10/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 137. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2025 00:00
"AZDAHAK" "Bu topraklardaki zulüm hiç bitmeyecek, kargaşa hep sürecek, kan akışı durmadan körüklenecek. Beklenen kurtarıcının gelmesi için şiddet ve ölümler daimi olmak zorunda. Burayı cehenneme çevirenlerin inancı 'Kanı ne kadar çoğaltırsanız cennete o kadar yaklaşacaksınız!' diyor. Kıyameti isteyen sapkın akıllar, bunu başararak kendilerini kurtaracaklarını düşünüyorlar." Tarihin sisli koridorlarında yürürken, bazen bir efsane belirir karşımıza; bazen de o efsane, yaşanmış bir gerçeğin yankısıdır. Eserimiz, gerçek ile mitoloji arasında ustaca kurulmuş bir köprü. Mitolojik bir dünyanın derinliklerine sürükleyen, fantastik öğelerle tarihi ve felsefi katmanları ustaca harmanlayan, efsanevi anlatılarla beslenen ama günümüz insanına da aynalar tutan güçlü ve etkileyici bir eser. Peki, Azdahak Kimdir? Eski Pers mitolojisinde, başında yılanlar çıkan ve kötülüğün sembolü olarak görülen efsanevi bir kral figürüdür. Dahhak, Zahhak ya da Zohak İran mitolojisinde şeytani bir figür, isim Avesraca’da “ejderha, iblis” anlamına gelen Azi Dahâk’dan türediği düşünülüyor aslında. Şehname’de geçiş şekli de böyle. Ayrıca sadece fiziksel bir canavarı değil, kontrolsüz hırsın, doyumsuz gücün ve yıkıcı ihtirasın simgesi.. Yazar, bu kadim efsaneyi alıp, tarihsel olaylarla harmanlayarak bizlere hem düşündürücü hem de büyüleyici bir hikâye sunuyor. Kitapta yalnızca bir karakterin ya da bir halkın hikâyesi anlatılmıyor; aynı zamanda insanlık tarihinin temel çatışmaları da gözler önüne seriliyor: İktidar ve adalet, hırs ve erdem, ihanet ve sadakat. Eser, tarihî bir çerçeve içinde kurgulansa da, esasında bir insanlık hikâyesini anlatıyor. Baş karakter Azdahak, doğu mitolojilerinde “başındaki yılanlar” ile kötülüğün ve doymak bilmez arzuların sembolü. Yazar, bu efsanevi figürü yalnızca bir "kötü kral" olarak sunmuyor; onu bir insan olarak işliyor: Korkularıyla, arzularıyla, yalnızlığı ve pişmanlıklarıyla… 1577 yılı Ramazanın ilk gününde İstanbul’da ortaya çıkan kuyruklu yıldız, Müneccimin gerekli bilimsel açıklamalarına rağmen İmparatorluğun zirvesinde ve halk arasında endişeye, çeşitli batıl inanç ve düşüncelere sebep olur. Ve anlatı boyunca bir sır bizleri karşılıyor. Gökten inecek bir kurtarıcı için cinayetler işlemeyi, zulümler üretmeyi masum bir inanış olarak gören Azdahaklar, bu gök olayı ile efendilerinin gökten ineceğini, tüm dünyayı kötülükten arındıracağı günün geldiğine inandırırlar herkesi. Devletin içine de yerleşmeyi başaran Azdahaklar, bu sapkın inanışları nedeniyle çakır gözlü hamile kadınları hedef alarak efendileri için kurban ettikleri gizli ayinler yaparken bir yandan da halk arasında dedikodular yayıp ilgiyi başka yerlere çekmeye çalışırlar. Ceninlerin beyinlerini alıyolar kutsal kitaplara sürüyor, Ayasofya'da bu kitapları teşhir ediyorlar. Cennet tozu ile kadınları vahşice öldüyor, bu kadınların cesetleri kimi zaman Haliç'e atıyor kimi zaman ise köpeklere veriyorlar. Kan ve vahşetin çığlıkları İstanbul semalarında günlerce duyuluyor. Romanın merkezinde, efsanevi Med Kralı Cemşid'in soyundan geldiği iddia edilen genç ve idealist Feridun yer alıyor. Zalim kral Azdahak'ın hüküm sürdüğü topraklarda yaşayan Feridun, halkın çektiği acılara dayanamaz ve Azdahak'a karşı bir mücadele başlatır. Bu mücadelede ona bilge Kavi ve demirci Gavs gibi önemli figürler eşlik eder. Feridun'un idealizmi, Azdahak'ın karanlık hırsı, Kavi'nin bilgeliği ve Gavs'ın halkın sesi olması, romanın tematik derinliğini artırıyor. Yan karakterler de kendi motivasyonları ve rolleriyle olay örgüsüne önemli katkılar sağlıyor. Feridun'un Azdahak'a karşı başlattığı mücadele, adaletin tesisi ve halkın özgürlüğüne kavuşma arayışını simgeliyor. Bu mücadele, umudun ve direnişin önemini vurguluyor. Yazar, Zerdüşt mitolojisini ve antik Pers tarihini ustaca harmanlayarak, fantastik bir dünya yaratırken aynı zamanda tarihi ve kültürel referanslara da yer veriyor. Bu durum, romana derinlik ve zenginlik katmakta. Romanın en belirgin temalarından biri, iktidarın yozlaştırıcı etkisi ve zulmün doğası. Azdahak'ın acımasız yönetimi, gücün nasıl kötüye kullanılabileceğini ve bunun halk üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Kitapta, kelimeler özenle seçilmiş, anlatım ritmik bir akışla ilerliyor. Özellikle betimlemeler çok güçlü; okurken adeta eski bir Pers sarayının koridorlarında dolaşıyor, savaş meydanlarının tozunu hissediyor, efsanevi karakterlerin nefesini duyabiliyoruz. Tarih ve mitoloji harmanlı romanları sevenler, insan ruhunun karanlık yönlerine edebi bir pencereden bakmak isteyenler, güç, özgürlük ve insanlık halleri üzerine düşünenler için Azdahak kaçırılmaması gereken bir eser. Iskender Pala, Azdahak ile bir kez daha zamanın ve mekânın sınırlarını aşarak evrensel bir hikâye anlatıyor. Sadece bir roman bitirmiş olmuyoruz; tarihin, mitlerin ve insan ruhunun derinliklerine doğru bir yolculuk da yapmış oluyoruz. Gücün cazibesine kapılan bir insanın, zamanla kendi içine düştüğü çöküşü izlemek; bir yandan merhamet, bir yandan ürperti hissettiriyor. Kitabın sonunda sadece karakterleri değil, kendi iç dünyanızı da sorgularken buluyoruz. Azdahak'ı, sadece bir efsanenin yeniden anlatımı değil; insanın kadim hikâyesinin yeni bir yorumudur. Güçle zehirlenen bir ruhun trajik hikâyesini okurken, aynı zamanda bireysel ve toplumsal düzeyde özgürlük arayışının evrensel doğasına tanıklık ediyoruz. Karanlık sadece dışarıda değil, içeride de büyüyebilir. Onu yenmenin yolu ise bazen kendimizle savaşmaktan geçer. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,635 okunma
·
65 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.