Puan vermedi·160 syf.····Okunma: 28 Nisan 2025 01:44 Han Kang'ın üç ayrı anlatıcı üzerinden kurguladığı ve alt metnine güçlü metaforlar işlediği bu kitap, Yonğhe'nin hayatına odaklanıyor. Gördüğü bir rüyadan sonra et yememeye başlayan Yonğhe, giderek gerçek hayatın akışından kopuyor.
Aile yemeği sahnesinde Kore kültürü ile Türk kültürü arasındaki benzerlikler ve ayrılıklar insanın aklına geliyor. Kızlarının et yememesinden ötürü damatlarından sürekli özür dileyen Yonğhe'nin ana babası cidden okurun siniriyle oynuyor.
Moğol Lekesi kısmında pornografik edebiyatı net bir şekilde görüyoruz. Hatta nobel almak, bol ödüllü yazar olmak için illa böyle şeyler yazma şartı mı var acaba diye de insan sormadan edemiyor.
Kitabın en güçlü kısmı Yonğhe'nin ablasının gözünden olayların anlatıldığı son kısım. Evin bütün yükünü yüklenen abla ister istemez Türk kadınlarını da akla getiriyor. Coğrafyanın değil de kadın olmanın kader olduğunu anlatıyor bir nevi bu kitap. Baba ve kız ilişkisindeki problemin kızların gelecekteki hayatını nasıl zorlaştırdığı, yapılmış olmak için yapılan evliliklerin kadınları psikolojik olarak nasıl yorduğubu net bir şekilde kitapta görmek mümkün.
Kitabın sonuna doğru akıl hastanesinde yatırılan karakterimiz kendini bir bitki sanarak su ve güneşle yaşayabileceğine dair sonsuz bir inanç duyuyordu. Kimbilir belki de Yonğhe,sudan alacağı serinlikle, güneşten alacağı sıcaklığı bir eşinden, ailesinden ya da yaşadığı toplumdan bulamadığından kendini böylesine bırakmış bir halde karşımıza çıkıyor...
Ancak yazarın şiirsel yazım tarzı nedeniyle ödül aldığını söyleyenlere katılmadığımı bildirmek isterim. Tabii bu muhtemelen çeviri kaynaklı olabilir ama çevirmen de bol ödüllü iyi bir isim.
Şiirsellik anlayışım yazarla tutmadı diyelim.
+18 için tavsiye edebileceğim bir kitap olmakla birlikte yazıda pronografik tarzda hoşlanmayanların zorlanarak okuyacağı bir kitap olduğunu da eklemeliyim buraya.