Puan vermedi·448 syf.····Okunma: 28 Nisan 2025 12:30 Kitaba aşık oldum. Sonlara doğru kalp atışım yükseldi onun öncesinde son kurbanlarla beraber artık katil durdurulmalı diye bağırmak istedim. O derece sinirle karışık heyecan içerisinde kaldım.
Şimdi huzurlarınızda
GÖRDÜĞÜNE ASLA İNANMA
Bazı kitaplar vardır, okurken cümleleri tüketmezsin;
cümleler seni tüketir.
"Gördüğüne Asla İnanma" tam olarak böyle bir kitap.
İlk sayfayı çevirdiğin anda, klasik iyi-kötü ikileminin ötesine geçiyorsun.
Bu bir hikâye değil;
bu bir psikolojik tuzak.
Bu bir gerçeklik illüzyonu.
Bu bir aydınlıkla gölgenin evliliği.
Başkarakter — vampirlikten kurtluğa evrilen, sonunda psikoloji öğretim üyesi olarak karşımıza çıkan o esrarengiz figür — insanın iç doğasını, karanlık dürtülerini ve inkâr etmeye çalıştığı tüm gölgeleri temsil ediyor.
Onun yüzü pürüzlü, gülüşü yanlış bir akor gibi tedirgin edici.
Ama asıl korkunç olan, yüzü değil:
Sana kendini sorgulatan sözleri.
Onun derslerinde sadece bilgi yok;
bir virüs var.
Bilinçaltına ekilen tohumlar var.
Ve zamanla büyüyüp gerçeğin yerini alan yanılsamalar...
Kitap boyunca sürekli bir çatışma hissi yaşıyorsun:
Ne gördüm?
Ne hissettim?
Hangisi gerçekti?
Ve en sarsıcı olan:
Bana gösterilen mi doğru, yoksa görmek istediğim mi?
Yazar, sıradan bir hikâye anlatmıyor burada.
Bir ayna tutuyor.
Ama bu ayna kırık.
Ve her parçası başka bir yalanı yansıtıyor.
Dil akıcı ama asla kolay değil;
her cümlede bir tehdit gizli.
Seni uykularında bile rahat bırakmayacak sorular bırakıyor zihnine.
Özellikle karakterin geçmişiyle günümüz arasındaki o ince ip çekildiği bölümler,
adeta zamana karşı açılmış bir yara gibi sızlıyor.
Sonuç:
"Gördüğüne Asla İnanma" bir kitap değil,
bir test.
Kim olduğuna,
neye inandığına,
ve neyi inkâr ettiğine dair.
Bitirdiğinde elinde bir roman tutmuyor olacaksın;
elinde kendinin başka bir versiyonu olacak.
Çünkü bazen, gerçekten görmek için, önce inandıklarını yıkman gerekir..