya da sırf bizden daha iyi anlama ve öğrenme kapasitesi olduğu için nefretle uzaklaşacak kadar tuhaf insanlar olabiliyoruz.
Ne istediğimizi ve toplumda ki yerimizi keşke daha mantıklı sebeplerle belirlesek, insanlarla iletişim kurarken tercihlerimiz daha vicdani, sevgi içeren unsurlar olsa.

Kitabı okurken sevgi ve anlayıştan yoksun bir zekanın ve eğitimin ne kadar boş olduğunu söyleyen bir cümle vardı. Ne kadar da doğru..
Umarım daha sevgi dolu bir dünyaya sahip oluruz.

Okumayan herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim muhteşem bir kitap mutlaka okuyun.
Korkuyorum. Hayattan, ölümden veya hiçlikten değil, hiç var olamamışım gibi o ışığı harcamış olmaktan korkuyorum.
Daniel Keyes
Sayfa 298 - Koridor Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Flowers For Algernon
Alt başlık:
1st Harvest Edition
Baskı tarihi:
14 Haziran 2004
Sayfa sayısı:
311
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780156030083
Dil:
English
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Harcourt Publishing
Baskılar:
Algernon
Algernon
Algernon
Elcernon Üçün Güllər
Kobay
Flowers For Algernon
Charlie Gordon is about to embark upon an unprecedented journey. Born with an unusually low IQ, he has been chosen as the perfect subject for an experimental surgery that researchers hope will increase his intelligence--a procedure that has already been highly successful when tested on a lab mouse named Algernon.

As the treatment takes effect, Charlies intelligence expands until it surpasses that of the doctors who engineered his metamorphosis. The experiment appears to be a scientific breakthrough of paramount importance until Algernon suddenly deteriorates. Will the same happen to Charlie?

Winner of the Hugo Award and the Nebula Award.

The classic novel that inspired the Academy Award-winning movie CHARLY.

Kitabı okuyanlar 1.144 okur

  • z

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları