·672 syf.····Okunma: 31 Aralık 2023 16:26 Başlamadan önce not: Kitabı okuyalı bir sene oldu. O yüzden bazı şeyleri unutmuş veya yanlış hatırlıyor olabilirim.
+Spoiler içerir.
Ülkemizde çıktığı anda kitapla ilgili paylaşımlar tiktok keşfetimi işgal etmişti. Hakkında tek bir kötü yorum yoktu, aksine deli gibi övülüyordu. Konusu da ilgimi çekince heyecanla aldım.
Gerçekten bir başyapıt olacağını, diğer birçok kişinin dediği gibi hayatımda okuduğum en iyi kitap olacağını sanmıştım ama başlamamla direkt hayal kırıklıkları yaşamaya başlamam bir oldu. Ben internette konuyu okuyunca sandım ki ana karakter Violet dövüşmeyi az çok bilen, kendinden emin, çok cesur, umursamaz, iyi ve yardımsever ama gerektiğinde çirkefleşen, hazırcevap ve karşısındakini umursamadan düşündüğünü söyleyebilen biri. Ben böyle karakterleri de severim. Tabii bir baktım ki neredeyse alakası yok. İlk hayal kırıklığını böyle yaşadım ama dedim ki bu benim kendi kafamda kurduğum bir şeydi zaten.
İkinci hayal kırıklığı da kısa süre sonra, Mira ve Violet'ın anında cinsellik hakkında konuşmaları ile oldu. Senin kardeşin hiçbir şey bilmeden bir okula gidiyor, sen ona nasıl hayatta kalacağı ile ilgili taktikler ve okulla ilgili bilgiler vermek yerine kiminle yatıp yatmayacağını söylüyorsun. Şu çok zeki ana karakterimiz Violet da demiyor ki ya ben savaş akademisine gidiyorum bu bana ne anlatıyor. Dikkatle dinliyor. Bir de hm şunlarla yatabilirim şunlarla yatamam diye tekrar falan ediyor. Sabrımı zaten orada zorlamaya başlamıştı. Neyse ki sonradan Brennan sayesinde bir şeyler becermeyi başardı yoksa ilk önce kimle yatsam diye düşünürken ikinci günü göremezdi.
Neyse dedim ve devam ettim, Xaden'la karşılaştığı yere geldim. Zaten adamı 472845 cümle ile betimleyince anladım ki bundan da bana hayır yok. Ya adamı tanıyalı daha birkaç dakika oluyor, adamın düşmanın olduğunu falan söylüyorsun (sözde) ama sonra diyorsun ki "O kadar yakışıklıydı ki eğilip onu öpmemek için kendimi zor tuttum."
0_0...
Ayrıca Violet Xaden hakkında boyu en az 195 olmalıydı, köprücük kemiğine zor geliyordum diyor??? Tamam ben de uzun erkek severim ama kaslı, deve erkek ve cüce, minyon kız ilişkileri sıkmadı mı artık?
Erkek karakteri ilk gördüğü anda kadın karakterin ağzının suyunun akmasından da hiç hoşlanmıyorum ama maalesef bu kitapta da tam olarak bunu gördük (sadece ilk gördüğü anda da değil).
O sahneden sonra da zaten kız bir başladı koşmaya, durmadı. Anlamıyorum, bu adam düşmanı (sözde). Yani düşmanmış gibi davranıyorlar, Xaden diyor ki seni öldüreceğim, Violet diyor ki beni öldürecek... Hani nefret etmesi, en azından soğuk davranması falan gerekiyor ama adama azmaktan vakit bulamıyor ki. Adamı görüyor azıyor, adam konuşuyor azıyor, adam bakıyor azıyor, adam bir mimik yapıyor azıyor, adam YOK hayal edip azıyor. Ya kız ÖLMEK ÜZERE adamın ne kadar mükemmel savaştığını düşünüp böyle bir kendinden geçiyor. LÜTFEN DUR ARTIK.
AMA DURMUYOR. Güzel kitabımızdaki neredeyse tüm karakterler tabii ki de ya canları istediği için, ya bir şeyi kutlamak istedikleri için napıyorlar, tabii ki sürekli birbirleriyle yatıyorlar. Bizim güzel ana karakterimiz de onları görünce ne diyor, "Artık biriyle sevişmem gerekiyor." diyor. Bağımlı falan mısın Violet?
Zaten ben artık sorgulamaya başladım. Ya bu kitap en iyi düşmandan aşka adı altında pazarlanıyor ama DÜŞMANLIK YOK. Az falan da değil, direkt YOK. Yok adamın babası isyan başlatmış da sonra kızın abisini öldürmüş de kızın annesi de adamın babasını öldürmüş de bu yüzden bunlar düşmanmış da bu adam bu kızı öldürecekmiş de vıttırı vızdık şeyler. Ama biz karakterlerin arasında düşmanlık görüyor muyuz? HAYIR. Sadece dediğim gibi yakışıklı Xaden'ımız arada seni öldüreceğim diyor, zeki Violet'ımız ay beni öldürecek diyor. Bir de şu ağaç sahnesi ile Violence sahnesi var ama pardon da iki sahne gördüm diye oha bunlar harbiden düşman demem. (O sahnelerde de pardon ama hiçbir şey yoktu. Hatta ağaç sahnesinde Xaden’ın Violet’ı övmesini okuduk sadece.) Veya karakterler biz düşmanız dedi diye ok demem.
Ya nefret bile etmiyorlar birbirlerinden. Violet'ın zaten adam hakkında sadece iki düşüncesi var:
"Aman tanrım o benim düşmanım, o iğrenç, o tehlikeli, beni öldürecek, ondan nefret etmem gerekiyor ama inanamıyorum o çok yakışıklı, harika, seksi, kaslı, seksi, ölümcül, ateşli ve seksi. Nabzım hızlanıyor, yanaklarım kızarıyor, ay ne yapacağımm…"
Violence (şiddet) lakabı da o kadar saçma bir lakap ki. Kız iki yumruk atmayı bile bilmiyor ama Violence oluyor falan? Zaten yazar karakterin ismini sırf Xaden ona Violence diyebilsin diye Violet koymuş. Sadece takmak için taktığı bir lakap yani.
Eh bir zamandan sonra öğreniyoruz ki Xaden da Violet'dan pek farklı değilmiş. İlk gördüğü andan beri onu istiyormuş... Gerçekten bayağı düşmanmışsınız.
Karakterlerin arasındaki aşk bile düzgün bir aşk değil. Aşk bile diyemiyorum. Kız adama sürekli azıyor, sonra bir anda aşık oldum diyor. Hayır canım, aşık falan değilsin, sadece cinsel bir çekim hissediyorsun. Karakterlerin birbirleri hakkında söyledikleri şeylerin %90’ı bedenleri ve görünüşleri ile ilgili zaten. Adamı tanımıyor bile, çok yakışıklı ve ateşli olması dışında hakkında hiç doğru düzgün bir şey bilmiyor. Ama tabii yazar buna da bir bahane bulmuş, kızın ejderhası ile adamın ejderhasını eş yapmış. Hatta bu ejderhalar ilişkiye girdiğinde bunlar da birbirlerini arzuluyorlar falan??? Başka bahane mi yoktu? Hayatımda bu kadar saçma ve garip az şey gördüm. Yani neden karakterler birbirlerini tanıyıp yavaş yavaş aşık olmuyorlar? Bu yazar romantizm yazarı değil mi, neden bunu bile yapmıyor? Gördüğüm en saçma ilişki ve aşk. Dinamik YOK. Violet adamın geçmişi hakkında işe yarar ancak bir şey öğreniyor da o da ilişkiye girdikten sonra oldu.
(Karakterlerin direkt veya bir şeyler aracılığıyla birbirleriyle eş olmaları ve zihinlerinden konuşabilmeleri de sıkmadı mı artık? Neden bütün yazarlar sürekli birbirlerini kopyalıyor?)
Karakterlerin ilişkisi hakkında bu kadar konuşmuşken bir de smut sahnelerine de değineyim sonra başka şeylere de geçeceğim.
Biri yarı-smut, diğer ikisi tam smut olmak üzere üç sahne vardı. Üçü de birbirinden komik ve saçmaydı. İlki zaten şu üstte yazdığım şey yüzünden saçma geldi. Diğer ikisi zaten ayrı bir seviye. Çok fazla saçmalık ötesi smut sahne gördüm ama ya kız sürekli yanlışlıkla yıldırım düşürüyor, odayı yıkıyor, yangın çıkarıyor adam da gölgeleriyle yangını söndürüyor, eşyaları topluyor falan. NE?
Zaten şu shadow daddy (!) olayından çok sıkıldım ama hadi adama gölge gücü vermişsin. İyi de bir güç. Ya bu karakter neden gücünü böyle kullanıyor? Kitap boyunca adamın gücünü kullandığı sahneleri toplayıp %100 üzerinden değerlendirsek %10'unda savaşmak için kullandı %90'ında ODA TOPLADI. ODA. BEN BU ADAMIN GÜCÜNÜ BÖYLE GÖRMEK İSTEMİYORUM.
Kızın sürekli yıldırım düşürmesi de ayrı bir ironiydi de hadi kontrol edemiyordu deyip geçeyim onu. Tabii bu sahneleri daha az saçma veya komik yapmıyor. Bir de madem o kadar düşürdün bari fırsattan istifade biraz da öğrenseydin :D.
Ya adam da kızla yattıktan sonra diyor ki sakın bana aşık olma, oldu canım başka isteğin? Kızın senden etkilendiği belli. Sen de kızla öpüşüp, yatıp, sonra aşık olmamasını istiyorsun? Sinir seviyelerim zorlanıyor gerçekten.
Şimdi gelelim fantastik bir kitap için en önemli şeylere:
1. Yazım
2. Dünya kurulumu ve işlenişi
3. Karakter çeşitliliği, karakterlerin işlenişi ve gelişimi
4. Olay örgüsü/klişeler
5. Mantık hataları
6. Özgünlük
Yazım ile başlayacağım. Yazarın kalemi aşırı basit değil, kolay okunuyor ve bu güzel bir şey ama bence bazı yerlerde betimleme yapma konusunda çok zayıftı. Mesela karakterlerin engellerle dolu bir duvara tırmanmaları gerekiyordu. O sahneyi BEŞ kere okudum. Ya okuyorum okuyorum hiçbir şey anlamıyorum. Karakter anlatıyor ama kafamda hiçbir şey canlanmıyor. Instagramda biri çizimini yapmasa hayatım boyunca o duvarın neye benzediğini bilemeyecektim mesela. Zaten sonra öğrendim ki kimse o duvarı anlayamamış. Ve şimdi söyleyeceğim şey biraz kişisel ama ben fantastik kitaplarda biraz daha ağır bir dil kullanılmasını seviyorum ve I. kişi anlatıcı, kahraman bakış açısını sevmiyorum. Yazar bunları birleştirince de bana anlatım aşırı basit geldi. Üstelik o kadar olayın ve karakterin olduğu bir kitapta neden sadece tek bir karaktere odaklanıyoruz?
Diyaloglar da wattpadten çıkmış gibiydi (özellikle ana karakterlerinki) wattpad okumak istesem wattpade girerim yani. 20-23 yaşlarında asker adaylarısınız siz kendinize gelin.
Sayfa 125'ten küçük bir örnek: "Büyüleyici. Çelimsiz ve kırılgan görünüyorsun ama aslında çok vahşi bir ufaklıksın, değil mi?"
Dalga mı geçiyorsun Xaden?
Dünya kurulumu ve işlenişine gelirsek ben aslında yaratılan dünyayı sevdim. Savaşta olan iki krallık ve savaşmak için savaş akademisine giden karakterler aslında klasik ama yine de güzel. Ayrıca işlenişe göre diğer kitaplardan ayrılabilir ve çok daha güzel olabilir ama kurulumu ve işlenişi çok yetersizdi. Tamam, karakter sürekli olarak akademide ama buna rağmen iki krallık arasındaki durum hakkında daha fazla bilgi edinebilirdik. EDİNMELİYDİK. 672 sayfalık bir kitaptan bahsediyoruz ama dünya hakkında verilen bilgiler o kadar eksik ki.
Mesela kitabın taa başında Violet köprüden geçerken krallıklar ile ilgili bilgiler veriyor. Ama bu bilgilerin hepsi o kadar gereksiz ki. Yani ben krallığın tarımını ne yapayım? Ticaretini veya madenlerini ne yapayım? Bunlar öyle çok önemli şeyler değil, okura vermen gereken ilk şey hiç değil. Ortada bir SAVAŞ var. Bana Poromiel ile ilgili bilgiler ver, savaşla ilgili bilgiler ver. MADENLERE İHTİYACIM YOK. Zaten işimize yarayacak bilgiler verse bile yazar tüm bilgileri öyle bir yıkmış ki üzgünüm Violet, anlıyorum çok bilgilisin ama anlattığın şeylerin hepsini iki dakika sonra unuttum. Her korktuğunda da bilgileri üzerimize yıkmaya devam ettin, biliyorum ama onları da unuttum.
Ejderha türleriyle ilgili birkaç bilgi de alıyoruz ama onların da çoğunu sonra unutuyoruz çünkü yeterince işlenmiyor. NEDEN İŞLENMİYOR? Bu kitap fantastik bir kitap, bir savaş var, krallıklar var, ejderhalar var, dersler var. KİTABIN OLAYI EJDERHALAR VE SAVAŞ ama biz genellikle karakterlerin boş sohbetlerini okuyoruz. Mesela kitaptaki bir bölümden hatırladığım kadarıyla bir örnek vereyim. İşte karakterler konuşuyor, konuşuyor sayfalarca konuşuyor, sonra "Şu kadar saat kadar uçtuk, geri döndük ve şimdi buradayız." diyor ve biz YİNE karakterlerin konuşmasını ve ilişkisini okuyoruz. Ya anlıyorum bu bir romantasy ama bu da çok fazla. Sanki romantik bir kitaba fantastik kelimesini fısıldamışlar gibi. Madem bu savaş ve ejderhalar bu kadar önemli o zaman neden bu kadar az görüyoruz? Neden haklarında hiç doğru düzgün bir şey öğrenmiyoruz? O ZAMAN NEDEN YAZDIN?
Hadi yazdın bari kitabın konusunu “minyatür Violet ve düşmanı olması gereken dünyanın en seksi adamına karşı duyduğu hislerle başa çıkamama mücadelesi” olarak yazsaydın da ağırlıklı olarak ne okuyacağımızı bilseydik.
Gelelim karakterlere. HİÇBİRİNİ SEVMEDİM (Jack dışında). Çok fazla gördüğümüz karakterleri saçma karakterler oldukları için sevmedim, diğerlerini de doğru düzgün görmediğim için sevmedim. Asla duygusal bağ kuramadım.
Karakterlerin yazımını hiç beğenmedim. Yani hepsi aynıymış gibi hissettirecek kadar düz karakterler değillerdi ama gerektiği kadar da derin değillerdi. Zaten Violet dışında Xaden da dahil hiçbir karakteri doğru düzgün okumadığımız için ne kadar derin olabilirler ki?
Violet'ın fiziksel zayıflığını zekası ile kapatmaya çalışması, azimli olması güzel... olabilirdi, eğer doğru düzgün işlenseydi. Kız çok zor bir durumda kalıyor, diyor ki mümkün değil ben bunu yapamam. Daha sonra bir anda bir güncelleme geliyor, yaparım lan diyor ve yapıyor. Sonra başka bir zor durumda kalıyor, yine diyor ki yok bu sefer asla mümkün değil yapamam ama sonra yine bir güncelleme geliyor ve yine bir anda yapıyor. Ya şu kararlılığını neden başından sonuna kadar yürütmüyorsun? Sürekli önce çaresizliğe düşüp sonra bir anda restart almış gibi özgüven kazanmasından bıkmıştım artık. Hadi tamam katip olmak isterken bir anda zorla binici yapılıyor, uyum sağlamaya çalışıyor falan da bir ara her şeyi yapabilirmiş gibi davranıyor bir ara pısırık gibi davranıyor. Ortası yok mu bunun?
Bir de tamam zekice planlar yapıyordu da hani bu planlar için muazzam, zehir gibi bir beyne sahip olmaya gerek yok. Ayrıca plan yapma dışında bazı konularda, özellikle kitabın sonunda, o kadar basit şeyleri anlamıyordu veya saçma şeyler söylüyordu ki hani bu zekiydi dedim. Konu Xaden ve aşka gelince zaten salağın teki. Abartıldığı kadar zeki olan bir karakterin yapmayacağı şeyler bunlar. Yaptığı planlar da çok normal şeyler. Kızın zeki olduğunu ancak diğer karakterler söylediğinde anlayabiliyoruz.
Kısacası aslında aptal olan ama zeki görünmesi için arada işe yarar bir iki plan yaptırılan ve unutmamamız için de karakterler tarafından ne kadar zeki olduğu söylenen bir karakter.
Gelelim mükemmellik mevzusuna ve eksik karakter gelişimine. Violet hastalığı yüzünden bazı şeyleri yapamıyordu ve bu bizde bu karakter mükemmel değil algısı yaratıyordu. Ama bazı şeyleri de öyle saçma bir şekilde yapmayı başarıyordu ki mükemmel gibi görünüyordu. Bunun en büyük sebebi de bana sorarsanız eksik karakter gelişimiydi. Gerçekten o kadar eksik ki karakter hiç gelişim göstermeden güçlenmiş gibi görünüyor. Tabii burada mantık hataları da ortaya çıkıyor.
Mesela Violet rakiplerini zehirliyor. Sen ne ara öğrendin zehir hazırlamayı da sürekli kolayca bunların yemeklerine zehir koyuyorsun ve hepsi çok etkili olabiliyor? Karakter çocukken öğrenmiş olsa da bize böyle bir bilgi verilmiyor. Öğrenmesi için de bir nedeni yok gerçi.
Dövüşemiyor ama harika hançer atıyor. Hatta o kadar harika, mükemmel atıyor ki her zaman hançerler istediği yere istediği şekilde gidiyor ve saplanıyor, mükemmel bir nişanı var falan filan. Hem de taa kitabın başından görmeye başlıyoruz bunu. Sen bu kadar iyi hançer kullanmayı nereden öğrendin mesela? Bize bu hiç gösterilmedi çünkü.
Ve mühür gücünü asla kontrol edemeyen karakter son savaşta tamam yine biraz zorlanıyordu ama çatır çatır da yıldırım indiriyordu. Ve biz sadece bir kere antrenman yaptığını gördük. BİR KERE ve o sahnede de anca iki tane falan indirmişti. Hiç görmesek de olurmuş yani.
Imogen’dan dövüşmeyi öğrendiği bir veya iki sahne de vardı ama bu sahnelerde de biz genellikle Xaden’ın karın kaslarının ne kadar harika olduğunu ve terli bir şekilde dövüşürken ne kadar ateşli olduğunu okuyorduk. Yani karakter güçlenmek için çaba gösterse de biz bu çabayı doğru düzgün görmüyorduk. Bazen direkt çaba göstermeden mükemmel oluyordu, hançer ve zehir olayı gibi. Ben böyle bir durumda buna iyi karakter gelişimi demem, gelişim yok çünkü. Sadece sonuç var.
Ya bir de aşırı güçlü bir karakter diyorlar da ASLA öyle güçlü bir enerji alamadım. Saçma kararlar veriyor, salak salak konuşuyor, arada aptal aptal triplere giriyor. Tek güçlü yanı mühür gücü. Bu tek başına yeterli DEĞİL. Arkasında düzgün gelişim yok zaten, bu da boşa çıkıyor.
Xaden hakkında da diyecek pek bir şey gelmedi yani aklıma. Klasik kaslı, uzun, güçlü, korumacı, mükemmel shadow daddy (!), diğerlerinden pek bir farkı yok. Gerçi shadow daddy ve Xaddy (bu isim de aşırı komik) denilecek bir karakter bile değil, olsa olsa shadow baby olur. Violet kadar olmasa da kendisi de atlatılamamış ergenlikten muzdaripti.
Ya bir de anlamıyorum bu Violet’a deyince ben zaten senin mühür gücünü biliyordum Violet da nasıl diye soruyor. Bu da diyor ki seni ilk öptüğüm zaman anlamıştım. ŞU ERKEK KARAKTERLER BİR KERE DE BİR ŞEYİ ÖNDEN BİLMESE OLUR MU?
Gelelim Dain ve Jack’e. Dain zaten klasik. Aşk üçgenlerindeki ikinci ve salak saçma hareketleri yüzünden ana kızdan uzaklaşan erkek. İyi yazılsaydı sinir bozucu yanlarına rağmen iyi bir karakter olabilirdi ama yazar onu da sadece Violet’a asla güvenmeyen ve onu sürekli biniciler bölüğünden uzaklaştırmaya çalışan biri olarak bırakmış. Hatta öyle bir bırakmış ki karakter artık çok saçma yerlere gitti. Kız sürekli başarmasına rağmen adam hala yapamazsın diyor. Bu kadar da abartmaya ve saçmalamaya gerek yoktu, her şeyin bir sınırı var.
Jack de Dain gibi yazarın kurbanı olmuş bir karakter. İğrenç biri olmasının yanında iyi bir anti-heroydu (aslında villain bile diyebiliriz belki) ve yetenekli bir biniciydi. Bu yanıyla gayet sevdiğim bir karakterdi. Ana düşmanların yanında Jack’in ikinci bir düşman olmasını ve hatta akademide ilerleyip iyi bir binici olduğunu görmeyi isterdim ama karakter daha ilk kitaptan sırf Violet'a sahne yazılsın diye boş yere gitti (Ormanda Violet'ın iki-üç hançer atıp arkadaşlarıyla onu korkutup kaçırması da Jack'e bir hakarettir ama yazar belli ki ancak bu kadar yazabiliyor).
DEMİR ALEV SPOILER (kısa)
.
.
.
(İkinci kitapta venin olarak geldiğini biliyorum ve venin olmaya da çok yatkın bir karakterdi zaten ama zaten veninler var, başka eklemeye gerek yok. Onlardan ayrı, ikinci bir düşman çeşitlilik açısından da daha iyi olurdu.)
.
.
.
DEMİR ALEV SPOILER
Diğer karakterler hakkında söyleyecek pek bir şey bulamıyorum çünkü figüran gibiler. Hepsinin ayrı hikayeleri var ama neredeyse hiç görmedik. Ana karakterlere o kadar gereksiz sahne yazılacağına bari yan karakterleri biraz okusaydık. Özellikle isyancıların çocuklarını, o kadar şey yaşamışlar yani ama okuyamıyoruz. Romanı Violet’ın ağzından okumamız da bunun en büyük nedenlerinden biri.
Yani fazla karakter vardı evet ama doğru düzgün göremediğimiz için kitap çok boş hissettiriyordu.
Bu karakterlerin gelişimleri hakkında da söylenecek bir şey yok. Kendi kendilerine gelişiyorlar ama maalesef bunu da göremiyoruz.
Bu karakterlerin yanında herkesin aşık olduğu ejderhaları ben sevmedim. Andarna tatlıydı ama öyle çok büyük bir olayı yoktu. Tairn’i okurken de en az 100 yaşında bir ejderha değil de aşırı korumacı ve kaba ama kız arkadaşına karşı tavşan gibi olan bir erkek arkadaş okuyormuş gibi hissettim. Kitapta Tairn hakkında söylenenlere baktığımda en azından başlarda binicisine karşı bile biraz soğuk olmasını beklemiştim. Bir ejderha okuyorsam bir ejderha okuyormuş gibi hissetmek isterim, korumacı erkek arkadaş değil (Tairn sevenlerin çoğu da zaten bu davranışları yüzünden seviyor).
Of Violet'ı profesörü ANTRENMAN YAPMAYA götürüyor, kız diyor ki "Bana zarar verebilir Tairnn sakın yanımdan ayrılma." Korumacı erkek arkadaşımız Tairn de diyor ki "Sana doğru bir adım bile atamadan onu küle çeviririm."
0_0... Tamam.
Olay örgüsü hakkında söyleyeceğim pek bir şey yok. Kitabın çoğu Xaden, Violet ve aralarındaki ilişki ile ilgili. Olaylar da ilerleme gösteriyor, neyse ki kendini sürekli tekrar etme sorunu yok ama ben kitap boyunca hiç heyecanlanmadım. Zaten öyle klişe bir kitap ki ne olacağını hep tahmin edebiliyorsunuz.
Ters köşeler de dediğim gibi klişeydi zaten, doğal olarak şaşırtıcı da değildi. Hayal ürününden ibaret sanılan veninler aslında gerçekmiş, Allah Allah nasıl olur? Kitapta 79823 kere adı geçen çok önemli bir karakter meğer yaşıyormuş ALLAH ALLAH NASIL OLUR? Bu bizim neredeyse her seride gördüğümüz bir şey değil miydi zaten?
Bir de herkes öleceğini düşünürken Violet gidiyor, EN NADİR İKİ ejderhayla eşleşiyor. Tarihte de eşi benzeri görülmemiş bir olay tabii ki. Sonra yıldırım gücünü alıyor. Bu güç de bilmem kaç yüzyıldır görülmemiş ama aslında ejderhaları öldürebilen iki şeyden biriymiş falan. Of ne kadar şaşırtıcı ve harika.
Yani olay örgüsü de hiç şaşırtıcı değildi benim için. Karakterleri de o kadar sevmedim ki akmadı asla, üç haftada bitirdim kitabı, ÜÇ HAFTA. Günden elli sayfa okusam 13 gün ediyor. Herkesi reading slumptan çıkaran kitap beni reading slumpa sokuyordu az daha.
Mantık hatalarına gelirsek de kitapta çok fazla mantık hatası var. Biraz bile düşünüldüğünde hemen fark edilecek şeylerdi.
Öncelikle Violet ile ilgili iki tanesinden bahsedeceğim. Yukarıda da dediğim gibi bu kızın bir hastalığı var ve bu yüzden fiziksel olarak güçsüz ve bedeni dayanıksız. Kitabın başında da çocukken sürekli bir yerlerinin kırıldığından bahsediliyordu.
Karakterin hastalığı yüzünden diğerlerinin yapabildiği çoğu şeyi yapamaması mantıklıydı. Hastalığı en azından bu yönden iyi yansıtılmıştı ama bu karakter koşuyor, atlıyor, yuvarlanıyor, düşüyor ama hiç doğru düzgün zarar görmüyor. Gördüğünde bile “acıyı bastırdı, acıyı görmezden geldi” gibi şeyler denilerek geçiştiriliyor. Kız HASTA. Acıyı ve aldığı hasarı bu kadar kolay bastıramaz. Yazar bir şeyi nasıl hem iyi şekilde hem de kötü şekilde yansıtabiliyor bilmiyorum.
Violet özellikle de akademiye ilk gittiğinde geceleri sürekli gizlice dışarı çıkıyor ama asla yakalanmıyor. ASLA. Üstelik gecenin köründe daha yeni gittiği bir akademide nasıl oluyor da bu kadar rahat hareket edebiliyor ve kaybolmuyor?
İsyancıların çocukları, bari krallık için bir işe yarasınlar diye zorla biniciler bölüğüne gönderiliyor. Bunlar İSYANCI ÇOCUĞU. NEFRET ediyorlar sizden. Siz gidiyorsunuz, onları akademiye sokuyorsunuz ve ejderhaya bindiriyorsunuz. Bu çocukların EJDERHALARI ve GÜÇLERİ var. Arkanızdan iş çevirip intikam falan almak isteyip istemeyecekleri ne malum? Basit bir yemin yeterli mi sanıyorsunuz? Xaden direkt isyanı başlatan adamın çocuğu ama aynı zamanda en güçlü binici olarak biliniyor. Hiç mi endişelendirmiyor bu sizi, hiç mi şüphelenmiyorsunuz?
Tabii önlem (!) de alınmış. Bir yasak var, üçten daha fazla (veya üç ve üçten daha fazla) isyancı çocuğu bir arada bulunamaz çünkü o zaman General Melgren onların ne yapacağı göremiyormuş falan. Gördüğüm en salak saçma kural, bu çocukların gizlice buluşabileceğini (ki buluşuyorlar) akıl edemeyecek kadar salak mısınız cidden?
Ayrıca hatırladığım kadarıyla Melgren'in gücü "savaşların sonunu görmesini" sağlıyor. Üç isyancı çocuğunun buluşup plan yapması veya konuşması ile savaşın ne alakası var? Böyle bir durumda bu adamın hiçbir şekilde bunların planlarını ve konuştukları şeyleri görememesi lazım. Yazar ne yazdığını bir kere daha unutmuş herhalde.
İki krallık arasında yüzyıllardır süregelen kanlı bir savaş var ve Navarre’de asker sayısı yetersiz olduğu için zorunlu askerlik başlatılıyor. Ama savaş için en önemli kişiler olan biniciler daha akademiye bile giremeden ölebiliyorlar? Eğitimler sırasında ölebiliyorlar? Ejderhadan düşüp ölebiliyorlar? BİRBİRLERİNİ ÖLDÜRMELERİNE İZİN VERİLİYOR. Bu husustaki tek kural da birini uykusunda öldürmenin yasak olması. Neymiş, uyurken savunmasız oluyorlarmış. Sağ olun salaklar çok yardımcı oldunuz.
Yazar burada ölümcül bir akademi havası yaratmaya ve Violet’ın her zaman tehlikede olduğunu göstermeye çalışmış çünkü bunlar okuru heyecanlandırır ama yine saçmalamış.
Hadi tamam ejderha sayısı az ve hiç şansı olmayan güçsüzlerdense şansı olan güçlüler daha önemli ama güçsüzler neden ölmek zorunda? Neden ikinci bir şans verilmiyor veya biniciler bölüğünden atılıp başka bir bölüğe yönlendirilmiyorlar? Bazı durumlarda direkt akademiden de atılabilirler, sonuçta krallıkları için askerlik dışında yapabilecekleri başka şeyler de var. Hem birinci senede bir ejderha ile eşleşememiş kişilere bir kere sınıf tekrarı yapma hakkı veriliyor. Belki bu öğrenciler o zaman eşleşecekler? Hatta doğru hatırlıyorsam Sawyer karakteri de sınıf tekrarı yapıyordu ve ikinci denemesinde bir ejderhayla birleşiyordu. Demek ki olabiliyormuş. Buna rağmen neden daha hiçbir şey yapamamış kişiler de, bir ejderha tarafından seçilecek kadar iyi olan kişiler de sürekli feda ediliyor? Bu krallıkta ASKERE İHTİYAÇ VAR ve bunun için zorunlu askerlik başlatılmışken asker adaylarının sürekli olarak ölmesine izin verilmesi MANTIKSIZ.
(Bacak kasları ne kadar güçlü olursa olsun bir insanın kendinden bilmem kaç kat büyük bir ejderhanın üzerinde, ejderha bilmem kaç kilometre hızla uçarken, havalanırken, dönerken, dalış yaparken SADECE bacakları ile tutunarak sabit durabilmesi de başlı başına bir saçmalık zaten.)
Bir de Violet kitapta yırtmaçlı bir elbise giyiyor ve bir derslerinde profesörleri bir matematik (?) teriminden bahsediyor (terimin ismini hatırlamıyorum maalesef). Bu terim de sanırsam öyle çok eski bir terim değil. Yırtmaçlı elbise zaten modern zamana ait. Bu yüzden biri aydınlanmanın mumlarla yapıldığı kadar eski bir zamanda bu kavramların olmasının mantıksız olduğundan bahsetmişti. Onun dediğini de doğru buldum açıkçası.
Özgünlüğe gelirsek...Biliyorum son zamanlarda hiçbir kitap tamamen özgün değil, illaki birbirlerinden bir şeyler alıyorlar ama yazar bazı şeyleri resmen kopyala-yapıştır yapmıştı. Hem kendi fark ettiklerimi hem de başkalarından gördüklerimi yazacağım.
Kızıl Kraliçe (Minik spoiler): Ana karakter Mare’in saçları kahverengi ama uçları gümüş, ayrıca yıldırım gücüne sahip.
=> Violet'ın saçı da kahverengi ve uçları gümüş, yıldırım gücüne sahip.
Kızıl Kraliçe (BUYUK SPOILER?): Mare'in abisi bir ayaklanmanın parçası olabilmek için kendini ölmüş gibi gösteriyor.
=> Violet'ın abisi Brennan yıllarca ölü olarak biliniyor ama sonra öğreniyoruz ki aslında yaşıyormuş ve bir devrimin parçasıymış.
Açlık Oyunları: Ben seriyi okumadım ama duyduğum kadarıyla Katniss’in ağaca çıkıp gizlenirken aşağıda rakiplerinin onu nasıl öldüreceklerini konuştukları bir sahne varmış.
=> Violet akademiye gittikten kısa bir süre sonra bir gece gizlice dışarıda dolaşırken isyancı çocuklarının gelmesi ile bir ağaca çıkıyor ve saklanıyor. İsyancı çocukları da o ağacın dibinde onu öldürmekle ilgili konuşuyorlar.
Dragon School: Yine okumadığım bir seri ama duyduğum kadarıyla ana karakter ejderhalara bindikleri bir okula gidiyor ve onu güçsüz düşüren bir hastalığa sahip.
=> Kitabın konusu bu zaten.
Genç Elitler: Adelina ve annesi (ve sanırım kardeşi de) ölümcül bir hastalığa yakalanıyorlar. Adelina’nın annesi hastalık yüzünden ölürken Adelina hayatta kalıyor ama saçı gümüşe dönüyor.
=> Violet'ın annesi ölümcül bir hastalığa yakalanıp ölümden kıl payı kurtuluyor. Violet bu hastalıkla doğuyor ve saçları yavaş yavaş gümüşe dönüyor.
Eragon ve Cam Şato'ya da benzerlikleri olduğu söyleniyor. Mesela Violet'ın Xaden ile ilişkiye girerken gücünü kontrol edemediği sahne direkt Cam Şato'daki bir sahneyle aynıymış.
Şu gölge gücüne sahip, koyu saçlı, koyu renk gözlü, esmer, yakışıklı ana erkek karakterlerin ne kadar özgün olmadığını da biliyoruz artık.
Taht Oyunları, Uyumsuz ve Açlık Oyunları'ndan alınan diğer şeyleri de söylemeye gerek yok. Kitap zaten bu üçünün birleştirilmiş hali olarak pazarlanıyor (Taht Oyunları'nın yanında ancak bebek olur tabii).
Instada birinin kitabın çok özgün olduğunu söylediğini görmüştüm. Çok sağ ol, yorumuna bayağı güldüm. Lütfen okuduğunuz kitaplar hakkında incelemelere bakmadan bu tarz şeyler söylemeyin. Ben bu incelemeyi yazmadan önce en az 20 inceleme okumuş ve dinlemişimdir, çok da yardımcı oldular bana.
Yani ben eğlenmedim (acı çektim) ama beklentinizi yüksek tutmadan, eğlenmek için okunabilecek bir seri. Fantastiğe giriş için de okunabilir demek isterdim ama hiç öneresim yok, bundan çok daha iyi fantastiğe giriş kitapları vardır. Millete sanki nesnel olarak çok iyi bir kitapmış gibi anlatıp, boş yere gaza getirip, sonra hayal kırıklığına uğramalarına sebep olmaya da gerek yok. Zaten doğru biliyorsam 2,5 ayda öylesine yazılmış bir kitap, yazar da şimdi popüler oldu diye toparlamaya çalışıyor ama duyduğum kadarıyla toparlayamamış. Birinci kitaba bayılıp ikinci kitabı hiç beğenmeyen bir sürü kişi gördüm. Seriyi baştan beğenmeyenlerin fikri de hiç değişmemiş.
Böyle doğru düzgün hiç özgünlüğü olmayan, üzerine düşünülmemiş, bariz bir şekilde kötü kurgulanmış (veya kurgulanamamış) ve yazılmış, toplama kampı gibi popüler olan her şeyin olduğu gibi alınıp eklendiği kitaplar ve yazarları bırakın popüler olmayı, biraz bile değer görmeyi asla hak etmiyorlar.