·580 syf.····Okunma: 14 Nisan 2025 13:33 Serinin 6. kitabı “Ölüm Dansı ” (The Killing Dance). Anita Blake evreninde ortalığın karıştığı yerlerden biri. Bu kitap dönüm noktasıydı, hem aşk üçgeni doruğa çıkıyor hem de Anita'nın hayatı tamamen değişiyor.
Anita kendini bir tetikçinin hedefinde bulur. Yani biri onu öldürmek istiyor, hem de profesyonel biri. Bir yandan hayatta kalmaya çalışırken, diğer yandan özel hayatı fena halde karışıyor. Çünkü Jean-Claude (vampir efendimiz) ve Richard (küçük kurdumuz) arasında bir seçim yapma zamanı geliyor ve bu sefer işler sadece duygusal değil... güç dengeleri, doğaüstü ittifaklar ve Anita'nın içindeki karanlık da devreye giriyor.
Aşk üçgeni patlama noktasında: Jean-Claude mu, Richard mı? Anita bu kitapta bir seçim yapıyor, ama olay sadece kalp değil, hayatta kalmak da söz konusu.
Richard’ın içindeki kurtla savaşı iyice artıyor ve bu savaşı izlemek bir yandan hüzünlü, bir yandan da sinir bozucu hale geliyor.
Şimdi kitabı çok sevdim ama yine de biraz eleştireceğim. Anita'nın doğaüstü dünyaya bu kadar hâkim, deneyimli olması ve Richard'ın ilk dönüşünü izleyip bir anda tiksinmesi bayağı zayıf yazılmış bir kırılma noktasıydı bana göre. Yani kızım sen yıllardır vampirlerle, zombilerle, kurtadamlarla haşır neşirsin, adamın ayda bir içinden dört ayaklı çıkacağını bilmiyor musun? Üstelik, dönüşüm sahnesi çok da abartılmış değildi. Evet vahşi, evet korkutucu ama Richard’ın kendiyle savaşı zaten göz önündeydi. Anita, onun bu tarafını kabul etmekte bu kadar zorlanacaksa neden başından beri onunla birlikte olmaya çalıştı?
Sanki yazar orada Anita’nın Jean-Claude’a geçmesi için bir sebep lazım, ne koyalım? demiş ve biraz zorlama bir sebep yazmış gibi.Ama bu kadar ani bir soğuma... karaktere hiç yakışmadı.
Bir de Anita’nın Jean-Claude’un o karanlık havasını hep kabullenmiş olmasıyla Richard’ın karanlık yönüne tiksinmesi çok çelişkili. Halbuki iki tarafın içinde de benzer bir canavar yatıyor ama Jean-Claude’unkini seksi buluyor, Richard’ınkine kusacak gibi oluyor. Yani biraz çifte standart Anita vakası gibiydi.
Ama şunu da kabul etmek lazım:
Jean-Claude’un o dönüşüm sonrası “Ben buradayım ma petite, seni anlayan tek kişiyim” edası... bayağı büyüleyici yazılmıştı. Adam o anı bile avantaja çevirdi. O karanlık çekicilik, o zarafet . Yani Richard hâlâ "içimdeki kurdu bastıramıyorum" diye ağlarken Jean-Claude kırmızı şarap eşliğinde strateji kuruyordu resmen .