Gönderi

Puan vermedi·288 syf.··
2025 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2025 22:49
Kuramsal çerçevede devlet-Kürt ilişkilerini analiz eden değerli bir çalışma. Özellikle uluslararası yazında hakim olan mevcut kuramsal modeli ("asimilasyon-direniş-direnişi bastırma") eleştirerek alternatif bir kuramsal çerçevede analizin daha doğru olacağını vurguluyor Metin Heper. Söz konusu hakim model, Türkiye'nin Kürt kimliğini baskılayarak asimile etmeye çalıştığını ve dışlayıcı olduğunu öne sürüyor. Heper ise, Türkiye'deki devlet anlayışıyla Batı'daki devlet anlayışının örtüşmediğini belirterek bu kavramsal modelin Türkiye özelinde yetersiz/hatalı olduğunu iddia ediyor. Dolayısıyla, Heper'e göre Kürtlerle Türklerin ortak bir tarihi ve kültürel etkileşiminin oluşu, olası etnik çatışmaların önüne geçen bir faktördür ve Kürt kimliği yalnızca birincil kimlik haline gelmesi noktasında tehlikeli bulunmaktadır. Heper'in önerdiği alternatif çerçeve de bunu dile getirmektedir; devlet, Kürtlerin ikincil etnik kimliklerini birincil etnik kimliğe dönüştürmelerini önlemeye çalışır. Yani, Heper'in ifadesiyle, devlet Kürtleri asimile etmez, inkar da etmez ama göz ardı eder. Heper kitapta şöyle diyor: "XIX. yüzyılın sonlarına kadar, 'Türk' sözcüğü Osmanlılar tarafından aşağılayıcı bir anlamda kullanılmıştı. 1802 yılında Halet Efendi Paris’te 'Türk' büyükelçisi olarak tanıştırıldığı zaman sinirlenmişti. Osmanlılar, ömürlerinin son on yılı (1908-1918) dışında, bir Türk birliği kurma peşinde olmamışlardı." Bu aslında Kürt meselesini anlamak adına da önemli bir alıntı. Nitekim, Osmanlı'nın egemen kimliği "ümmet" anlayışı üzerine kurulu, aidiyet de dolayısıyla din temelli. Türklük bir kimlik olarak ancak II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde önem kazanıyor. Yani hem Türklük hem de Kürtlük ikinci planda kalıyordu. Ne zaman ki imparatorluk çözülmeye başladı, işte o zaman etnik kimlikler önem kazandı. Böylece, Heper'e göre, bu süreçten sonra ciddileşen göz ardı etme politikası, milliyetçi bir nefretten değil, siyasi birlik endişesinden kaynaklanan bir refleksle ortaya çıktı. II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise "Devlet yalnızca Kürtlere değil, Türkler de dahil olmak üzere tüm unsurlara eğitilmesi gereken topluluklar olarak bakmıştır." Sorun yine etnik kimlik değildir. Heper'in merkez-çevre ilişkileri paradigmasından yola çıkarak öne sürdüğü üzere, modernleştirici-devletçi yaklaşım söz konusudur. Ne zamanki Kürtlük gibi alternatif kimlikler tehdit unsuru haline gelir, o kimliğe yönelik otoriter yaklaşımlar ortaya çıkar. Kesinlikle tavsiye edebileceğim, akademik olarak oldukça doyurucu bir kitap. Eleştirilecek yanları elbette vardır, ama hakkını teslim etmek lazım.
Devlet ve KürtlerMetin Heper · Doğan Kitap · 200826 okunma
·
91 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.