Yorumunuzu ve katkınızı takdir ediyorum, düşünsel tartışmalar metinleri zenginleştirir, buna katılıyorum. Ancak bazı noktaları açmak gerekiyor.
Öncelikle şunu belirtmek isterim: Elbette Hekimoğlu İsmail’in takma ad kullandığını biliyoruz. Ancak burada mesele bir bilgi eksikliği değil, çok daha derin bir çelişki. “Hekimoğlu İsmail” dedesinin adı olabilir ama bu, yazarın kendi kimliğini bilinçli biçimde geri planda tuttuğu gerçeğini değiştirmez. Roman boyunca kahramanına ölümüne dik durmayı, bedel ödemeyi, susmamayı salık verirken; yazarın kendisinin en küçük bir bedelden bile kaçınması, bu söylemin inandırıcılığını zayıflatır. Kahramanına cesaretin manifestosunu yazdırıp, kendisi görünmez kalmayı tercih etmesi, okurda “başkasının sırtından kahramanlık yazmak kolay” hissini uyandırıyor. Bu çelişkinin altını çizmek zorundayız.
Bununla bağlantılı olarak, kitabın içinde sıkça karşılaştığımız başka bir problem de yazarın merhamet anlayışıyla ilgili. Özellikle “Allah’ın bir kavme bela vermesi, bizim karışmamamız gereken bir şeydir” gibi satır arası mesajlar, kadercilik kisvesi altında merhametsizlikle, edilgenlik arasında gidip geliyor. Bu bakış açısı, bugünün dünyasında yaşanan zulümler karşısında susmayı, tepki göstermemeyi, hatta yardım etmemeyi meşrulaştırıyor. Bu sadece tehlikeli bir fikir değil, insanlık onuruna da ters düşüyor. Eleştirdiğimiz tam da bu: İnancı, aktif adaletsizlik karşısında bir suskunluğa dönüştüren anlayış.
Bir de şu var: Bu kitap yalnızca “iman uğruna mücadele” romanı değil. Evet, inanç ve idealizm gibi temalar var ama bu kitabın asıl meselesi belli bir ideolojik çizgiyi kurguyla parlatmak. Okuyana bir hakikat sunuyormuş gibi yapıp, aslında oldukça tek taraflı bir dünya görüşünü “doğru yol” gibi sunmak. Bunu da roman kurgusu üzerinden yürütmek. Cihat çağrısı kitabın her satırında dolaylı ya da doğrudan işleniyor. Yazar açık açık “cihat” demese de, Osmanlı göndermeleriyle, Osmanoğlu ailesine methiyelerle, şeriatla nasıl yaşanır, bu düzene karşı nasıl savaşılır gibi soruları tekrar tekrar öne sürerek bunu yapıyor. Yani “cihat” demese de o çağrıyı defalarca yapıyor. Bunu görmezden gelmek mümkün değil.
Şu ana yazdıklarımla bir bak bakalım koymadığımız var mı? Ben beğendiğim, koymak istediğim incelemeyi aldım. Eksik olduğunu düşündüğüm şeyi ekledim. Eksik olan bir şey var mı? Yorumunuzda yazarın metnine sempati oluşturacak şekilde savunulması, bu bağlamda düşündürücü. Çünkü burada mesele bir edebi beğeni değil, değerler sistemi. Laiklik, toplumsal eşitlik, kadın temsili, eleştirel düşünce gibi evrensel insani ilkelerle çelişen bir anlatının, sadece “inanç uğruna mücadele” çerçevesinde yüceltilmesi, bu çelişkileri görünmez kılıyor.
Kısacası, meselemiz bir yazarın inancını anlatması değil; bu inancın, başkalarının özgürlüklerini, temel haklarını, düşünsel zenginliğini bastırmak için bir araç hâline getirilmesi. Bu yüzden bu romanı sadece “bir dönemin ruhu” olarak okumak değil, taşıdığı mesajların bugün nelere zemin hazırlayabileceğini de görmek gerekir.
Yeniden teşekkürler, bu tür tartışmaların çok önemli olduğunu düşünüyorum.